💌
Umut nankör bir histi. Sen onu büyütürken kalbinde o yavaş yavaş mezarını kazardı sahip olduğun tüm güzel duyguların. Görmesen de kendini kör etsen de fayda etmezdi. O bir yolunu bulur, en ufak çatlaktan sızar ve seni beklentiler denizinde boğardı. Nefesini keserdi. Güzel günlere dair sahip olduğun umut her şey yerle bir olduğunda yerini acı ve kedere bırakırdı. Geriye harap olan sen kalırdın bir de mezarları kazılı duyguların.
"Konuşmamız gerek."
En başından beridir lavaboda onları dinlediğimin farkındaydı ve duymamı, farkına varmamı istemişti. Tıpkı seneler önce yaptığı gibi benimle oyun oynamıştı. Yine ve yine o kazanmıştı. Yura gerçekten de tehlikeli bir kadındı. Belki kimseyi incitmez, fiziksel bir zarar vermezdi ancak o benim en saf duygularımın katiliydi.
Limonatamın pipetini dişlerimin arasından kurtarıp arkama yaslandım. Biz kafeden birlikte çıkarken kızların şok olduğunun farkındaydım ancak elimden bir şey gelmiyordu. Onlara anlatacak vaktim yoktu. Jungkook'un ben kabinden çıkmadan önce ayrılmış oluşuna şükrediyordum. Yeterince soru sorduğu yetmiyormuş gibi bir de bu konuda başının ağrımasını istemiyordum.
"Konuşmamız gerek diyip beni buraya getirdin ama susuyorsun." Kaşları çatıktı fakat sinirli olmaktan çok uzaktı. Daha çok kafası karışmış gibiydi ki onunla empati yapmak benim için güç değildi. İkimiz de oynamamamız gereken bir oyun oynuyorduk ve kulağa gülünç gelse de bu yolda birlikte hareket ediyorduk.
"Sadece cümlelerimi toparlamaya çalışıyorum. Senin de pek yardımcı olduğun söylenemez."
"Ne kadarını hatırlıyor?" Sorduğum soruyla hırkasının kollarını avuç içlerinde topladı ve iç çekti.
"Emin değilim. Buraya ilk geldiğin zamanlar bir şeylerden şüphelenmiş ama içine atıyormuş. Ben de aptal gibi başka bir sorunu olduğunu düşündüm. Çok sonradan anlattı, bazı geceler gerçeğe yakın rüyalar görüyormuş. Seninle ilgili. Senin onun tekerlekli sandalyesini ittirmen, hastane bahçesinde önemsiz şeyler konuştuğunuz anılar falan." Anlatmayı kestiğinde alt dudağı titriyordu. Sırf bu yüzden önemsiz şeyler diyişini duymazdan geldim. Şimdilerde hayata tutunmamı sağlayan anılar benim için hiç de önemsiz değildi.
Yura'nın Jungkook'a olan sevgisi hastalıklıydı. Onu korumaya çalışıyordu, tıpkı benim korumaya çalıştığım gibi ama canını yakmaktan da hiç çekinmiyordu. Bir insan kendi elleriyle parçaladığı kalbi ne diye korumak isterdi? Parçalandıktan sonra geriye korunacak bir kalp kalır mıydı ki? Dikkatimi ona verebilmek için tırnaklarımı avuç içlerime batırdım. Düşüncelere fazla daldığım zamanlar fiziksel bir acı beni kendime getiriyordu. "Son zamanlarda onu tetikleyen şeyin ne olduğunu biliyor musun?"
"Hayır ama bir şeylerin ters gittiğini bana annesine ait bir kolyeye sahip olup olmadığımı sorduğunda anladım. Bu yaza kadar annesinden bahsetmekten hep kaçınırdı. Kolye sende mi?"
"Evet." Onu benden almasından korktuğum için elim boynuma gitmedi. Şu an yanımda olduğunu bilmesini istemiyordum. Yine de gerginlikten bedenimin kaskatı kesilmesine engel olamamıştım.
"Bazen kabuslar görüyordu, nefes nefese kalkıyordu yataktan. Küçük bir kızın ablası için ağladığını duyuyor ama engelleyemiyormuş." Belki başka bir zaman olsa onunla aynı yatakta yatmış olmasını sorun ederdim. Uzunca bir süre çıkmazdı aklımdan. Canımı yakardı düşüncesi dahi tek başına. Fakat şimdi sırası değildi. Elbet bir gün ona da sıra gelirdi.
Bu sefer sesi biraz daha sert çıkarken çenesi de gerildi, benim suçum olduğunu düşünüyordu. "Sen yara izini gösterince bazı şeyler kafasında oturmuş."
"Bu konuda beni suçlayamazsın, Yura. Dört sene önce yanıma gelip de onu incitmememi söylediğinde seni dinledim. Ondan uzak durdum sırf sen istedin diye. Bana nutuk çekerken onun canını asıl yakacak kişi olacağını bilseydim her şeyi en başında anlatırdım."
"Anlat o zaman, Chaeyoung. Sevdiğin adam gözlerinin önünde eriyip giderken işleri düzeltmem için gelip de bana yalvarma ama sonra. Sen de en az benim kadar iyi biliyorsun. Benimle yaşadığı hiçbir şey onu geçmişi kadar yıkmaz, yıkamaz."
Masaya bir miktar para bırakıp kalktım. Onunla konuşmamızın hiçbir anlamı yoktu. Onu yıkacak bir şey yapmadığını söylerken o kadar inanıyordu ki buna işlediği günahları yüzüne vursam da bir şey değişmezdi. Dudaklarımdan dökülen cümleleri duysa da dinlemezdi. Kafeden çıkacaktım ki uzun tırnakları bileğime battı ve beni olduğum yerde durdurdu. Ağlamaya başlamıştı.
"Nolur bırak artık peşini. Sen yokken ne kadar acı çektiği hakkında en ufak bir fikrin yok. Sadece annesinin öldüğünü bilirken bu kadar çok acı çekiyorsa kim bilir gözleri önünde öldüğünü hatırlarsa ne hale gelir?" Bileğimi elinden kurtardım ve diğer elimle ovuşturdum. Kızarmıştı.
Canım yanıyordu, acımı paylaşacak bir kimse arıyordum uzunca bir zamandır. Paylaştığım kişi o olsun istiyordum fakat acımızın paylaştıkça büyümesinden korkuyordum. Bencil olup onu yanımda istiyor, aşık olup onun canını yakmaktan ölesiye korkuyordum. Ona bunu yapamazdım. Tanrının ona verdiği hediyeyi, unutuşunu ellerinden kıskanç bir çocuk gibi alamazdım.
💌
pazartesiye kadar art arda bir sürü bölüm atıp final yapmayı planlıyorum
ŞİMDİ OKUDUĞUN
first love
Fanficbelki canım beni dolu gözlerimle bırakıp gittiğinde yanmamıştı ancak seviyorum desen de seni bekleyemem dediğinde, senden gidemediğimde çok yanmıştı. [düzenlendi, 2025] 31.08.2022, rosékook.
