~J O C E L Y N~
Kavgayı gören insanların arasından hızlıca geçiyorduk ve daha adını bile bilmediğim zümrüt gözlü adam benim elimden tutmuş bu yüzden de kalabalığın şaşkınlıkla izlemesine sebep olmuştu.
Gerçekten nerede olduğumu bilmiyordum ama beni görünce eğilip başıyla selam veren insanlarla bana kin ve nefret dolu bakanları çok rahat ayırabildiğim için yaklaşık yüzde elli birlik kısımın kendi halkım yani Güneyli olduklarını anlayabiliyordum.
"Geç, otur lütfen." dedi adam. Beni bir odaya getirmişti ve bu da tıpkı boğulmaya çalışıldığım yerdeki gibi çok ferahtı. Kapıdan girdiğimizde bizi direkt boydan boya camlar karşılıyor ve dışarıdaki sarmaşıklarla bütünleşmesini izliyorduk. Onun önünde ise çok tarz, uzun geniş bi' beyaz masa vardı. Oda çok büyüktü, sağımda güzel, zarif bir süs havuzu vardı ve suların sürekli devirdaim etmesinin verdiği o güzel ışıltılı ses içime bir huzur serpiştiriyordu.
Masanın önündeki iki sandalyeden birine oturdum, o ise kendi sandalyesine oturmak yerine direkt karşımdaki sandalyeye geçmişti.
"Tanışamadık," dedi yüzüme sıcak bir gülümsemeyle bakarken "ben Johan."
sıcak bir gülümsemeyle ona karşılık verdim.
"Memnun oldum."
"Evet Jocelyn sorularını sorabilirsin," dedi gülümsemeyle, ama sonra gülümsemesi soldu ve boğazını temizledi. "Ihm pardon, sana Prenses olarak hitap etmemi ister misin? Kendine bazı üst kişiler haricinde prenses denmesinden ve sizli-bizli konuşmalardan hoşlanmadığını duymuştum da."
"Böyle çok iyi, devam edin lütfen."
Ne bu Joce?! Bayan Serenly hariç kimse bilmiyordu bunu, bu adam nereden öğrendii?!.
Boğazımı temizledim ve devam ettim.
"Öncelikle nerede olduğumu öğrensem iyi olacak."
"Tabii, Deux'tasın." ellerini birleştirip dirseklerini dizine yerleştirdi. "Burası ne Kuzey ne de Güney Jocelyn." İznin olursa başlamadan önce sana bir şey sormak istiyorum." dedi sıkıntıyla nefesini verirken.
"Lütfen." dedim başımı onaylarcasına salladığımda.
"Senden, bana en son hatırladığın şeyi anlatmanı istiyorum."
Gözümü kapattım, aklıma kanlı görüntüler geldikçe yüreğimden bir parça kopuyor ve ellerim titremeye başlıyordu.
"B-ben çok kötü bir kâbus gördüm." Dedim zar zor çıkan sesimle.
"Jocelyn," titreyen ellerimi destek olmak için tutmuş ve gözlerime şefkatle bakmıştı. Usulca derin bir nefes alıp verdi.
"Üzgünüm ama onlar gerçekti."
"Hayır değildi!" Başımı hızla yana doğru salladım. "Olamaz! Gerçek olamaz, onlar sadece bir kâbustu!"
Joce sanırım onlar gerçekti..
"Hayır! Gerçek değildi! Hayır!" Gözlerimden yaşlar deli gibi boşalırken onu değil kendimi inandırmaya çalışıyordum.
"Lütfen sakinleş," dedi, odada deli gibi dolaşan bana yaklaşırken. "Her şeyin bir cevabı var."
"Her şeyin bir cevabı var! Öyle mi?! Ölen insanları geri getirebilecek kadar cevabın var mı?! Bayan Serenly'nin neden o halde olduğunu söyleyecek cevabın var mı!?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Asiller ve Asiler
FantasíaHenüz açıklama yapılmayacaktır... :) Bu güzel dünyayı öğrenmek için okumaya başlamayı unutma. #4 DİSTOPYA 21.05.2021
