quatorze, XIV

1.3K 176 70
                                        

400 olmusuz party optum hwpinizi yanaklarinizdan

lee minho

kolay olmuyor bağlandığınız birini bırakmak. siz büyüyorsunuz ancak o büyüyemiyor, bunun sızısı her zaman sizle kalıyor çünkü onunla büyümeyi en küçüklükten beri kazımışsınız aklınıza. bir süre sonra da atlatmayı umuyorsunuz sadece, fazlasını yapamıyorsunuz çünkü çoktan olan olmuş, kaybedilenler kaybedilmiş geri gelmemek üzere.

hatırlıyorum, bir yıl öncesinde küçük kız kardeşimin mezarında ağlarken tanrıya yalvarmıştım. kardeşim geri gelemiyorsa en azından yanımda biri olsun, biri beni anlasın diye, bunları söyledim tanrıya ve o da geç yapmış olmasına rağmen bir yıl sonra karşıma bir anda jisung'u çıkarttı.

şimdi kafasını sıraya koymuş, uyukluyordu. bu öğlen arası antrenmana gitmesine izin vermedim. koç han'ın sorun çıkartacağını söylemişti ancak bacağı dinlenmeliydi, kendisi de. koç jin'e verdiğim sözü hâlâ unutmamıştım. ve en azından beni anlamış birine bunları yapıp karşılığını ödemeliydim. hakediyordu bence. çünkü önyargılarımı yıkmıştım ona karşı, artık ona yakın hissediyordum. hem boşuna paylaşmamıştım düşüncelerimi, boşuna ağlamamıştım göğsünde, değil mi?

edebiyat dersine katılmaya çalışıyordum ancak her şeye rağmen yine de kardeşimi düşünüyordum, arada jisung'u izliyor ve daha çok kayboluyordum kendimde.

jisung'la dün o kadar vakit geçirmeseydim ve beni güldürmeye çalışmasaydı kesinlikle bu kadar rahat atlatamazdım.

öğle arasında ikimiz beraber yemek yedik. lucas'ı biraz aksatmış olabilirdim ancak çok da taktığım söylenemezdi. flörtümdü ve az da olsa hoşlanıyordum ancak bilmiyordum işte.

lucas'ı da çağırırdım ancak jisung'la aralarında bilmediğim bir şey vardı. jisung'un lucas yanındaki pasifliğini farketmedim değil elbette. arada lucas'ın dediği şeylere ağzını açmıştı ama kapatmıştı hemen. ayrıca ne zaman lucas ona yaklaşsa birkaç adım da geri gitmişti. zarar mı görmek istemiyordu anlamıyordum ancak gerçekten aralarında ne olduğunu aşırı merak ediyordum.

jisung'un bedenindeki kıpırdamalarını farkettiğimde ona döndürdüm gözlerimi. biraz gerinip bana baktı. "ne zamandır uyuyorum ben?"

"ders başından beri, merak etme çok olmadı."

"hm." diyerek onayladı beni ve sandalyede dikleşti. her hareketini izledim pür dikkat. izlediğimin farkında olmayışı hoşuma gitti. sarı saçları bozulmuştu, kıkırdadım.

ders bittiğinde derin bir nefes verdim ve arkama yaslandım, anlamadığım şekilde yavaş geçmişti. wooyoung arkasını dönüp jisung'la sohbet etmeye başlayınca ben de elime telefonumu aldım. ne yapacaktım başka?

sonrasında sıranın yanında bir beden hissettiğimde kafamı kaldırdım. lucas'tı bu, garipsedim anlığına. normalde sınıfıma gelmezdi çok sık ancak yine de görmezden geldim bu durumu. "hoşgeldin."

jisung'un sesini artık duymazken beni ve lucas'ı izlediğini anladım. "yanına uğramak istedim biraz. iyi yapmış mıyım?"

"yapmışsın." dedim gülümsemem büyürken, lucas jisung'a dönüp ağzını açtığında ona döndüm.

"jisung, biraz kalkabilir misin? minho'yla sohbet edeceğim."

