dix-huit, XVIII

1.3K 181 76
                                        

yazar anlatımı, III. ağız;

acısını dışa vuruyordu ilk defa dolu gözleri. kaybedilenlerin geri gelemeyeceği öyle işlenmiş ki kalbine. ciğerleri tamamen dursun istiyor, yok olmak istiyordu.

yaşamın amacı neydi şimdi? kaybetmişti işte her şeyini, önceden kaybolmuştu belki de bedeni bu dünyada ancak tam olarak şu an eksikliğini hissediyordu. daha doğrusu bedeninin değil, ruhunun eksikliğini hissediyordu. acıyordu işte bir kısmı, kabullenmek istemiyordu çünkü hâlâ yarısı onun bedeniyle kalmıştı.

sandalyede oturup, karşısına bakıyordu öylece. altı gün geçmişti, dünyadan soyutlanalı altı gün olmuştu sadece. bir canın karşılığı bu mu olmalıydı? olmamalıydı, değerli olan her şey elinden alınmış gibiydi, nasıl hissedeceğini kestiremiyordu ancak bedeni anlamış gibiydi, bu yüzden akmak üzereydi yaşlar gözlerinden.

önünde ona bakan babasını bile takmadı, kini bedenini öyle kaplamıştı ki, şu an ağlayan bedenin arkasında başka bir beden yatıyordu belki de. öfke ve kinden oluşmuş yapayalnız bir beden. babasıysa ayrı kafadaydı. jisung'u, oğlunu daha önce öyle görmemişti, çocuğunu bu kadar dağıtan şey neydi? mor göz altları, dağılmış saçları, çıkarmış olduğu sargısı... neler olmuştu bir anda? önemli bir yarışları vardı, dayak yediği yetmezmiş gibi bir de cansız cansız bedenini hazırlaması gereken yerde sandalyede oturmuş karşısına bakıyordu öylece.

ancak babası kördü, çocuğunun dolu gözlerini, dışa gösteremese de acıdan yok olan bedenini göremeyecek kadar kördü. bu muydu onun istediği? güçlü bir çocuk yetiştirmek istiyorum derken bahsettiği bu muydu? öyleydi. baksanıza işte, birincilikleri vardı, ikincilikleri vardı. ne eksikti? eksikti bir şeyler ancak dediğim gibi, kör bir babadan başka bir şey değildi o.

kollarından tuttu ve sarstı bedenini. "sorunun ne? jisung, yarışa gireceksin!" babası sesini yükseltmemeye çalışsa da pek başarılı olamıyordu. hoş, zaten jisung'un da kulağına zar zor gitmişti bu sesler. başı dönüyordu, sesleri ayırt edemiyor, duyamıyordu. mahvolmuştu.

babasının gözleri sonunda çocuğunun dolu gözlerini gördüğünde, ilk birkaç saniye durdu. elbette oğlu kaç kere onun karşısında ağlamıştı ancak hiç bu kadar yorgun değildi, ne olmuştu şimdi?

jisung sadece birkaç saniye babasının gözlerine donuk ama dolu bir şekilde bakmış, sonrasındaysa sakince kolunu çekmiş ve atlama tahtasının yanıma gelmişti. çok sakin davranıyordu içindekilere rağmen.

suya bakıyordu, düşünüyordu. bu yarışı kazanınca ne olacaktı? iyileşecek miydi? geri gelecek miydi gidenler? gelmeyecekti. işte bu yüzden, vazgeçti jisung yarıştan. ne olacaktı bir kere kendi istediğini yapsa? ne olacaktı bir kere de hırsını bir kenara bıraksa? çok şey olacaktı, biliyordu. babası hayatının daha çok içine edecekti ve o sefer ne hyunjin, ne kız kardeşi, ne de minho kurtarabilecekti onu.

sonrasında geri sayım başladı. ışıklar kapandı, insanlar sustu, nefesler kesildi, zaman durdu. jisung'un bedeni suyla buluştu, her şey o kadar yavaş akıyordu ki o an.

sonrasında suyla karışmaya başladı bedeni, acısını yok etmek için en dibe batmaya başladı. sanki nefesi kesilse, bedeni sularla karışsa her şey bitecekti. bitecek miydi peki gerçekten? nefesinizin kesilmesi her şeyi çözer miydi?

işte bu gerçeğin acısıyla birlikte suda bir hıçkırık koptu ağzından istemsiz. sular ağzına doldu ve boğazını kapladı. nefesi kesildi, bedeni bundan yararlanarak daha dibe çöktü. yok oluyordu, değil mi?

despair ✓Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin