Bazen hayal ve gerçeklik arasındaki ince çizgi yok olur ve siz tam olarak ne yaşadığınızı bir türlü anlamazsınız, bu başıma gelen şey hayal mi yoksa gerçek mi diye sorgular durursunuz?
Şu anda başıma gelen şey tam olarak buydu, dudaklarımın üstüne baskı yapan dolgun dudaklar rüyadan mı ibaretti yoksa bunu gerçekten yaşıyor muydum bilmiyorum? Bedenim öyle bir şok içerisine girmişti ki, ne öpüşüne karşılık verebilmiştim ne de elimle onu itip durmasını isteyebilmiştim.
Teslimiyetti benimkisi, ruhumu çoktan Jimin'e teslim etmiştim zaten, bugün de bedenim ona teslim olmuştu, direnemiyordu sanki çünkü özlem vardı her zerremde, nasıl direnebilirdim ki dokunuşlarına?
Elleri belime doğru kayıp, beni sıkıca kavrarken düşünebildiğim tek şey ellerinin belimle ne kadar uyumlu olduğuydu, Jimin'in elleri sanki beni belimden kavraması adına özellikle yaratılmış gibiydi, beden uyumu denilen şey bu olmalı diye düşündüm. Biz birbirimize gerçekten de tam anlamıyla uyuyorduk. Başka elleri belimde, başka birinin dudaklarını dudağımda hayal dahi edemezdim. Bu uyumsuz iki yapboz parçasını birleştirmekten farksız olurdu.
Öpüşü biraz daha hırçınlaşıp, diliyle ağzımı aralamamı sağlamış, ben de tecrübesizce uyum sağlamaya çalışmıştım. Boşta kalan ellerimi ne ara boynuna dolayıp, Jimin'in bedenini kendime bastırdığımı hatırlamıyordum bile, kendimizden geçmiş gibiydi tavırlarımız.
O kadar yıl bekledikten sonra sonunda karşılık alabilmek, bambaşka bir histi, özellikle de umutlarımı tamamen bir kenara atıp, unutmak için adımlar atarken Jimin'in bir anda içimdeki tüm tohumları yeşertmesi inanılabilir gibi değildi. Kollarımı boynuna sarmamış olsaydım belki de titreyen bacaklarım yüzünden çoktan yeri boylayabilirdim.
Uzun öpüşmemiz yüzünden nefes nefese dahi kalsak bir türlü kopmak istememiştik, özlemdendi belki bilmiyorum, belki de o da benim kadar özlem duymuştu, bu yüzdendi dudaklarımızın ayrılmayışı. Ruhum ilk başta anlık olarak bocalasa da vücudum bir saniye olsun Jimin'in dudaklarını yadırgamamıştı, dudaklarım sanki ait olduğu yeri bulmuştu.
Sırtım dolap kapağına sürtünmeye devam ederken bedenim tamamen Jimin tarafından sıkıştırılmış gibiydi, vücudunun tüm sıcaklığını hissederken sakin kalmak benim için imkansızdan da öteydi, elleri belimi terk edip yavaş yavaş kalçama inmeye başladığında birbirimize bir adım değil resmen on bin adım falan attığımızı fark etmiştim. Bugünki Jimin çok daha farklıydı, gözü kararmıştı, kendinden emin bir duruşu vardı, gözlerinin içine baktığımda gördüğüm şey sinir ya da başka bir duygu değildi, sadece şehvetten ibaretti.
Yine de emin olmak adına ellerimi göğsüne koyarak hafifçe ittirmiş, dudaklarımızın minik bir şapırtıyla ayrılmasını sağlamıştım. Bedenlerimizi ayıran kişi ben olsam da ayrıldığımızda yokluğunu hissedip anında üşüyen kişi yine bendim, içimde bir yerlerde ona yapışıp kalmayı arzulayıp duran bir kısım vardı ve asla susmak bilmiyordu.
"Devam edersek..." nefesimi toparlayamadığım için duraksamak zorunda kalmıştım, o da aynı benim gibi nefesini toparlamaya çalışıyordu. "Her şey çok daha farklı olacak."
Gözlerini bir an bile üzerimden çekmezken devam etmiştim. "Eğer bu noktadan sonra vazgeçip de gidersen hiç bir şey eskisi gibi olmaz, iyi düşün Jimin, hata yaparsak Soo Jin'in aile kavramını yerle bir ederiz."
Aslında Jimin'in de bu adımı bir anda attığını düşünmüyordum, dudaklarıma yapışması için bir sürü fırsat varken bunu yapmamıştı, belki de kendisiyle savaşıp duruyordu, duygularından emin olmaya çalışıyordu.
"Ben zaten düşüncelerim yüzünden kendime yıllarca acı çektirdim, salak güvensizliğim yüzünden, bağlanma problemlerim yüzünden ne kadar sıkıntı çektiğinin farkındayım ama emin olmadan gelmek istemedim sana."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
IDYLLIC // yoonmin
Fan-FictionBir randevu sonrasında "bizden asla olmaz" sonucuna varan ikili, arkadaşlarının onlara bıraktığı minik emanetten sonra sonsuza dek birbirlerine bağlanmak zorunda kalırlar. Not: Kurgu mpreg içerir.
