vingt-trois, XXIII

1.2K 159 128
                                        

finale yedi bolum var cubku ben kaos gibi bisi yaptim. spoi veremem ama uzulmeyin tamam mi. soz kisa surucek. 🫶🏻🫶🏻

bu yuzden dayanamadim guzel bi bolum yazayim dedim

bu arada yaz tatiline girmis gibi dusunebilirsiniz artik, okula falan gitmeyecekler. mezuniyet niye olmadi derseniz son sinif olduklari zaman yapacagim ve cok guzel fikirler var aklimda

sonraki bolum langidilanglang olucak 🥺🥺🥺🥺🥺🥺 bu yuzden bu bolum kisa

(ciddili langidilanglang, smut yani)

lee minho

göğsüme uzanmış ve ellerini belime sarmış bedenin saçlarına attım elimi. varlığımı hissetsin diye okşadığım saçlarını kokladım doyasıya. derin nefes alışverişleri vardı, çok rahat gözüküyordu. yan yattığından dolayı şişen yanakları ve dudakları, öpme isteğimi de yüz kat artırıyordu. çok güzeldi, jisung'um çok güzeldi. yanaklarını okşadım sonra, benine dokundum mesela. her zerresini iyice inceledim. jisung sevgiyi olduğundan çok daha fazla hakediyordu ve ben ona elimden geldiğince vermeye çalışacaktım.

dün jisung bana abisinin bıraktığı mektubu okutmuş, ben ağlamama rağmen o ağlamamıştı, aksine gülümsemiş ve mektupta bahsettiği kişinin ben olduğumu söylemişti ve bu beni daha çok ağlatmıştı. jisung'un hayatında bu kadar çok ve önemli bir yer kaplamama hâlâ alışamamıştım. o her şeyin en iyisini hakediyordu.

derin nefes aldım ve saçlarını okşamaya devam ettim. yavaş ve derin nefes seslerinden derin uyuduğunu o kadar iyi anlıyordum ki. gülümsedim tatlılığına.

gözlerini kırpmaya başladı ve derin bir nefes verdi sonrasında. kafasını kaldırıp bana baktığında gülümsedim ona. "günaydın."

gülümsedi ve kendini göğsüme geri attı. gözleri kapalıyken, "günaydın." dedi gülümseyerek.

saçlarını karıştırdım her zaman yaptığım gibi. "uyanmalısın."

"biliyorum." dedi boğuk sesiyle.

bir süre sonra göğsümden kalktığında, uykulu gözleriyle bana bakıp gülümsedi büyükçe. yüzünde böylesine büyük bir gülümseme görmek çok hoştu. "noldu?" dedim ben de istemsiz gülümserken.

"hiç." dedi ve yanıma oturdu. öylece oturduk bir süre, niye bilmiyorum. sonrasında acıkmış olmalı ki bana döndü. "kahvaltı yapalım mı?"

"olur." dedim ve ikimiz de yavaşça kalktık yataktan. ancak aklıma gelen şeyle adımlarımı durdurdum.

"jisung, halan evde?"

"ee?" dedi kapıyı açmadan önce.

"geldiğimi görmedi, gece gizlice girdik eve resmen."

kıkırdadı. "bir şey olmayacak, merak etme sen. hadi gel yemeğimizi yiyelim."

beraber merdivenlerden indikten sonra mutfağa ulaştık. halası orada salatalık doğrarken jisung buzdolabını açtı.

"günaydın çocuklar." halası geldiğimi biliyordu. iyi de nasıl?

"günaydın hala." jisung çilek çıkartırken, halası da ellerini yıkadı. ben de oradaki masaya yerleştim ve halası karşıma oturdu.

"hiç uyanmayacaksınız sandım." dedi gülerken. jisung da buna gülerken, ben de gülmeye çalıştım. uyuduğumuzu nereden biliyordu?

"odamıza mı geldin?" diye sordu jisung. halası kafasını salladı.

"uhm, baban seni görmeye geldiğinde sadece ucundan gösterdim."

jisung'sa şaşırdı. "beni görmeye mi geldi?"

"hmhm."

jisung omzunu silkeledi. halasıysa aceleyle konuştu. "sorun edeceğini bilseydim göstermezdim-"

"sorun değil hala. umrumda değil, artık mutluluğumu bozmasına izin vermeyeceğim."

ben çilekleri doğrayan jisung'un yanına gelip halası mutfaktan çıktıktan sonra küçük bir öpücük kondurdum. "seninle gurur duyuyorum."

gülümsemesi, büyüdü, büyüdü ve bana baktı. "seni seviyorum ya, cidden bak."

ben kıkırdarken kafamı salladım. "ben de seni seviyorum."

bana sarılırken, belinden tuttum onu. "hadi, acıktım ben." dedim mızmızlanarak. o ise gülmüş, elinden geldiğince hızlı hazırlayacağını söylemişti. ben de masaya oturup onu izlemeye başladım. yanına gidip yardım etmek istiyordum ancak izlemekten de alıkoyamıyordum kendimi.

on dakika kadar kısa sürede masa dolduğunda, karşıma oturdu o da. çatalı eline alıp ağzında çilek attığında, hissetmiş olmalı ki bana baktı. gülümsemeye başladı bir anda.

"bakma ya."

güldüm ve kafamı sağa sola salladım. "sevgilimsin sen benim."

çatalına çileği alıp ağzıma soktuğunda, kahkaha attım. "tamam, demiyorum bir şey!"

tam ağzımı açıp bir şey diyecekken, başka bir çilek tıktı ağzıma. "sakın konuşma."

ellerimi kaldırdım yukarı suçluymuş gibi. o da gülerken, yemeğini yemeye devam etti ve bir süre sonra yemeklerimizi bitirdik. tabakları kaldırma faslını da geçtikten sonra hamağa attık kendimizi.

"dün gece çok güzel bir uyku çektim." dedi bana bakmayarak. utanıyor olmalıydı.

"ben de bebeğim." dedim utanmasına inat. öyle seviyordum ki onu, sürekli iltifat edip hiç olmadığı kadar mutlu etmek istiyordum. jisung'um mutlu olmayı hakediyordu.

bir anda üstüme çıktığında, korktum. fazla ani olmuştu ve korkmuştum. yüzü yüzüme oldukça yakınken, sordu tek kaşını kaldırıp. "bebeğin miyim gerçekten?"

girdiği sahte triplere kafamı salladım kahkahamı atarak. o da kahkahama katılmış sonrasındaysa kafasını boynuma gömmüştü.

"seni seviyorum minho."

elimi saçlarına attım dediklerine karşılık. bir de öpücük kondurdum sonrasında. onun için ne kadar önemli olduğunu biliyordum her şeyin çünkü. ilişkimizin, benim, daha bir sürü şeyin. beni babasına rağmen hâlâ sevmesi bile ağlatmaya yetiyordu bazen.

onu çok seviyordum, onu hiçbir zaman bırakmayacaktım bu yüzden. çünkü lucas'ın aksine sevilmeyi hakeden kişi jisung'umdu.

"ben de jisung'um, ben de."

jisung'um.

of daglar OF

.

eğer biri beni kurtarabilecek olsaydı, bu sen olurdun.

-virginia woolf

every drop of rain singing, i love you

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

every drop of rain singing, i love you.

despair ✓Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin