2

992 77 41
                                        

💌

Zihnimde depremler oluyordu. Yıllar öncesinde susmayı öğrenen o volkan şimdi alevlerini kusmak için beni yıkıyordu. Ben hep susmuştum hep kapamıştım gözlerimi ama şimdi o kadar zor geliyordu ki. Susmaktan yorulmuştum. Bağırmak, çağırmak, ağlamak istiyordum. Ama bazen bazı şeylere geç kaldığında her ne kadar sesini duyurmak için çabalasan da fayda etmiyordu. Dalgalar yutuyordu sesini. Tuzlu su yakıyordu gözlerini.

Lalisa sıra ona geldiğinde oldukça dikkatli bir biçimde bilardo topuna vurdu ve birkaç topun deliklere düşmesi ile sevinç çığlığı attı. Yeni sevgilisi de fırsattan istifade onu kucaklamış ve çevresinde döndürmeye başlamıştı.

Telefonumdan saate baktım ve huzursuzca kıpırdandım. Eve sabahın altısında girmemize rağmen on birde kaldırılmış ve bu kafeye sürüklenmiştik sevgilisiyle bilardo oynayabilmesi için sarışın tarafından. "Hay bilardo topları düşsün başına Lisa ya."

Yanımda oturan Jisoo halime güldü. O da en az benim kadar uykusuzdu yine de belli etmemeyi başarıyordu. Jennie, Lisa'nın tüm o çığırtkanlığına rağmen evde kalmanın bir yolunu bulmuş ve uykusuna devam etmişti. Tostumdan büyükçe bir ısırık alıp Yura'nın oturduğu yere gözlerimi diktim. Karşısında oturan yakışıklı çocukla kahvaltı ediyor, bir yandan da flörtleşiyordu. Masanın üzerinden ellerini birleştirmeleriyle sabır çektim ve başka bir tarafa bakışlarımı çevirdim. Jungkook görse çok üzülürdü, biliyordum. Ama belli etmemek için elinden geleni de yapardı, onu da biliyordum. Bilmediğim ya da daha doğrusu anlamadığım tek şey neden onu sevmeyi bırakamadığıydı. Ancak cevabı da bende saklıydı, ben onu sevmeyi bırakamazken ona hangi hakla akıl verebilirdim?

Onun haline mi yoksa kendi halime mi üzüleceğimi şaşırmıştım. Acınası bir haldeydim ve her an o kızın saçlarını parmaklarıma dolayıp kafasını duvarlara çarpabilirdim. 

"Bir gün elimde kalacak yemin ediyorum. Bu ne pişkinlik ya!" Lalisa masadaki sandalyelerden birini çekti ve ters bir biçimde oturdu. Konuşurken özellikle sesini yükseltmişti ki o duyabilsin. Ama üzerindeki çiçekli beyaz elbiseyle kafede adeta parlayan genç kadın Lisa'yı duymamış ya da duymazdan gelmişti. Karşısındaki adamla sohbetine devam ediyordu.

Lisa'nın ailesinin Jeju'daki tatil evlerindeydik. Tayland'dan Kore'ye gidip gelmesini zahmetli buldukları için evi kullanmıyorlardı ve Lisa fırsattan istifade her yaz bizi buraya peşinden getiriyordu. Jungkook ile de ilk burada tanışmışlardı, çocukluk arkadaşı sayılabilirlerdi ancak iletişimleri eskisi kadar kuvvetli değildi. Jungkook'un hayatına aldığı genç kadın ile tüm düzenini değiştirmesinden sonra arkadaş gruplarında problemler çıkmaya başlamıştı. Değmezdi fakat o herif bunu göremeyecek kadar kördü.

Bazı zamanlar onu tokatlayıp kendine getirmek istiyordum.

