11

658 68 79
                                        

💌

İyi şeylerden korkmayı öğrendiğimde henüz çok küçüktüm. İyi bir lise kazanmıştım, Alice de sınavlarından güzel sonuçlar alıyordu ve hayalindeki üniversiteyi kazanacağından emindik. Mutluydum. O kadar mutluydum ki yaşamayı seviyordum, o kadar mutluydum ki hayallerim vardı. Yaşamak için sahip olduğum tüm sebeplerin teker teker ellerimden kayıp gideceğini nereden bilebilirdim? Mutluluğum uzun sürmemiş, benim ablam o üniversite sınavına hiçbir zaman girememişti. Onu kaybettiğimizde annem söylemişti iyi şeylerin uzun sürme gibi bir huyu olmadığını. O zamanlar daha çok küçüktüm ben. Hiç büyümemiş olmayı dilerdim.

Bizden yaklaşık yarım saat sonra Yura ve Eunwoo gelmişti. Onlara haber verildiğinden bihaberdim, bilseydim eğer gelmezdim. Güzel başlayan günüm gittikçe kötüleşiyordu.

"Hadi ben hiç oynayalım."

Geldiği gibi Jungkook'la birlikte suya giren Yura, Hoseok'un yanına oturdu ve ellerini birbirine vurdu. "Tam da sıkılmaya başlamıştım. Harika bir fikir." Daha geleli birkaç dakika oluyordu nasıl bu kadar çabuk sıkılabilirdi? Sadece ben miydim bilmiyordum ama davranışları bana adeta batıyordu.

Diğerleri de uğraştıkları şeyleri bırakıp geldiğinde halka şeklinde dizildik ve Namjoon'un vodkaları doldurmasını beklemeye başladık. Yura ve Jungkook tam karşımda, kelimenin tam anlamıyla dipdibe oturuyordu. Benimse solumda Jennie oturuyorken sağıma Eunwoo geçmişti. Kalkıp gitmemek için zor duruyordum. 

Bardakların hepsi dolduğunda Yura bir elini Jungkook'un çıplak baldırına koydu ve sıktı. "O zaman ben başlıyorum, saat yönünde gider." Bakışlarını bizde dolaştırırken bana küçük bir gülümseme bahşetti. "Kolaydan başlayalım bakalım. Ben hiç sahte kimlik kullanmadım."

Jennie, Taehyung ve ben birer shot attık.

Lalisa şokla bize bakarken elinin tersini alnına bastırdı ve Yugyeom'un üzerine yığıldı. "Bensiz gecelere mi akıyordunuz gerçekten, size inanamıyorum. İhanettir bu."

Jennie hemen savunmaya geçti ve ellerini havaya kaldırdı. "Lisedeydik, hızlı zamanlarımızdı." Hatırlamak bile istemiyordum. Aklıma dolan anılarla birlikte yüzümü buruşturdum ve bir elimden destek alıp duruşumu dikleştirdim. "Bunağın teki bir şeyler ısmarlamak istediğini söylediğinde koşarak kaçmıştık. Sahte kimlik kullandığımız ilk ve son gündü."

Yura abartılı bir şekilde güldü ve başını Jungkook'un çıplak omzuna yasladı. Tanrım sabır ver.

"Ben hiç çıplak denize girmedim."

Hoseok'un cümlesiyle birlikte Lalisa ve Yugyeom birer shot attı. Bu sefer şok olma sırası bizdeydi. Lalisa "Sormayın söylemem." dedi ve kızaran yanaklarına avuç içlerini bastırdı. Kahkaha atmamak için kendimi zor tutuyordum.

Sıra bana gelene kadar iki shot daha atmam gerekmişti ve biraz başım dönüyordu. Ayrıca hiç olmaması gereken bir şey olmuş, alkol bana ekstra bir kişilik özelliği kazandırmıştı. Pervasızlık.

"Ben hiç aldatmadım." dedim. Keşke hiç demeseydim.

Taehyung parmaklarını ağzına götürüp ıslık çalarken Yura kaşlarını kaldırdı ve doğrudan bana baktı. O boğucu sessizliği Lalisa'nın kıkırtısı doldurduğunda bile kimse shot atmadı. Yüzünde bir gülümseme yeşermişti. O gülümsemeyi dağıtabilmeyi çok isterdim. Her fırsatta onun aşkından kendine pay çıkarırken başka erkeklerle takılmasını aldatmak olarak görmüyordu demek.

Jungkook'un bana baktığını fark ettiğimde başımı ona çevirmekte güçlük çektim. Çenesi kasılmış, yüzü ifadesiz bir hal almıştı. Benim yüzümdendi. Yapmak istediğim şeyi başaramadığım için kendimi kötü hissetmiştim. Sıra ona geldiğinde pas geçti ve bir shot attı. Şimdi en başa dönmüştük. Yura, Jungkook'a gülümseyip kulağına bir şeyler fısıldarken bile biz birbirimize bakıyorduk. Ve onun kaşları duyduklarıyla çatılırken öylesine gergin hissediyordum ki kendimi, damarlarımdaki kanın akışını hissedebiliyordum.

"Ben hiç ameliyat olmadım." dedi keyifle.

Tıpkı benim Jungkook'tan ayırmadığım gibi o da bunu söylerken bakışlarını bir saniye olsun benden ayırmamıştı. Yura hatırlıyordu; beni, ablamı, en büyük pişmanlığımı ve yetersizliğimi. Sadece ben shot attım. Elim o kadar hızlı gitti ki bardağa kimse fark etmedi titrediğini.

Jennie bir elini belime koydu ve beni rahatlatmak için parmaklarıyla çıplak tenime masaj yaptı. Oysa ben yanıyordum. Öfke ve alkol kesinlikle iyi bir ikili değildi.

"Geçmiş olsun canım, ne ameliyatıydı bu arada?" Kaşları kalkık, dudakları büküktü. Biliyordu işte. Bal gibi biliyordu. Oysa bilmemesi gerekiyordu. Ben anlatmamıştım ki ona yaşananları. O anlatmış olmalıydı.

"Seni ilgilendirseydi haberin olurdu, Yura."

Şimdi var olan Jungkook'a kızamıyordum ben. Beni hatırlamamasına, bir yabancıymışım gibi davranmasına kızamıyordum. Kıyamıyordum ona hastanedeki o çocuğun hatrına. Ama o kıyıyordu. Belki şimdi hatırlamıyordu beni ama hatırladığı zaman kıymıştı. Beni hala hatırlarken başımdan geçenleri sevgilisine anlatmıştı. Yalan söylemişti, kimseye söylemem demişti. Yalancı.

Güçlükle yerimde doğruldum ve diğerlerinin söylediklerine aldırmadan kendimi suya bıraktım. Elimi kestiğimde su iyileştirir demiş, suya tutmuştu ablam. Peki geride kalan dikiş izlerini de iyileştirir miydi? Kalbimdeki yaralara iyi gelir miydi? Ona artık bu soruları soramayacak olmam çok yazıktı. Yalancı.

Ablam da bana yalan söylemişti. Gitmem demişti. Gitmişti. Diğer herkes gibi o da bana yalan söylemişti.

Tartışma seslerinden uzaklaşmak için şelaleye biraz daha yaklaştım. Derdindi ama korkamıyordum. Ne de olsa ablam su iyileştirir demişti değil mi? Belki de haklıydı. Sudan gelen suya dönmeliydi.

"Chaeyoung, dur."

Arkamdan gelen sesle birlikte kulaç atmayı bıraktım ve bedenimi ona döndürdüm. Göğüs kafesi hızla kalkıp iniyordu. Sinirli miydi yoksa endişeli mi kestiremiyordum. Artık fark etmezdi zaten. Bir önemi yoktu. Anılarımda yaşattığım saf benliği az önce bana söylediğini öğrendiğim yalanla kirlenmişti.

"Sorun ne?"

Yavaşça bana yaklaştı ve bir kolunu belime dolayıp beni derinliklerden uzaklaştırdı. Daha sığ bir yere geldiğimizde ayaklarım taş zemine değiyordu ancak o kolunu kaçarmışım gibi belimden ayırmamıştı. Belki kaçardım. Kafam karışıktı. Diğerleri şelalenin diğer tarafında kalmıştı. Şimdi sadece ikimiz vardık.

"Fazla tepki vermiyor musun?" Sesi biraz bıkkın çıktığında ona inanamaz bir halde kaşlarımı kaldırdım.

"Eğer Yura o an ben hiç annemi kaybetmedim deseydi Jungkook, ne hissederdin?" Kaşları çatıldı ve bedenini benden uzaklaştırdı. Pot kırmıştım. Ancak bir önemi yoktu. Artık yoktu.

"Yura beni tanıyor ve asla böyle bir şey söylemez. Ama seni tanımıyor. Nereden bilsin senin böyle bir cümleden alınacağını, kalkıp gideceğini? Hem sen annemi kaybettiğimi nereden biliyorsun Chaeyoung? Hay kafayı yiyeceğim ya, nelerle uğraşıyoruz."

"Yura beni tanıyor Jungkook." Dolu gözlerimi kırpıştırdım. "Sen de tanıyorsun." Bir damla yanağıma süzülürken gerisi gelmesin diye sıkıca yumdum.

"Tanısam, hatırlardım." Kurduğu cümleye kendi de inanmak ister gibi bir hali vardı. Belki de ben bir şeyleri görmek istediğim gibi görüyordum. Bilmiyordum. 

Hatırlardım. Hatırlamadın.

Bedenine yaklaştım ve bir elini ellerim arasına aldım. Hiçbir şey söylemiyordu. Gözleri yüzümde dolaşırken bir şeyler arıyordu, tanıdık bir şeyler görmeye çalışıyordu. Elini bikinimin içerisine sokarken geri çekmeye çalıştı ancak tırnaklarımı bileğine batırmamla pes etti. Kasığımdaki dikiş izini hissettiğindeyse kaşları çatıldı. Bir adım geri çekildi.

"Sen..."

"Hava kararıyor, bizimkilerin yanına gidelim."

first loveHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin