Kenara ittiğim acılarım vardı benim, gözlerimi açtığım anda boğazıma sarılıp, nefeslerimi kesecek türde acılarım, bu yüzdendi uyanamayışlarım, bu yüzdendi bencilce kendi dünyama kapanışlarım. Sanki bir kaç yıl önceki acizliğime ışık hızında dönüş yapmış gibiydim, yine odamdaydım, yine kendimi kapatmıştım herkese, yine korkularıma esir düşmüştüm.
Ama bu sefer her gün kapımı çalan bir Jungkook yoktu hayatımda, onu bir gün önce yeni evine yerleştirmiştim, soğuktu orası, fazla ıssızdı, arkadaşıma göre değildi, hiç hoşuna gitmemişti, buna emindim. Benim kardeşim soğuğu sevmezdi çünkü, ne zaman tasarruf yapmak için evin ısısını düşürsem bana küfredip dururdu, en dayanamadığım şey soğuk derdi, kışları hiç sevmezdi.
Bütün bunlara rağmen içimin rahat ettiği bir şey vardı, o da eşinin de hemen yanıbaşında olmasıydı, belki o ısıtırdı savunmasız arkadaşımı, belki toprağın altı bile aşkları sayesinde cennetten bir parça olurdu.
Sen belki toprağın altında bile ısınırdın güzel arkadaşım ama ben ne yapacaktım? Tasarruf yapmaktan vazgeçip, en yüksek dereceye almıştım evin ısısını, üzerimde kat kat yorganlar vardı ama ısınamıyorum Jungkook, hala ısınamıyorum kardeşim, abin elini bıraktığı günden beri ısınamıyor, hiç bir şey onu ısıtmaya yetmiyor.
Başımda bekleyen Jin hyung ve Jimin için bile açamıyorum gözlerimi, açarsam daha da üşeyecekmişim gibi hissediyorum, senin olmadığını kendi gözlerimle görürsem yüreğimde fırtınalar esecek gibi hissediyorum kardeşim.
Gözlerimi açmadan ağlıyorum kaç gündür, her seferinde yastığıma doğru akıtıyorum aciz göz yaşlarımı. Ben akıtmaktan yoruluyorum, onlar akmaktan yorulmuyorlar. Tükenmiyorlar sanki, bedenim tükense de senin gidişine akmak için bekleyen göz yaşlarım tükenmek bilmiyor.
Tekrardan sağ gözümden bir damla yastığıma doğru yol alırken, titreyen bir el tarafından silinmişti.
Jimin'di bu, titreyen elleriyle başımda bekleyip, gözyaşlarımı silen kişi Jimin'di.
"Yo-yoon..."
Sesi de en az elleri kadar titriyordu, gözlerimi açamasam da her an yıkılmak üzere olduğunu ben bile yattığım yerden hissetmiştim, şuan yanımda olmasa hüngür hüngür ağlayacağını biliyordum, kendini sıktığı her halinden belliydi, gözümü açsam ilk karşılaşacağım şeyin ağlamamak için ısırdığı dudakları olacağından adım gibi emindim.
Değişmişti Jimin, yol arkadaşının yokluğu onu çok değiştirmişti.
"Bu böyle olmayacak, 3 gün oldu bir şeyler yemeden vücudu dayanmaz. Doktoru arıyorum, bir serum daha taksın." Jin hyungun sesi yine endişe içindeydi, yemek yemeden, su içmeden 3 gün geçmişti demek.
Damarlarıma girip, vücudumu dolaşacak tuzlu su ne kadar iyi edebilirdi ki beni? Gözlerimi açmam için bir sebep sunabilir miydi bana, ya da ruhumu iyileştirebilir miydi benim?
İlk zamanlar diyordum ya, kalbimde büyük bir boşluk var, dolmasını bekliyorum diye. Şimdi bu boşluğun kapanmasını beklerken, bir kara delik misali gittikçe büyümüştü, kapanması olası bile değildi artık.
Jin hyungun aceleyle odadan çıkmasının ardından titreyen eller tekrardan sağ elimi sarmıştı, bir şeyler söylemek ister gibi bir hali vardı sanki.
"Bir tek sen kaldın..." Tahmin ettiğim gibi boş odada yutkunarak konuşan beden çaresizce bir şeyler anlatmak istiyordu bana.
"Bir tek sen varsın, sığınabileceğim bir tek sen kaldın."
Hayat bizi buna zorlamıştı, bir tek biz kalmıştık birbirimize destek olabilecek. İki yalnız kalp, başbaşa kalmıştık.
"Canım çok..." kendini sıkmaktan konuşamayan bedene kalkıp sarılmak istedim, sıkma kendini, ağlayabilirsin sen de demek istedim ama yapamadım, üzgünüm Jimin yapamadım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
IDYLLIC // yoonmin
FanfictionBir randevu sonrasında "bizden asla olmaz" sonucuna varan ikili, arkadaşlarının onlara bıraktığı minik emanetten sonra sonsuza dek birbirlerine bağlanmak zorunda kalırlar. Not: Kurgu mpreg içerir.