Nihayet Lalisa'nın garson sevgilisini bırakıp kafeden çıkabildiğimizde yolun karşısından gelenleri görmem ile donakaldım. Jisoo bu halimi fark edip bir elini belime atmış ve yürümeme yardım etmişti. Ona giderken zihnimde yalnız tek bir cümle yankılanıyordu.

"Naber?"

Aşk aptallıktı.

"İyidir de hayırdır gelir miydin sen bu kafeye?" Taehyung ellerini şortunun cebine soktu ve kaşları çatıp başını sağa eğdi.

"Sevgili yaptım canım, sevgili. Tabi sen pek anlamazsın bu işlerden. Malum tek gecelik ilişkilerinden memlekette sevgili olacak kız kalmadı."

İkisi tartışmaya devam ederken Jungkook'un bakışlarını üzerimde hissettim. Stres ve sıcağın etkisiyle avuç içlerim terlemişti. Üzerimdeki elbiseye ellerimi bastırdım ve bakışlarımı onun dışında herkeste gezdirdim. Bugün üç kişilerdi: Lisa'yla tartışmaya devam eden Tae, Jungkook ve yanlarında dikilen bizden birkaç yaş büyük Namjoon.

"Eve dönerken Love sorun çıkarmamıştır umarım, Chaeyoung?"

İsmimi duyana kadar sorusunu bana yönelttiğinin farkına varamamıştım. Daha önce benimle hiç konuşma girişimde bulunmadığı için şaşırmıştım. Varlığımı es geçişi normalim haline gelmişti. Dayanamayıp ona baktığımda içten içe bir iddiayı kaybetmiş gibiydim. Yine çok güzeldi. Koyu kahve saçları alnına dökülüyor, küpeleri esen rüzgarla titriyordu. Bugün hava biraz soğuktu. Üzerindeki kahverengi sweatshirt ile üşümeyeceğini bilmek içimi rahatlatmıştı. Keşke şort yerine eşofman giyseydi de rüzgar bacaklarını sıyırıp geçmeseydi.

Tanrım bana yardım et, ne ara bu kadar düşünür olmuştum onu?

"Love uyumlu bir köpek, daha önce hiç dün geceki gibi davrandığını görmemiştim. Seni uzun zaman sonra gördüğü için heyecanlanmış olmalı." Yalnız Love değil ben de heyecanlanmıştım.

"Anladım." Dudaklarını birbirine bastırıp gülümsediğinde gamzeleri ortaya çıktı. Böyle zamanlarda yirmi dört yaşında bir adamdan çok bir çocuğu andırıyordu. Sapık gibi onu izlemeye devam etmemek için başımı çevirmiş fakat anında verdiğim karardan pişman olmuştum. Bakışlarımın takıldığı yerde manzaranın pek de güzel olduğu söylenemezdi.

Yura ve yeni erkek arkadaşı kafeden el ele çıkıyordu. Yanımda dikilen adamın aksine ikisinin de yüzü gülüyordu. Rüzgarda eteği uçuşurken bir meleği andırıyordu. Ancak yanındaki adamın dudaklarına dudaklarını bastırdığında gözümde bir şeytandan farksızdı.

Başımı ona çevirdiğimde alt dudağının titrediğini fark ettim. Duygularını içinde yaşamakta hiçbir zaman iyi olmamıştı. Diğerleri de olanların farkında mı diye baktığımda onların kendi aralarında sohbet ettiğini ve yalnızca Jungkook'la benim Yura'yı gördüğümüzün farkına vardım. Titreyen dudağını dişleri arasına aldı ve ezdi. Yine kendini tutmaya çalışıyordu.

O bir aptaldı.

Ben bir aptaldım. Onu ne zaman bu halde görsem kalbimin acısını dindiremiyordum. O adımı, sesimi, yüzümü bilmezken ben ona her şeyimi veriyordum. Kalbimdeki acı büyürken sadece onun acısını düşünüyordum çünkü biliyordum, biz birbirimize ortak acılara sahip olacak kadar benziyorduk.

first loveHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin