Lee Minho ile manit olmak mı? TAM BENLİK BİR ŞEY?
Ama dediği şeyler beynimi her seferinde mahvetmeye yetiyor ve artıyor bile.
"Ya yollarımız ayrılırsa?"
Ya bir gün içimizdeki bu aşk sönerse? O zaman ne yaparım ben? Bu kadar aşıkken hemde...
Neyse, güzel olan her şeyin sonu var derler. Bu benim için de geçerli değil mi? Şuan saat gece 12 ve ben heyecandan hâlâ uyuyamamıştım. Bir yandan da olumsuz şeyleri düşünüyordum.
Elimdeki kalemi çevirip duruyor, kendimce bir şeyler karalıyordum. Kalemi sertçe bırakıp kafamı arkaya doğru yasladım. Sandalyede biraz kaymış kafamı sandalyenin sırt kısmına sabitlemiştim. Ya bir bokluk olursa diye düşünmeden edemiyor bir yandan da mal mal sırıtıyordum. Sırıtma daha da büyüdüğünde kafamı öne doğru ittirip eski pozisyonuma geri döndüm.
Birazcık ayağa kalkmış turlamıştım odayı. İçim içime sığmıyordu adeta. Kafayı yemenin eşiğindeydim. Ne ara bu kadar bağlanmıştım ki? Ne ara bu aşk denen illet vücudumu sarmıştı ki? Hiçbir şey bilmiyorum şuan tek bildiğim şey Minhonun yanına gitmeyi istediğimdi.
Hızlıca sandalyenin üstünde duran koyu yeşil kalın hırkayı alıp üstüme geçirdim. Kış ayındaydık ve havalar cidden soğumaya başlamıştı. Askeriye etrafında ağaç dışında bir şey de olmadığı için biraz problem oluyordu.
Yavaşça odanın kulpunu açıp kendimi koridora bıraktım. Birkaç adım ilerlemiş Minhomun kapısına gelmiştim. Çok sessiz bir şekilde tıklayıp geri çekildim. Heyecanlanmış olmam normal miydi? Normal Jisung evet şş.
Kapıdan ses gelmediği için tekrardan yavaşça çalmıştım. Uyumuş mudur acaba? Tam arkamı dönüp gideceğim sıra duyduğum kilit sesi ile kafamı çevirdim. Elini kapının üst kısmına yerleştirmiş, siyah tişörtlü ve eşofmanlı Minho karşılamıştı beni. Saçları ise dağılmış uykulu gözle bakıyordu.
"Oh, uyandırdım değil mi ne salağım bu saatte geldim."
"Hayır uyumuyordum." Yalan söylüyordu. Bal gibi de uyumuşsun amk ne yalan atıyorsun amcik.
"Ha, öyle mi?"
"Öyle, girmeyecek misin?"
"Gireyim tabii." ama sana 😉 saka saka
Yavaşça kenara çekilip geçmem için yer verdi bana. Odaya girdiğimde ise kilitlemiş bana dönmüştü. "Bu saatte neden uyumadın yavrum?"
Yavrum?????!!!‽‽‽
"Uyku tutmadı."
"Bakim nasıl tutmadı."
"Bakamazsın sabik herif git."
"Ağlama."
Yatağına oturduğunda ben de yanına ayakta dikilmeyi tercih ettim. Üstten ona bakarken bu durum onu sinir etmiş olmalı ki kaşlarını çattı. "Ne var lan neye bakıyorsun öyle?"
"Otursana yarram şuraya. "
"Yo oturmak istemiyorum belki?"
Sinirle kaşını çattı. Belime ellerini yerleştirip bir çırpıda beni yatağa aldı. "Vay sapık, komutana taciz ha?" Arsızca kafa salladı. "Hemde âlâsı."
"Şerefsizsin. "
"Çok duyuyorum Jisung."
"Eğveğveğv salak."
Belimden biraz daha kavrayıp yatağın yukarı kısmına çekti beni. Üstüme yerleşmiş gülümsemişti. "Bu saatte niye geldin? Aşık mısın yoksa bana?"
İsyankar bir ses tonu ile konuştum. "Off evet çok mu belli ettim ya? Gizli kalmalıydı!" Gülümseyip omzuma kafasını koydu. "Vay demek öyle. Karşılıklı hislerin."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
1987 -Minsung
Humor"Yüzbaşı, sen ağlıyon." Birbirleri ile iyi anlaşamayan iki yeni yüzbaşı ve onların arasını yapmaya çalışan iki asker. Fic eski bir fic cringe sahneler için özür dileriz :(
