Bölüm 17

2.2K 184 326
                                        


İnsan cidden değişik bir varlıktı, bir çok yönden aciz görünsede aslında içinde çok güçlü bir varlıktı. Mesela alışamadığı şey yoktu insanın, yeni ilişkilere, yeni insanlara, şehirlere, duygulara, vedalara, gidişlere, dönüşlere, her şeye alışabilecek güçteydi insan.

Ben de alışmıştım, bir yabancıyla aynı evi paylaşmaya, en yakınımla vedalaşmaya, minik bir bebeğin sorumluluğunu almaya, Park Jimin'in eşsiz aşkına ve daha birçok şeye bir anda alışmıştım.

Alıştıktan sonra gerisi kolaydı, sadece zamanın akışını izlemek kalıyordu geriye, o zamanın insanları nasıl değiştirdiğini, nelere sebep olduğunu izlemek kalıyordu.

Belirli bir yaşa gelen insanlar zamanın etkisiyle yalnızca ruhunu olgunlaştırıyordu, Jiminde bende fiziksel olarak çok büyük bir değişim yaşamamıştık ama ruhumuz yaşadıklarımızla adeta baştan inşa edilmişti. Bu zaman diliminde en çok değişen kişi Soo Jin olmuştu, minik kızım her ay biraz daha değişmişti ve biz onu hayranlıkla izlemiştik. Şimdi 1 yaşına giriyordu güzel meleğim yanı başımızda ilk yaşına giriyordu, kim bilir daha kaçıncı yaşlarına şahitlik edecektik?

Minik bir kutlama yapmak istediğimizden tek yakınımız olan Jin hyungu ve Namjoon'u çağırmıştık. Her şeyi kendi emeklerimizle yapmak istemiştik, evin süslemesini, yaş pastayı her şeyi biz hazırlayacaktık. Bu yüzden ben aceleyle pasta yetiştirmek için mutfakta boğuşurken Jimin başımda dikilmekle meşguldü, tabii onun için bu dikilmek değildi elindeki kamerayla kızımız için video çekiyordu.

"Evimizin harika şefi Yoongi baban pastanı yapma görevini üstlendi Soo Jin." Kamerayla bana doğru zoom yaparken kendimi rahatsız hissetmiştim, oldum olası kamera çekimlerini sevmezdim zaten.

"Pekii, Jimin baban ne işe yarıyor sor bakalım kızım?" Demiştim kameraya doğru dönüp sinirle hesap sorarken.

"Bu işi yapmak da o kadar kolay değil hayatım, hem bu vereceğimiz en güzel hediye bence." Elindeki kamerayı sallayarak yaptığı işin ciddiyetini anlatırken alayla gülemeden edemememiştim. Ben pastanın içine koyacağım meyveleri sudan geçirirken tezgahın arkasından dolanıp kafasını omzuma yaslamasıyla tüm sinirim bir anda uçmuştu.

Bu anı biriktirme işi cidden çok güzeldi ama Soo Jin içeride mışıl mışıl uyurken bizim videoda sürekli ondan bahsetmemiz dışarıdan bakıldığında çok aptalca duruyordu.

"Bu çekim işlerinden pek anladığım söylenemez o yüzden sen beni yönlendir sevgilim." Demiştim omzumdaki bedene doğru kafamı çevirip dolgun yanaklarına güzel bir öpücük kondurarak. Aslında bazen öpücükten de fazlasını istediğim zamanlar da oluyordu, Jimin'in yanakları cidden zaafımdı ve ben bir gün onları ısırıp bırakmamak istiyordum.

"Bu videolar Soo Jin'in ileride bizi ve babalarını daha iyi tanıması için, büyüyünce ona her şeyi anlatacağımıza göre videolarda da bahsedebiliriz."

Dedikleriyle krem şanti paketini elimden bırakmış, ona doğru dönmüştüm. Evet, ileride bahsedecektik ve o gün yaklaştıkça korkularım da çığ gibi büyümeye başlamıştı. Nasıl anlatılırdı ki, en iyi dille nasıl ifade edilirdi? Ya bize çok kızarsa diye düşünmeden edemiyordum, ya da gerçek babalarını isteyip bizi istemezse?

Ben bu düşüncelerle boğuşurken beni rahatlatan taraf her zaman Jimin oluyordu. Ona her şeyi biz açıklarsak çok daha kolay atlatacağını söylüyordu, asıl ileride öğrenirse bize kızabileceğinden ve daha büyük hayal kırıklığına uğrayacağından bahsediyordu. Haklıydı da, biz bu görevi ne kadar ileri tarihe itersek o kadar zorlaşacaktı.

Yine gerildiğimi anlamış olmalıydı ki kameranın ardından hafifçe gülümseyip beni cesaretlendirmek adına kafasını sallamıştı.

"Jungkook..." demiştim cümleme nasıl başlayacağımı bilemeden, her şey benim için karman çorman olmuştu.

IDYLLIC // yoonminBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin