Yoongi'nin anlatımı:
Yaşamımız boyunca çoğu şeyi okullar aracılığıyla, kitaplarla ya da bazı videolar sayesinde öğrensek de bazı konularda bu kaynaklar cidden yetersiz kalıyordu. Okullar insanlara nasıl doktor olacağını öğretebilirdi belki, ama nasıl iyi bir doktor olunabileceğini öğretemezdi. Okuduğumuz çocuk gelişim kitapları ebeveyn olmayı bir yere kadar anlatabilirdi, gerisi tamamen bana ve Jimin'e kalmıştı.
İkimiz de bu konuda fazla duyarlıydık, Soo Jin'le biraz tecrübe kazansak da yine de kendimizi yetersiz hissediyorduk. Bitmek bilmeyen tatlı telaşlarımız vardı bizim, Jimin'in karnıma bile dokunduğunda titreyen elleri, benim her hareketlerini hissettiğimde delicesine atan bir kalbim vardı.
Bu karmaşık hisler bile ne kadar iyi baba olacağımızın kanıtıydı belki de. Mucizelerimizi kucağımıza aldığımız zaman anlayacaktık her şeyi.
Vakit daraldıkça korkularım zıt bir şekilde artsa da heyecan ve mutluluk hissi daha baskın geliyordu bedenime. Küçük bir çocuğun okula başlama heyecanıyla aynıydı sanki hislerim, bir yandan bilinmezlik korkusu, bir yandan da kavuşma dürtüsü. Minik kalbim her gece heyecandan dolayı kasılırken uyku tutmadığı için ikizlerimizin kalacağı odayı kafamda dizayn etmekle uğraşmıştım. Kafamdaki şey sonunda bittiğindeyse yaptığım ilk iş tüm sabırsızlığımla sevgilimin tepesine dikilerek aklımdakileri anlatmak olmuştu.
İlk taşındığımız zamanlarda şikayetçi olsam da evimizin büyük olması bizim için büyük bir avantaj haline gelmişti. Bu eve girerken üç kişiydik, bir anda beş kişilik bir aileye dönüşeceğimizi tahmin bile edemezdim.
Minicik bir ailede doğan ben, şimdi kendime ait ve bir o kadar kocaman olan ailemi içimdeki tüm sevgiyi harcayarak kurmuştum. Cıvıl cıvıl olacaktı yuvamız, bir saniye bile sessizliğe bürünmeyecekti. Küçük ayak sesleri hiç kesilmeyecekti, belki biraz ağlama sesleri de eşlik edecekti ama olsun, bu anı çok beklemiştim artık yalnız olmak istemiyordum. Yılların vermiş olduğu yalnızlık acısını bu şekilde çıkaracaktım, ellerimi bir saniye bırakmayan eşim ve üç çiçeğimle birlikte bir saniye bile yalnızlığı hissetmeyecektim.
Depo niyetine kullandığımız odayı boşaltıp, bebek odası yapmaya girişmiştik ya da şöyle demek daha uygun olacaktı, Jimin girişmişti ben istemesem de oturduğum yerden komut verme görevini üstlenmek zorunda kalmıştım.
Ağır eşyaları tek başına oradan oraya taşıyan eşimi izlemek benim için tam bir işkence haline gelmişti, terden alnına yapışan saçları, nefes nefese kalan bedeni ister istemez suçlu hissetmeme sebep olmuştu. Bir ucundan tutabilsem işin çabucak biteceğinin gayet farkındaydım ama adım atmaktan bile yoksun bedenim önüme engel çıkarmaktan başka bir işe yaramıyordu.
Sabahın erken saatlerinde başlayan bu koşuşturmaca öğlen vaktine kadar devam etmişti. Bu kadar saat boyunca sadece eşyalar odadan çıkarılabilmişti, daha boyanacak duvarlar, kurulacak iki beşik ve dolap bizi beklerken Jimin'in bitkin vücudu bana yeteri kadar vicdan azabı çektirince çareyi Jin hyungu ve Namjoon'u çağırmakta bulmuştum.
Ve işte sonuç olarak buradaydık.
Ben karnım yüzünden kapatamadığım aralık bacaklarımla kenara çektiğimiz sandalyede otururken Jin hyung, Jimin'le tartışmakla meşguldü, Namjoon ise zemine oturmuş eline aldığı kullanma kılavuzunu üçüncü kez okuyordu.
Tam yarım saat boyunca Jin hyungun pembe duvar takıntısıyla uğraşmak zorunda kalmıştık, açıkçası pembe rengi pek de sevmiyordum ve bebeklerimin böyle bir odada uyumalarını da istemiyordum. Jimin de benimle aynı fikirde olduğu için büyük bir tartışmaya girmişlerdi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
IDYLLIC // yoonmin
FanfictionBir randevu sonrasında "bizden asla olmaz" sonucuna varan ikili, arkadaşlarının onlara bıraktığı minik emanetten sonra sonsuza dek birbirlerine bağlanmak zorunda kalırlar. Not: Kurgu mpreg içerir.
