Evlilik...
Şu kelime yıllar önce çok daha farklı gelirdi Yoongi'nin kulağına. Evlilik aşkı öldüren, zamanla çifti birbirinden soğutan, hayatı monotonlaştıran, omuzlara bir ton sorumluluk yükleyen ve bir kez içine düştün mü asla çıkılmayan bir bataklık gibi gelirdi.
Evlilik nasıl aşkı öldürebilirdi ki?
Güne aşık olduğun yüzü görerek başlamak, aynı masada oturmak, en küçük ayrıntısına kadar ezberlemek, kimsenin bilmediği minik huylara ev sahipliği yapmak ne kadar kötü olabilirdi ki? Yoongi halinden oldukça memnundu, daha kendi gözünü tam anlamıyla aralayamazken eşinin şişmiş gözlerine merhaba demek, kahkahalar eşliğinde kahvaltı yapmak, Jimin'in garip alışkanlığı yüzünden her sabah Soo Jin'in saçlarını tararken hevesle sırasını bekleyen koca bebeğinin de saçlarını önüne oturtarak taramak, bunun gibi daha sayılamayacak bir sürü güzel şey vardı, bu döngüye girmek Yoongi'nin hayatında yaşadığı en güzel şey olabilirdi.
Beraber koskoca 5 yılı devirmişlerdi, bir kez olsun kırıp, incitmemişlerdi, ne kadar kızgın olurlarsa olsun bir kere bile ses tonlarını birbirlerine karşı yükseltmemişlerdi. Mutluluğu zor bulduklarından dolayı mı bilinmez ama Jimin de Yoongi de evliliklerini hiç bırakmamak üzere sıkı sıkı tutmuşlardı.
Bu verdikleri sözden olsa gerek Jimin şu anda eşine ne kadar kızgın olursa olsun kalbini kıracak bir şey yapmamıştı, tek yaptığı şey kollarını önüne bağlayarak hastane koridorunda önden yürümekten ibaretti. Arkasından paytak adımlarıyla ona doğru yürüyen eşini hissedebiliyordu ama sinirlenmişti bir kere, siniri aslında Yoongi'den ziyade daha çok kendisineydi.
"Jimin!"
Yoongi onu dinlemeden önden giden eşine kızgınlıkla bağırmaktan başka bir şey yapamamıştı, onun suçu değildi ki, hem şu haliyle arkasından yetişmesi mümkün değildi.
Jimin daha fazla çocukluk etmeyi bir kenara bırakmış, adımlarını oldukça yavaşlatmıştı, dördüncü ayı olduğu halde ikizlerden dolayı karnı oldukça büyüyen eşinin ona yetişmek adına daha fazla işkence çekmesine gönlü razı gelmemişti. Hastane zeminini inceleyen bakışlarını bozmadan bulunduğu noktada beklemiş, Yoongi'nin koluna dokunmasıyla ona yetiştiğini ancak anlayabilmişti.
"Kızma bana ama, dayanamam ki." Yoongi de en az eşi kadar endişelenmişti ama elinde olan bir şey değildi ki. Hafiften dolmuş gözlerini Jimin'e dikerken tek umudu karşısında duran inatçı bedenin yelkenlerini suya indirmesiydi.
Jimin kolunu tutan sevimli eşinin gözlerine bir kez bakarsa olacakları bildiğinden hastane zeminine bakmaya devam etmişti.
Yoongi istediği dönütü alamayınca şişkin karnı yüzünden zorla eğilerek yere bakan Jimin'in görüş alanına suratını sokmuş, büzdüğü dudaklarıyla tekrar şansını denemek adına "Alışkın değilim küsmene." diye mırıldanmıştı.
Bu hale gelmelerinin nedeni beraber kontrole gittiklerinde doktorun Yoongi'ye yetersiz beslendiği hakkında nutuk çekmesiydi. İkizler olması gerekenden daha miniklerdi ve bu Yoongi'nin yeterli beslenememesinden dolayıydı. Jimin kendini her açıdan yetersiz hissetmişti bunları duyduğunda, belki de daha erkenden öğrenip eşinin yanında olabilseydi bunlar başlarına gelmeyecekti.
Hastane odasından çıktıklarından beri Jimin Yoongi'yle göz teması kurmuyordu, bir ay boyunca ayakta uyutulmuştu, erken söylenilseydi bu stresi yaşamalarına gerek kalmayacaktı.
"Jimin..." git gide düşen ses tonuyla son kez eşine seslenen Yoongi ciddi anlamda ağlama raddesine gelmişti, zaten bebeklerine iyi bakamadığı için suçluluk duygusu hissederken bir de Jimin'in böyle davranması tamamen duygusallaşmasına sebep olmuştu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
IDYLLIC // yoonmin
FanfictionBir randevu sonrasında "bizden asla olmaz" sonucuna varan ikili, arkadaşlarının onlara bıraktığı minik emanetten sonra sonsuza dek birbirlerine bağlanmak zorunda kalırlar. Not: Kurgu mpreg içerir.
