💌
"Genç yaşımda dağ başlarında ölüp gideceğim galiba."
Lisa dramatik bir şekilde kendini sevgilisinin kollarına bırakırken Yugyeom'un surat ifadesi oldukça komik gözüküyordu. Belinden tutup onu doğrultmaya çalışıyordu ancak Lalisa inadına ağırlığını daha çok veriyordu. Tanrının bile unutmuş olabileceği dağın tepesindeki şelaleye gelmek hangi akıllının fikriydi? Arabalar bir noktadan sonrasını gidemediğinden yaklaşık bir saattir yürüyorduk.
"Geldik sayılır sabret biraz." Jennie adımlarını hızlandırırken peşinden koşmam gerekti. Benim bacaklarım daha uzundu ama nasıl beceriyorsa benden daha hızlı hareket ediyordu. İnsanlar onu her ne kadar kediye benzetirse benzetsin benim için tam bir hamsterdı.
Namjoon ve Hoseok yokuşun sonundaydı ve bize acele etmemizi işaret ediyorlardu. Neredeyse tüm bira ve vodka şişelerini onlar taşıyordu ancak yine de bizden önce varmışlardı. Tabii Namjoon o cüsseyle istese beni de iki dakikada tepeye taşırdı o yüzden pek şaşırmamak gerekiyordu. Onun kadar atletik bir vücuda sahip olabilmek isterdim.
Jungkook ağır adımlarla onların yanına vardığında bakışları bir noktaya kilitlendi ve gülümsedi. Keşke bu kadar güzel gülümsemeseydi. İçim gidiyor gemileri yakıyordum söz konusu o olduğunda.
Nihayet Jennie'yle tepeye vardığımızda neden bu kadar güzel bir şekilde güldüğünü anlamıştım. Tıpkı geçen sene olduğu gibi bu sene de şelale tüm güzelliğiyle karşımızdaydı. Turistlerin uğrak noktası olduğu söylenemezdi çünkü bizden başka kimse bu engebeli yolu çekmek istemiyordu. Yalnız biz vardık. Tertemiz gölet ve ardında kalan şelale, şu hayatta güzelliğini Jungkook'la yarıştırabileceğim tek şeylerdi.
Jisoo ve Jennie üzerlerindekileri çıkarıp direkt suya girerken ben çantamdan bir örtü çıkartıp toprak zemine serdim. Taehyung da kızların peşinden suya dalarken Namjoon yanıma oturmuş sıcaktan dolayı ılıklaşan biraları postacı çantasından çıkarıyordu. "Yanında hiç poşet var mı?"
Başını sallayıp postacı çantasından şeffaf bir poşet çıkardı. "Jungkook, şuralardan bir yerden büyük bir taş bulabilir misin?"
O öpücükten sonra onunla olan ilk konuşmamızdı bu. Bir cevap vermek yerine başını salladı ve ağaçların arasına bakınmaya başladı.
"Biraları suya mı koyacaksın?" Namjoon kaşlarını kaldırmış sorusunu yöneltirken dilimi damağıma vurup baş parmağımı kaldırdım. "Aynen öyle."
Hoseok bir anda arkamdan geldi ve kolunu omzuma atıp yanıma oturdu. "Burada en azından birimizin kafası çalışıyor. Sıcak sıcak içeceğiz şu boku diye korkmuştum."
Ona gülümserken Jungkook'un getirdiği taşı ve biraları poşetin içine koydum. Hoseok ise yanağımdan makas alıp ayağa kalktı ve poşeti suyun sığ kısmına bıraktı. Fakat o geri dönemeden Taehyung avına yaklaşmış ve onu kolundan tutup suya çekmişti. İkisi suda kavga ederken sıçrattıkları suyla ıslanmamak için hızlıca tişörtümü ve şortumu çıkardım. Artık üzerimde sadece bikinim vardı.
Ben suya bir ayağımı sokarken Jungkook da tişörtünü fırlatmış, yanıma gelmişti. Diğerlerine seslendim. "Arada kontrol edin poşeti suda kaybolmasın." Az para vermemiştik sonuç olarak.
Tüm bedenimi suya bırakıp birkaç kulaç attıktan sonra soğuktan titremeye başladım. Tüm bu güzelliğine karşın o kadar soğuktu ki bedenimde kesikler açılıyormuş gibi hissediyordum. Yeteri kadar soğuk da teni yakar dedikleri bu olsaydı.
Bir şey bacaklarımı sıyırıp geçtiğinde neredeyse çığlık atacaktım. Ancak o şey, Jungkook'tu. Sudan çıktı ve karşıma geçip başını sağa sola salladı. Saçlarından saçılan su tanelerinin gözüme girmemesi için ellerimi kaldırıp siper etmem gerekmişti. "Ya napıyorsun sen?"
Sinirle konuştuğumda küçük bir kahkaha attı. Galiba kızarmıştım. "Gülüyor birde." Üstüne su sıçratmaya başladığımda önce sağa sola kaçınmaya çalıştı ancak işe yaramadığını anladığında suyun içine dalıp kayboldu.
Bir anda sırtımda hissettiğim eller ile neredeyse küçük dilimi yutacaktım. Üzerime ağırlığını bırakmasıyla çığlığı basıp suya gömüldüm ama ben daha ne olduğunu anlayamadan bir kol beni sudan çekip çıkardı. Bedeni bedenime çok yakındı. Sırılsıklamdık. Bir eli belimden tutup batmayayım diye beni tutarken diğer eli yüzüme yapışan sarı saçları çekti. Yuttuğum sular yüzünden bir süre öksürdüm.
"İyi misin?"
Biliyorum öyle söylememem gerekirdi belki. İlk o geçen gece hiç olmamış gibi davranmıştı sonuçta. Ama dayanamadım, olmayınca da olmuyordu. Bu ağız nasıl susulacağını bilmiyordu.
"Bazen iyiyim." Sorusuna yine o gece verdiğim cevabı verdiğimde bana gülümsedi ve başını eğdi. Ama bir şey söylemedi. Bu kadardı işte. Onun benim için ne ifade ettiği ve benim onun için ne ifade ettiğim, bu kadardı. Paylaştığımız öpücük ufak bir gülüşten daha fazla anlam ifade etmiyordu.
Kıyıya yüzmek için suya daldım ve gözlerimi açtım, tatlı su olduğu için yakmıyordu. Yanımdan bir karaltı hızla geçti. Ben kendimi taşın üzerine yeni atarken suyun altındaki karaltı dışarıya çıkmış, diğerlerinin yanına gidiyordu. Bir süre bacaklarım suyun içerisindeyken onu izledim. Altındaki şort dışında başka hiçbir şey yoktu üzerinde. Seneler benim için öylece geçip giderken o hayatına bir şeyler katmıştı. İlk tanıştığımız zamanın aksine bedenine iyi davranmıştı. Eskiden yaralar vardı her yerinde, şimdiyse dövmeler yaptırmıştı. Tekerlekli sandalyesini çekmek güç gelirken birkaç sene öncesinde şimdi o kaslarla tek kolla bile yapardı.
Lisa yüzerek yanıma geldi ve başını omzuma yasladı. "Biraz daha öyle hülyalı bakarsan aşıksın sanacak haberin olsun." Değil miydim?
ŞİMDİ OKUDUĞUN
first love
Fanfictionbelki canım beni dolu gözlerimle bırakıp gittiğinde yanmamıştı ancak seviyorum desen de seni bekleyemem dediğinde, senden gidemediğimde çok yanmıştı. [düzenlendi, 2025] 31.08.2022, rosékook.
