Mükemmel geçen bir geceden sonra çoğu insan romantik bir sabaha uyanacağını hayal ederdi, belki küvette geçen bir kaç dakika ya da hoş bir şekilde hazırlanmış bir kahvaltı sofrası. Çoğu kişinin kafasında bunların oluştuğundan emindim.
Bizim durumumuz bunların hiç birine uymuyordu. Her şeyden önce kendisi küçücük ama sorumluluğu kocaman bir bebeğe sahiptik. Diğer insanlar gibi randevulaşalım sonra birbirimizin evinde kaçamaklar yapalım gibi bir durumumuz olmamıştı, bir anda aynı çatıda yaşarken bulmuştuk kendimizi. Bir anda babalık denilen ağır bir sıfatı yüklemiştik sırtımıza bu yüzden diğer çiftler gibi olmamız imkansızdı.
Soo Jin dün gece sanki birlikte olduğumuzu hissetmiş gibi çığlık çığlığa uyanmış, zaten yorgun olan bedenlerimizin sınırlarını sonuna kadar zorlamıştı. Benim o halde yataktan kalkmam pek de mümkün olmayınca tüm iş zavallı Jimin'e kalmıştı. Minik kızımızı sakinleştirip çarşaflarımızı değiştirmiş, ardından benim duş almama yardım edip kendisi saatler sonra temizlenebilmişti. Sabaha kadar huzursuzlanan kızımızı yatakta ortamıza almış, minik elleriyle parmaklarımızı kavramasını izlerken gerçek bir aile huzuruyla beraber uyuyakalmıştık.
Bu yaşadığımız ve tüm hücrelerimizde hissettiğimiz garip ama bir o kadar da huzurla dolu olan duygu, en romantik sabahlarla bile karşılaştırılamayacak kadar güzel ve paha biçilemezdi.
Planladığımız gibi sakin bir kahvaltı yapmamız da pek mümkün olmamıştı. Uyandığımda kalçamın ağrısı bana hiç etmeyeceğim küfürleri sıralatınca yine Jimin duruma el koymuş, mutfağı savaş alanına çevirse de hem benim hem de Soo Jin'in karnını doyurmayı başarabilmişti.
Şimdiyse ağrıyan kıçım yüzünden simit şeklindeki bir yastığın üzerinde otururken yerde bağdaş kurarak oynayan ikiliyi izlemekle meşguldüm. Ne romantik bir sabah değil mi?
Üzerimde kısa bir şort ve salaş beyaz bir t-shirt vardı, Jimin sonunda beyaz bacaklarımı sergilediğimi görünce bir süreliğine hınzırca bana bakmıştı. Nasıl olsa dün gece beraber olmuştuk, Park Jimin denilen bu adam tüm tabularımı bir anda yıkıvermişti.
Onun üzerinde bu sefer benimkinin aksine kareli bir pijama altı ve kırmızı bir t-shirt vardı, bugün sanki rolleri değişmiş gibiydik, normalde evde pijamayla gezen taraf hep ben olurdum.
Minik elleriyle legoları gelişi güzel sıralayan kızımız fazla huzurlu gözüküyordu ama Jimin bu aktiviteyi ona uygun bulmayarak dikkatini başka yöne çekmeye karar vermişti. Ellerini Soo Jin'e doğru çırparak söylediği şarkı yüzümde kocaman bir tebessüm oluşmasına sebep olmuştu.
Yüzündeki aptal sırıtışla "Babanı seviyorsan alkışla!" Diye bağırması dışarıdan izleyen birisi için fazla komikti.
Neredeyse yarım saattir söylediği tek şarkı bundan ibaretti, salak şarkıyı dinlemekten ben yorulmuştum ama o söylemekten yorulmamıştı, Soo Jin'in alkış yaptığını görmeden de bırakmaya pek niyeti yok gibiydi.
Jimin inatla şarkısına devam ederken güzel kızım babasının komik surat ifadelerine gülmekten ve arada sırada yerde yuvarlanarak parmağını emmekten başka bir şey yapmıyordu, yapması gereken şeyi anlamadığı çok barizdi.
Şarkının nakaratı bittiğinde Jimin bana doğru dönüp "Kızım bu hikayede iki tane baba var bu yüzden diğer babanı da seviyorsan alkışla." Demişti.
Evet, bu hikayede iki tane baba vardı.
Jimin'in gözleri beni bulurken kocaman gülümsemiştim hatta gülümseyişim yerini minik kıkırtılara bırakmıştı ki kalçamın acısı kendini gösterir göstermez yüzüm buruşmuştu. Başıma geleceklerden az-çok haberdardım ama bu kadar olacağını hiç düşünmemiştim, resmen tüm günümü etkiler hale gelmişti.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
IDYLLIC // yoonmin
FanfictionBir randevu sonrasında "bizden asla olmaz" sonucuna varan ikili, arkadaşlarının onlara bıraktığı minik emanetten sonra sonsuza dek birbirlerine bağlanmak zorunda kalırlar. Not: Kurgu mpreg içerir.