"hayırdır amına koyayım, jisung niye kalkıyor? bahçe yok mu?" diyerek uykusundan kalkıp lucas'a döndü hyunjin. jisung hyunjin'e önemli olmadığını söyledi ve kalktı sessizce.

bir şeyler yanlıştı. kesinlikle yanlıştı ve ben bunu hissediyordum. jisung yerini bir lafa verecek birisi değildi.

lucas yanıma oturup jisung'un yerini alırken aklım karışık şekilde lucas'a baktım. cidden, niye jisung'u kaldırmıştı ki? normalde bahçede takılırdık. yine de takmadım bunu ve lucas'a döndüm.

"bir şey mi oldu?" diye sordum. "hayır, neden?"

"bilmem normalde bahçede takılırdık, garip geldi." wooyoung'un jisung'a döndüğünden dolayı yan duran bedeninden göz devirdiğini gördüm. kimse lucas'ı sevmiyordu sanırım?

"istersen çıkabiliriz tabii."

"yok, hayır. gerek yok." dedim ellerimi sallayarak. sonrasında jisung'un bedenini yokladım sınıfta, yoktu. beş dakikada nereye uçmuştu bu çocuk? daha az önce wooyoung'la oturuyordu ancak şimdi sadece önümde wooyoung vardı.

"dün neredeydin?" lucas'ın sesiyle ona dönerken, "jisungla birlikteydim." dedim.

"neden hiç yazmadın? merak ettim." bir saniye, ne olduğunu bilmiyordu bu yüzden böyle konuşuyordu ancak ne olursa olsun ona her zaman ben yazmak zorunda değildim?

"dalmışım." dedim sadece. tanrım, açıklama yaptığım için bok gibi hissetmiştim.

"ah, anladım." dedi bozuk sesiyle. "sanırım jisung benden daha önemli." dedi iddialı sesiyle.

"ne?" dedim sadece.

"ben de seni parkta buluşmaya çağıracaktım ancak, tabii... kusura bakma." trip mi yiyordum şimdi ben sevgilim bile olmayan birinden?

"lucas saçmalama istersen. ne olduğunu bilmiyorsun bile."

"anlat o zaman." dedi kaşlarını çatarak.

"sana açıklama yapmak zorunda değilim?" dedim sinirle ona dönerek. hahladı.

"jisung gibi biriyle takılırken nasıl beni unutursun bilmiyorum minho. kaba konuşuyorsun şu an." dedi morali bozulurken. wooyoung arkasını dönüp konuşacakken ben onu durdurdum ve konuştum.

"jisung'u yargılamak veya nasıl biri olduğu hakkında yorum yapmak sana düşmüyor lucas. onu tanımıyorsun." dedim tekte, gerilmiştim.

"onu senden iyi tanıyorum, bu konu hakkında konuşma bile." dedi iddiayla dediğime karşılık.

"e anlat o zaman amına koyayım? ikiniz de konuşmasını biliyorsunuz ancak sebeplere gelince susuyorsunuz?" dedim anında sinirle. lafım bittiği anda zil çaldı, böylece lucas "sonra konuşalım." diyerek sıradan kalktı. ben derin nefes verirken, jisung'u gördüm. büyük ihtimalle uzun zamandır da dinliyordu ne konuştuğumuzu. sadece yanıma oturdu, sessizce. tanrım, böyle biri ne yapmış olabilirdi ki? kedi gibiydi.

"ne oldu?" dedi. sesi düzdü ama bir şeyler hissediyordum işte. "boşver sen." dedim saçlarını gıcıklığına karıştırarak.

"neden ona güvenmedin?" diye sordu. sesinde garip bir his vardı bu sefer, tanımlayamıyordum.

"sana güvenmeyi tercih ettim." kafasını salladı. buruk bir gülümseme oluştu dudaklarında, her an her şey mahvolabilirmiş gibi.

bense sadece tüm boş ders boyunca sıraya yatan jisung'u izledim. güvenmek istemiştim, bir şeyler sadece jisung'u savunmamı söylemişti. ben de onları dinledim işte. bir şeyler vardı ve ben de yakında öğrenecektim.

.

bir çiçeği büyüten sevgi, insanı değiştirmez mi sanıyorsun?

-küçük prens

i don't think we can solve them

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

i don't think we can solve them.

despair ✓Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin