vingt et un, XXI

1.2K 162 123
                                        

lee minho

"minho, uyan." annemin narin sesleri kulağıma ulaştığında, iyice gerinerek kendime gelmeye çalıştım bir süre. dün gece uyuyamamıştım, aklım allak bullaktı. tamam, jisung yanaktan öpücük vermiş olabilirdi ve belki de bunu arkadaşça yapmış olabilirdi ancak aklım karışmıştı. garip hissetmiştim, heyecanlanmıştım ve ben bunun sonucunu çok iyi biliyordum.

"ne uykusuz tuttu seni?" diyerek çamaşırlarımı katlayan anneme baktım ve sonra oflayarak yüzümü yastığa gömdüm. "jisung." yüzüm yastığa basılı olduğundan dolayı, sesim oldukça boğuk çıkmıştı.

"hm, anladım. ancak acele etsen iyi olur çünkü kendileri aşağıda seni bekliyor."annemin gülerek söylediği cümle ile anında yatağımda doğruldum. "ne?"

"seni görmeye geldi, dışarı çıkacakmışsınız." dedi gülümserken. annem jisung'u anlattığım kadarıyla biliyordu, ilk defa canlı görmüştü ve ben onlar konuşmuşken uyumuştum resmen.

"anne, ne giymeliyim?" dedim yorganımı fırlatıp dolabıma koşarken. annem kıkırdadı, heyecanlı olmam hoşuna gitmiş gibiydi.

"normalde nasılsan öyle giyin tatlım."

"o ne giymişti?" dedim ona aceleyle bakarken. bir yandan ayaklarım durmuyor, dakika başı hareket yapıyordum. diğer yandan tırnaklarımı yerken dolaba bakmaya çalışıyordum.

annemin ellerini omzumda hissettim ve onu görmek için arkamı döndüm. "bebeğim, nasıl rahat hissedeceksen öyle giyin. eminim her türlü hoşuna gideceksindir."

"hoşuna gitmek için giyinmiyorum." dedim mızmızlanırken, onun için giyinmiyordum, gerçekten. biri için giyinmemiştim ki hiç.

annem yanağımdan öptü ve gülerek ayrıldı yakınımdan. "bayağı da yakışıklıymış, sevdim." dedi gözünü kırparak.

"ya anne saçmalamasana!" ben bunu derken o odadan çıkmıştı tabii. oflayarak saçlarımı önümden çektim ve rahat hissedeceğim tişört ve pantolon seçtim.

yüzük taksam nasıl olurdu acaba? önceden aldıklarım vardı ancak takmamıştım. bir deneyeyim dedikten sonra kolyemi de taktım. hazırdım, sanırım.

parfümü unutmuştum.

elimi alnıma çarpıp daha fazla geç kalmamak için masamdan hemen parfümü sıkıp koşarak aşağıya inmiştim.

karşımda gördüğüm güzellik, nefesimi kesmişti. zaten dünden beri garip hissediyordum, bir de bilerek yapıyormuşçasına daha çok nefesimi kesiyordu güzelliğiyle.

o da beni iyice süzmüş, şaşırdığını belli etmişti gözleriyle. ben gülümseyerek önünde durduğumda, "selam." dedi bana.

"selam." dedim kısık sesimle, utanıyordum çok fazla. jisung'la bunları yaşamak çok ama çok garibime gidiyordu.

o da ayağa kalkıp önümde birkaç saniye durduğunda, aklına gelmiş gibi ayaklandı ve telefonunu cebine koydu.

elleri ellerimi tuttu sonrasında. utanmıştım, ancak sesimi çıkartmadım. bugün onundum, istediğini yapabilirdi.

anneme görüşürüz dedikten sonra evden çıktığımızda, hâlâ ellerimiz birleşikti. ben onun arkasındayken, tutuşan ellerimize baktım. çok güzellerdi, çok fazla güzellerdi. jisung beni tamamlıyordu, bu nasıl oluyordu bilmiyorum. oysa bu zamana kadar kendi kendime yettiğimi düşünürdüm. ancak şimdi jisung olmadan yapamayacağımı düşünmeye başlamıştım.

"oh, özür dilerim." dedi durup ellerimi bırakırken. yolun ortasında yeni aklına gelmiş gibi durmuş, ellerimi bırakmıştı. ne oluyordu? bir şey demedim, sadece yanına geçtim arkasında olmak yerine.

despair ✓Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin