dix-sept, XVII

1.1K 157 33
                                        

geçiş bölümü

lee minho

beş gündür, tamı tamına beş gündür jisung'tan haber alamıyordum. ne olduğu hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu, en son gördüğümde sapasağlamdı oysa.

garip hissediyordum, boşluktaymışım gibi. havuza gidince jisung'un yüzen bedenini görememek, kesinlikle garip hissettiriyordu. eksikliğini hissediyordunuz çok rahatça. ya da ben kafamda kuruyor ve bu kadar düşünüyordum jisung'u, bilmiyorum.

artık dayanamadığımı farkettiğimde elimdeki kalemi bıraktım ve sırasında uyuyan hyunjin'in yanına gittim. wooyoung ortalıklarda yoktu, bu sıralar herkes yok oluyordu sanırım.

"hyunjin." dedim omzuna dokunarak ve sarstım onu. o ilk titreyerek gözlerini açınca, gülümsedim hâline. "hm?" dedi gerinirken.

"jisung nerede?" dedim, hyunjin illa ki biliyordu, bunun farkındaydım. bu yüzden ona gitmiştim zaten.

ilk kararsız kaldı, gözleri ben ve boşluklar arasında gidip geldi, sonrasındaysa derin nefes aldı ve sordu. "duymak istediğine emin misin?"

kafamı salladım dediğine. o etrafına bakıp kimsenin bizi dinlemediğinden emin olduktan sonra fısıldarmış gibi konuştu.

"jisung, lucas'la kavga etti. lucas'ın bacağına verdiği zarar yüzünden gelmiyor okula. dinleniyor."

bir saniye. lucas ve jisung'un arasında bir problem olduğundan emindim evet ancak bu sorunun fiziksele ulaştığını, özellikle de lucas'ın jisung'a zarar verdiğini hiç düşünmemiştim.

"ciddi misin?" diye sordum. tanıdığım lucas böyle değildi çünkü, o birine zarar vermekten korkardı. aksine bana jisung'un onu kıskandığını ve sebepsiz kavga çıkarttığını söylemişti ancak buna inanmamıştım hemen tabii.

"minho, ister inan ister inanma ama şu an jisung lucas yüzünden bu hâlde. bilerek yaptı, bilerek ona yarışa katılmaması için zarar verdi."

"iyi de," dedim ve emin olamayarak sordum. "neden bunu yapsın ki?" benim hoşlandığım lucas kesinlikle böyle değildi. bir iş vardı bunun içinde. birisi yalancıydı ve ben hangisi olduğuna karar veremiyordum.

derin nefesini duydum hyunjin'in. "bu konu hakkında konuşmanın ne yeri ne de zamanı minho. sonra konuşalım, olur mu? en azından yarıştan sonra."

"peki jisung yarışa katılacak mı?" diye sordum o uykusuna dalmadan önce. dudaklarını büzdü bilmiyorum anlamında.

her şey niye bir anda böyle olmuştu bilmiyorum. lucas'a inanmak istiyordum ancak yüzünde yara bile yoktu. dövüşmüş olmaları imkansızdı, değil mi? içten içe hyunjinlerin haklı olduğunu hissediyordum ancak kabullenemiyordum da. diğer tarafım lucas'ın masum olduğuna delicesine inanmıştı resmen.

adımlarımı sırama yönelttim ve düşünmeye başladım. ne olabilirdi jisung ve lucas'ın arasını bozacak, hatta zarar verecek? geçmişleri vardı, bu belliydi ancak kimse bahsetmiyordu bana bundan. garip hissediyordum. boşlukta gibi. büyük ihtimalle hoşlandığım çocuk hakkındaki gerçekleri ya da itirafları duyduğumdan olmaydı. yine de hyunjin'in yalan konuşacağını asla düşünmüyordum.

ancak sorun şu lucas'ın da yalan konuşacağını düşünmüyordum ki ben. saftı o, benim tanıdığım lucas saftı.

sanırım tek yapmam gereken antrenmanı beklemek ve lucas'la orada konuşmaktı.

"selam." diyerek bana yaklaşan lucas'ı gördüğümde zoraki gülümsedim. yarış yaklaşırken bunların olması hiç iyi olmamıştı, dediğim gibi garip hissediyordum. ve kandırılmış tabii ki de.

"selam." dedim sadece. gözlüğümü çıkarıp yorgun bir nefes verirken, sordu bana doğru eğilip, "sorun ne?" dedi.

"yoruldum." yüzüne bakamıyordum, hyunjin'in dediklerinin gerçek olma olasılığı deli gibi korkutuyordu beni.

"hey, başka bir şey var." dedi dudaklarını büzerek. ellerini elime aldığını hissettiğimde gülümsemeden edemedim.

"hayır, bir şey yok gerçekten." yarıştan sonra konuşmam en mantıklısıydı. hem kimsenin yarışını etkilememiş olacaktım böylece.

"peki, sen bilirsin." dedi ancak ellerini ayırmadı. "farklı takımlarda olmamızı sorun ediyor musun?" dedi. ya üzülmüştü, ya da üzülmüş taklidi yapmıştı, bilmiyordum.

"hayır, saçmalama." dedim kafamı sağa sola sallayarak aceleyle.

"neden eve gitmedin? yarın yarış var, dinlenseydin keşke."

"bilmem." dedim omzumu silkeleyerek. "çok da çalışmadım zaten." diyerek geçiştirdim onu.

"ah, anladım." dedi kafasını sallayarak. elimi de bıraktığında konuşucak bir konu kalmadığını farketmiş olmalı ki ayaklandı.

"gideyim ben, sen de dikkat et, uykunu iyice al tamam mı? yarın yarışta görüşürüz."

"görüşürüz, sen de dikkat et." diyerek el salladım ve gitmesini bekledim.

.

pek çok şeyin bambaşka olmasını isterdim.

-franz kafka

-franz kafka

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

wanna die.

despair ✓Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin