21

521 56 6
                                        

💌

Ben hep kaçmak isterdim. Okulun ilk gününden, sevdiğim insanların ölümünden, beklenti dolu gözlerden kaçmak isterdim. Ben annem babamdan kaçmak isterdim. Onların hayal kırıklığından kaçmak isterdim. En çok bana baktıklarında ablamı görüp hüzünlenmelerinden kaçmak isterdim. Fakat ne kadar çok uzaklaşırsam uzaklaşayım hep evime dönerdim. Belki rüyalarımda belki gerçekliğimde ancak ben hep evime, odama, ablama ve sevgilime dönerdim. Çünkü ben ne zaman onları düşünsem kendimi güvende hissederdim.

Hayır. Ben gideceğim. Ben kaçacağım. Ben dönmeyeceğim bir daha. Mutlu olacağım. Yalan. O kadar kolaydı ki söylemesi. Zor olan inanmasıydı.

Masaya oturduğumdan beridir çekmemişti bakışlarını üzerimden. O çekmedikçe ben daha çok kaçırmıştım gözlerimi onunkilerden. Sanki baksam kaçamazdım. Gidemezdim ondan. Farkına bile varmadan tutardı beni ellerimden. Nihayet sabrım tükendiğinde bardağımda kalan son bira yudumlarını da mideme gönderip telefonumu elime aldım.

Rosie:

Beni kurtarmak isteyebileceğin fikrine kapıldım

Bir süre geri dönmesini bekledikten sonra yaptığım aptallıktan dolayı kendime sinirlendim. Arkadaşlarıyla gelmiş olmalıydı ve ben yine bencilce davranmıştım. Alt dudağımı dişlerim arasına alıp ezdim. Oysa gitmeden önce Jimin'le işleri düzeltmek istiyordum. Şımarık biri olduğumu düşünüyor olmalıydı. Önce bana yardım etmek istediği için kızıyor sonra ondan yardım dileniyordum.

Ortamdaki yüksek sesli müzik adım seslerini bastırdığından onun geldiğini duyamamıştım. Başını eğip de görüş açıma girdiğinde varlığını ancak fark edebilmiştim. Dalgalı sarı saçları alnına dökülüyordu ve üzerindeki gömlek kot kombini oldukça güzel gözüküyordu. Başlı başına güzel bir adamdı.

"Merhaba, Rosie'yi bu gecelik sizden çalabilir miyim acaba?"

Gelmişti. Jungkook'un kısa bir süre önce masaya sabitlenmiş olan bakışları yanı başımda dikilen sarışına kaymıştı. Kaşları hafifçe çatılmış, dudakları bir şey söyleyecekmiş gibi aralanmıştı.

Ayağa kalkıp Jimin'in koluna girdim ve kızlara gülümsedim. "Bir ara tekrarlarız bu geceyi, telafi ederim." Sonra yanımdaki adamı çekiştirerek pubdan çıktım. İçerisinin aksine sokak oldukça sessizdi. Hafif bir esinti vardı ve içerideki o yoğunluktan sonra bana adeta yaşadığımı hissettirmişti.

"Teşekkür ederim."

Kolunda duran elimin üzerine elini koydu. Sıcaktı. "Teşekkür etme. Sadece bir an seni kurtarmak isteyebileceğim fikrine kapıldım." Güldüm.

Kolundan ayrılıp karşısına geçtim ve ona gerçekten gülümsedim. Ona güvenebileceğimi biliyordum. İçimden bir ses bana onun yanında tıpkı Yoongi'nin yanında olduğum gibi güvende olduğumu söylüyordu. "Eve gitsem iyi olacak sanırım, sen içeri dönebilirsin. Ben bizimkilere bir şeyler uydururum."

"Benim daha iyi bir fikrim var. Yoongi'ye mesaj atarım. Bana gider götü başı dağıtırız." Teklifini kabul edecektim ki bir kapının sertçe kapanma sesi sessiz sokakta yankılandı. Şokla arkamı döndüğümdeyse onu gördüm.

"Arkadaşlarının yanından çaldığın her kızı evine çağırıyor musun yoksa Rosie'ye mi özel?"

İstemsizce Jimin'in önüne geçerken sorgularcasına baktım karşımdaki adama. Göğsü hiddetle kalkıp inerken sıcak nefesi havada buhar oluşturuyordu. Neden? Pek çok cümleyle cevaplanabilirdi ancak hiçbiri onun iki dudağı arasından çıkacaklar kadar etkili olamazdı. Sarışın sıcak nefesini boynuma verirken fısıldayarak sordu. "Jungkook mu?" Bir adım öne kayıp uzaklaşırken mırıldandım. "Hıhm."

Fakat o da benimle birlikte öne bir adım attı ve elini koluma yerleştirdi. "Tam olarak hangi kısmı seni rahatsız etti emin olamadım. Arkadaşını eve atıyor oluşum mu yoksa o arkadaşın Rosie oluşu mu?"

Ablamın verdiği, bir zamanlar Jungkook'un şimdilerleyse sadece Yoongi'yle Jimin'in kullandığı isim dudaklarından çok fazla dökülüyordu. Rosie. Hatırlamış mıydı? Yoksa sadece Jimin kullandığı için mi diline dolanmıştı? Daha öncesinde yüzüme bakmazken şimdi beni elde edeceği bir ödülmüş gibi çalmaya çalışamazdı.

Cevap verirken pek düşünmedi. "İkisi de." Ardından parmakları onun tuttuğu bileğime dolandı ve beni yanına çekti. "Konuşmamız gerek." Artık ona değil bana bakıyordu. Bakışları az öncesine kıyasla yumuşamıştı.

"Bizim konuşacak bir şeyimiz yok." Bileğimdeki parmakları gevşerken elimi çektim ve kollarımı birbirine doladım. "Jungkook."

Jungkook bakışlarını benden çekmezken Jimin bıyık altından güldü ve elini elime doladı. Biz hızlı adımlarla pubın girişinden uzaklaşırken onun bakışlarının hala üzerimde olduğunu hissedebiliyordum. Oyuncağını yitiren bir çocuk gibi öfkelenmiş olmalıydı ama ne ben onun oyuncağıydım ne de o ufak bir oğlan çocuğuydu.

"Pişman olmayacaksın değil mi?" Olacağım. Onunla son bir defa konuşmadığım için gözlerimi yumduğum her gece pişman olacağım. Ama bizim için kurulacak cümleler dört sene önce tükendi zaten. Sadece ben kabul etmek istemedim. Farkındayım. "Hayır." 


first loveHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin