💌
Art arda üç şimşek çakması ile kupamı daha sıkı bir şekilde tuttum. Haziranın ortalarına gelmek üzereydik. Son bir haftadır hava oldukça sıcak ve bunaltıcıydı ancak fırtına öncesi sessizlik olabileceğini tahmin etmemiştik. Jisoo ve Lalisa sabah denize girmek ve biraz takılmak için dışarı çıkmış ama geri dönememişti. Jennie ise fırtına çıkacağını öğrendiğinde eve bir şeyler stoklaması gerektiğini söyleyip markete gitmiş, orada hapsolmuştu. Tek başımaydım.
Bazı zamanlar dünya, rayından çıkan bir trenmiş gibi hissettiriyordu. Mevsimler, insanlar, hissedilenler ve hissettirenler bu tren enkazında kazazedelerdi. Dünyanın yolunu kaybetmesinin bedelini biz ödüyorduk sanki.
Henüz akşam olmamasına rağmen bulutlar yüzünden hava oldukça karanlıktı. Çekmeceleri kurcalamaya ve mum aramaya başladım. Elektrikler gitmemişti ancak şimşek düşme ihtimaline karşı sigortayı kapatmıştım. Mumları da şimdi kullanacak değildim ancak akşama doğru işe yarayacağı açıktı ve benim bir şeylerle oyalanmam gerekiyordu. Televizyonun önünde yatan Love'a ters bir bakış attım. Ben bu kadar stres altındayken böyle rahat uyuması moralimi bozuyordu, kıskanıyordum. Onu her an o yumuşak yatağından kaldırıp ben yatabilirdim. Belki uzun bir süre sonra gerçek bir uyku çekmiş olurdum.
Bulduğum mumları evin çeşitli yerlerine koydum ve koltuğa geri oturdum. Kızları arayamıyordum çünkü hatlar tam olarak çekmiyordu ve ben endişelenmeyi bırakamıyordum. Onlardan en son haber aldığımda hepsi sığınacak bir yer bulduğunu söylemişti. Jennie market eve yakın olduğu için yağışın azaldığı ilk an koşarak gelecekti. Başlarına bir şey gelmemiş olması için dua ediyordum ki kapının sertçe vurulma sesi salonda yankılandı. Kapıya hayatımda hiç koşmadığım kadar hızlı bir şekilde koştum ancak karşımdaki kişi beklediğim kişi değildi.
Siyah tişörtü ve eşofman altı üstüne yapışmıştı, saçları ıslak ve rüzgardan dolayı dağılmıştı. Onu kolundan tutup içeriye soktum ve kapıyı kapattım. "İyi misin?"
Kapının önünde sudan çıkmış bir balık gibi dikiliyordu. "Evet, iyiyim. İçeriye aldığın için teşekkürler." Salona bakarken kararsız bir ifadesi vardı. Islak olduğu için içeriye girmekten çekindiğini anladığımda bir adım geriledim ve gözlerimi onun bedeninde gezdirdim.
"Şu an beni süzmek için pek iyi bir zaman olduğunu sanmıyorum." Dalga geçmesini umursamayarak merdivenlere adımladım.
"Bekle beni geleceğim hemen."
Lisa'nın ailesinin odasına girdim ve bulabildiğim en büyük kapüşonlu ve eşofman altını çıkardım. Fakat odalarında havlu bulamamıştım ve kızlarınkini verirsem rahatsız olma ihtimallerini düşünmem gerekirdi. Ona kendi havlumu vermek için gayet güzel bir bahaneydi.
Elimdekilerle birlikte aşağıya indiğimde Jungkook hala az önce dikildiği yerde duruyordu. Beni gördüğünde dudakları şaşkınlıkla aralandı. "Biraz dar gelebilir ama idare etmen gerek. Bulabildiğimin en iyisi bunlar. Koridorun sonundaki kapı banyo, orayı kullanabilirsin."
"Teşekkür ederim." O bana gülümserken ellerimin titrememesi için elimden gelen her şeyi yaptım. Yine de heyecanımı yenmekte güçlük çekiyordum.
Bir insanın başka bir insanda böyle hisler doğurması adil değildi fakat dünya ne zaman adil bir yer olmuştu ki.
Ben mutfağa gidip kupamı yıkarken o da birkaç dakika içerisinde üstünü değiştirip yanıma geldi. Başımı çevirip göz ucuyla onu süzdüm. Eşofman bacaklarına yapışmış, kapüşonlu ise tam olmuştu. Eh, idare eder. Ona verdiğim havluyu boynuna asmıştı. Şimdiye çoktan onun gibi koktuğuna yemin edebilirdim. Bundan şikayetçi değildim.
"Sana sıcak bir şeyler içirmek isterdim ama elektrikler yok. Portakal suyu ister misin?"
Bar sandalyelerinden birine oturdu ve kollarını önünde birleştirip sırtını tezgaha yasladı. "Olur, teşekkürler. Diğerleri nerede?"
"Fırtına başladığında dışarıdalardı. Hepsi bir yerlere hapsolmuş durumda havanın sakinleşmesini bekliyor." O birkaç onaylayan mırıltı çıkarırken ben dolaptan çıkardığım portakal suyunu bir bardağa doldurdum ve ona uzattım.
"Yalnız başına korkmuş olmalısın."
"Pek sayılmaz." Bardağı alırken sanki bilinçliymişcesine eli parmaklarıma dokundu. Kaşları hafifçe çatılmıştı. Başını kaldırdığındaysa yüzüme değil doğrudan boynuma bakıyordu. Portakal suyundan büyükçe bir yudum aldı ve bir kolunu tezgaha yasladı.
"Daha önceden tanışıyor olabilir miyiz Chaeyoung?"
Biz seninle tanışmadık hiç. Ben seni tanıdım.
"Hayır."
Sen beni tanımadın.
Başka bir şey söylemediğinde yerimde rahatsızca kıpırdandım. Kolyeyi hatırlamış mıydı? Hatırlamasını istemek bir günah gibi geliyordu. Onu inciteceğini bile bile beni hatırlamasını nasıl isteyebilirdim? Boşlukta takılı kalan bakışlarımın farkında değildim.
"Hayvanlar böyle şeyleri hisseder derler, Love sakin değil mi?" Başımı onaylarcasına salladım ve bir elimle koltuğun ucundaki yatağını gösterdim. "Sabahtan beridir yatağında keyif çatıyor. Ben de burada kızlar nasıl diye endişeden kendimi yiyorum. Nankör köpek."
Söylediklerime güldüğünde yanaklarında belli belirsiz gamzeler belirdi. Ben de onun gülüşüne gülmüştüm o halini gördüğümde. "Sen nasıl yakalandın fırtınaya?"
"Her zaman gittiğimiz kafedeydim. Baktım yağmur durmuyor yavaşladığında koşarsam eve yetişebilirim sandım. Çok fena yanılmışım göreceğin üzere." Ellerini ıslak saçları arasından geçirdi. Utanmasaydım eğer yakışıklılığının vergisini verip vermediğini sorabilirdim. Her zaman gittiğimiz kafe derken kastettiği yerin geçen gece doğum günü kutladığımız kafe oluşunu görmezden geldim.
"Olsun, en azından buraya gelmeyi akıl edebilmişsin."
Omuz silkip bardağının dibinde kalan portakal suyunu da içti. Yutkunurken oynayan adem elmasında takılı kalan bakışlarımı ondan çekmeye çalıştıysam da başarısız olmuştum. Onu izlemeyi seviyordum ve bu bağımlılık derecesinde bir alışkanlıktı. Nasıl kurtulacağımı bilmiyordum.
Onunla sohbet ederken yağmurun ne ara dindiğini anlayamamıştım. Kapıya vurma sesiyle yerimden kalkarken Love benden önce davranmıştı. Kızların üçü de ıslak bir şekilde kapıyı açmamı bekliyordu.
"Ay neler neler geldi başımıza Chaeyoung inanamazsın!" Lalisa oldukça sesli bir şekilde kendini eve atarken bir yandan da Love'ın üstüne çullanmasını engellemeye çalışıyordu.
Mutfakta dikilen Jungkook'u fark eden ilk kişi Jisoo olmuştu. "Hoşgeldin Kook, sen ne ara geldin?"
"Kaçabileceğim en yakın yer burasıydı o yüzden geldim." Kızlar onaylayan mırıltılar çıkarırken Lisa'nın fark ettiği şeyle gözleri irileşti. "Üzerindekiler babamın mı ben mi yanlış görüyorum?"
Jungkook mahçup bir şekilde bir elini ensesine atarken duruma müdahale etme gereği duydum. Her ne kadar onu utanmış görmekten hoşlansam da rahatsız olsun istemedim. "Çok fena ıslanmıştı ben verdim, kusura bakma Lali."
"Yok canım ne kusuru."
Üçü de merdivenlerden çıkarken arkalarında kalan Jennie dönmüş ve bana anlamlı bir bakış atmıştı. Sanki hiç görmemişim gibi arkamı döndüm ve bozuntuya vermeden yeniden onun yanına oturdum.
Onunla sessizce oturmayı bile sevdiğim için rezil bir insan olmalıydım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
first love
Hayran Kurgubelki canım beni dolu gözlerimle bırakıp gittiğinde yanmamıştı ancak seviyorum desen de seni bekleyemem dediğinde, senden gidemediğimde çok yanmıştı. [düzenlendi, 2025] 31.08.2022, rosékook.
