"Hoş geldin Hyunjin. Seni bekliyordum ben de."
Yavaşça kapıyı kapatıyorum doktor konuşmaya başlarken. Yüzünde yine o gülümseme hakimken samimiyetini algılamak nedense zor geliyor.
"Gelmezsin diye endişelenmiştim açıkçası."
Seri hareketlerle karşısına oturuyorum.
"Siktiği- pardon. Yani seslerin bir an önce kaybolmasını ve normal bir insan gibi olmayı istiyorum."
Büyük bir kararlılıkla söylediğim şeylere kafasını sallıyor.
"Normal bir insan olmadığını düşünmen hoşuma gitmedi fakat istediğin şeyleri başaracağımıza olan inancım tam Hyunjin."
Kaşlarımı çatıyorum hafifçe.
"Kendini bu yolda yalnız sanıyorsun sanırım?"
Başımı sallıyorum.
Evet, yalnız değilsin çünkü biz hep senin yanındayız Hyunjin.
Hwang incelttiği sesi ile alaylı bir şekilde konuşuyor. Buna gülmeden duramıyorum. Benim güldüğümü gören doktorsa aynı gülümseme ile beni inceliyor.
"Buradalar sanırım?"
"Ne zaman olmadılar ki?"
Gülerek konuşuyorum.
"Pekâlâ, istersen başlayalım Hyunjin?"
Başımı sallıyorum ve derin nefesler alarak sakinliğimi sağlamaya çalışıyorum.
"Bana evinden ve ailenden bahsetmiştin. Gayet hoş bir hikâyeydi benim için. Küçüklüğüne dair en sevdiğin anın neydi benimle paylaşır mısın?"
Bir süre düşünüyorum.
"Büyükannem ve büyükbabam küçük bir tatil kasabasında yaşıyorlardı. Orada bir arkadaşım vardı. Adı..."
Hatırlamaya çalışıyorum ama sanki her şey hafızamdan silinmiş gibi. Kaşlarımı çatıp adını hatırlamaya çalışırken kulaklarım yüksek bir şekilde çınlamaya başlıyor. Gözlerimi sımsıkı yumup kulaklarımı kapatıyorum. Sanki beynime binlerce iğneyi aynı anda batırıyorlarmış gibiydi.
Felix.
Derin bir ses ile kulaklarımdaki çınlama kesiliyor ve karşımda on yedi yaşlarında bir genci görüyorum.
"Hyunjin, iyi misin?"
Başımı sallıyorum yavaşça.
"Felix, adı Felix'ti."
Gözlerimi Felix'ten alamıyorum. Sanki gözlerimden ruhuma doğru işliyordu bakışları.
"Felix. Nasıl biriydi?"
Oturduğu yerden ayaklanıp Felix'in olduğu yere ilerliyor. Tam karşıma oturacağı sırada refleksle onu durduruyorum.
"Dur. Orada."
Doktor söylediklerimi anlamaya çalışıyor. Kaşları gittikçe çatılırken elindeki deftere bir şeyler karalıyor.
"Felix mi?"
Başımı sallıyorum. Hâlâ ondan ayıramadığım gözlerimi kırptığımda olduğu yerden kayboluyor.
Hey.
Onu sol tarafıma yerleşmiş gülümseyerek bana bakarken buluyorum.
Seni özledim, Hyunie.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
save me from myself | hyunin
Fanfiction"benden geriye bir tek bu içi is karası sayfalar kalacak, onları da yakacaklar. yaksınlar."
