💌
Ölümden ne için korkar insan, yaşamayı çok sevdiğinden mi yoksa öteki türlüsünü bilmediğinden mi? Yaşama tutunmaya çalışan onca insan, ölümün bilinmezliğinden ötürü kaçardı aslında. Tutunmaya çalışır, elleri kayar, çığlıklar atar fakat o uçurum onun evidir. Kaçamaz. Canını da en çok bu yakar. Ne kadar çabalarsa çabalasın en nihayetinde döneceği yer olan evi, bir uçurumun kenarıdır. Ölüm daima bir adım ötesindedir aynı uçurum gibi. Elleri bir gün tüm o çırpınışlarına rağmen kayacak ve bedeni karanlığa karışacaktır.
Ben kitabımın sonunu biliyordum. Belki de bu yüzden ölümden korkmuyor ama yaşamaktan da zevk almıyordum.
"Bir bardak daha koysana."
Dizlerimi karnıma çektim ve kollarımla onları sarmalayıp kendimi dalga seslerine verdim. Huzurlu olurum sanmıştım oysa içimde bir garip his gittikçe büyüyor, kalbimi sıkıştırıyordu.
"Daha fazla içmemelisin." Ters bir bakış attığımda Jennie dudaklarını birbirine bastırdı ve karton bardağa vodka doldurdu. "Bu sondu haberin olsun."
Bardağı diktim ve birkaç saniyeliğine gözlerimi yumup acı tadın geçmesini bekledim. Alkol aldığında saf bir mutluluk sarması gerekmez miydi insanı, zihnindeki farkındalık silinmez miydi? Beni kandırmışlardı. Çözümü zihni uyuşturan şeylerde aramamı söylemişlerdi ancak yanılıyorlardı. Ayağa kalktım ve üzerine kum yapışan kot şortumu ellerimle silkeledim. Biraz nefes almam gerekiyordu.
"Nereye?" Lalisa yaslandığı duvardan doğruldu ve karanlıkta parlayan gözleriyle bana baktı. Benim aksime oldukça neşeliydi, öyle de olmalıydı zaten. Uzun zamandır hoşlandığı çocukla sevgili olmuşlardı. Hayat en azından bazılarımız için iyi işliyordu.
"Biraz dolaşacağım buralarda. Otur otur içim daraldı."
"Saat dört olmak üzere Chae, güneş doğacak birazdan. Otur oturduğun yerde." Jennie aksi bir şekilde konuştuğunda ona kızamadım. Beni umursadığının farkındaydım.
"Bence onun derdi başka. Jungkook ilerideki kafede bir partide şuan."
"Bu saatin dört olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Birimiz gelelim seninle." Lalisa benimle gelmek için ayağa kalkıyordu ki omuzlarından tutup geri oturmasını sağladım. Çakırkeyif olduğundan karşı koyamamış ve uslu bir şekilde yere çökmüştü. "Love uyanık hala, onu alır giderim. Koskoca dobermana bulaşmaya götü yemez kimsenin."
"Tamam o zaman." Jennie isteksizce mırıldandı ve ayak parmaklarını kuma gömdü. Benimle gireceği tartışmaları ayık kafada olmadığı sürece kazanamayacağını anlamıştı.
Kendimi arkamızda duran eve attım ve biraz Love'ı sevdim. Tasmasını takıp dışarı çıktığımızda benim yavaş adımlarıma karşı o oldukça hareketliydi. Bir köpek bile olsan gecenin dördünde bu kadar enerjik olmamalıydın. Bomboş caddede yalnızca ikimiz vardık ancak korkmuyordum. Her zaman olduğu gibi yine başım sıkışana dek pervasız davranıyordum.
Issız gecede yayılan müzik sesi ile adımlarımı hızlandırdım. Aptalca da olsa onu görebilme ihtimalim içimde bir şeylerin titremesine sebep veriyordu. Daha geçen gün uzaktan da olsa onu görmüştüm ama dahasını istemekten kendimi alıkoyamamıştım. Onu ne kadar görürsem göreyim yetmiyordu. Saçları hala uzun muydu yoksa ani bir kararla kesmiş miydi, kirli sakalını bırakmış mıydı yoksa traş etmiş miydi, her zamanki gibi siyah mı giyiyordu yoksa o çok sevdiğim ince beyaz tişörtünü giyip vücudunu gözler önüne mi seriyordu? Tüm bu soruları zihnimde canlandırırken gece kulübünün önüne varmıştım. Ve o kapının önünde tek başına sigara içiyordu.
Sigarasını yere fırlattı ve topuğuyla ezdi. Bizi fark etmemiş ya da önemsememişti. İçeri girmek üzere arkasını döndü. Tam o an her şey çok hızlı gelişti. Love, Jungkook'u tanıdı ve ben ne olduğunu anlayamadan ona doğru koşmaya başladı. Düşüp rezil olmamak için tasmayı bırakmak zorunda kaldım ancak deli gibi koşan köpeğe yetişeyim derken yine düşme tehlikesi geçirdim. Ben dengemi korumaya çalışırken Jungkook Love'a sarılıp ve bakışlarını bana çevirmişti. Az önceki dalgın halinin aksine neşesi yerine gelmiş gibiydi. Aptal bir aşık gibi gülümsememek için kendimi zor tutuyordum.
"Selam."
Beyaz giyiyordu.
"Selam, kusura bakma aniden koşmaya başlayınca tutamadım."
Yere çöktü ve köpeğin başına bir öpücük kondurdu. Bunu yaparken tişörtü gerilmiş ve kol kasları belirginleşmişti. "Sorun değil. Lalisa'nın burada olduğunu bilmiyordum. İkinizi buraya ne attı?"
"Kızlarla sahilde..." Telefonunun zil sesi cümlemi böldüğünde işaret parmağını kaldırıp bir dakika dercesine dudaklarını bastırdı ve aramayı açtı. "İki dakika sigara içmeye de mi çıkamayacağız be kızım ya. Tamam geliyorum baş belası, tamam."
Aramayı sonlandırdığında kimle konuştuğunu tahmin etmesi güç değildi. Jungkook'un tek bir baş belası vardı ve o da Yura'ydı. Çocukluk arkadaşı mı yoksa aşkı mı demeliydim karar veremiyordum. İki ihtimal de canımı yakarken biri diğerinden daha fazla incitiyordu.
"İyi geceler, Chaeyoung'tu değil mi?"
Başımı aşağı yukarı salladım ve kısık bir sesle cümlemi kurdum. Adımı hatırlamıyor oluşunun beni bu kadar üzeceğini tahmin edememiştim. Oysa unuttuğu ilk şey bile değildi. "İyi geceler Jungkook."
Love'ın tasmasını takıp sahilin kızlarla oturduğumuz kısmına yürürken yenilgiyle omuzlarımı düşürdüm. Dört yaz tanışmamızın, yedi yaz ve yedi kış benim onu tanımamın üzerinden geçmişti. Fakat hala ismimi hatırlayamıyordu. Hafızasındaki gereksiz bilgiler klasöründe alan kapladığından olsa gerek her karşılaşmamızda benimle yeniden tanışıyordu.
"En azından ilk sefer olduğu gibi acıtmıyor." Dudağımı büzüp yanımda yürüyen dobermanın başını okşadım ve karanlık caddede ilerlemeye devam ettim. Yeteri kadar nefes almıştım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
first love
Fanfictionbelki canım beni dolu gözlerimle bırakıp gittiğinde yanmamıştı ancak seviyorum desen de seni bekleyemem dediğinde, senden gidemediğimde çok yanmıştı. [düzenlendi, 2025] 31.08.2022, rosékook.
