3

820 75 25
                                        

💌

Midem bulanıyordu. Aslında hep bulanırdı ancak bu seferki bulantı canımı öylesine yakıyordu ki tarifi yoktu. İki elimi de sanki bunu engelleyebilirmişim gibi elbisemin üzerinden karnıma bastırdım. Oysa en başından beridir fiziksel bir bulantı olmadığının farkındaydım. Hiçbir zaman olmazdı. Zihnimin bir oyunuydu. Hissettiğim hüzün bedenimde tomurcuklanıyordu. Ya da ben buna inanmak istiyordum. Bilmiyordum, ben hiçbir şey bilmiyordum. Kafam karışıktı. Bedenimle başa çıkmakta o kadar güçlük çekiyordum ki artık fiziksel acıyla psikolojik olanı ayırt edemiyordum.

Ağlamak istiyorum.

Masanın öteki ucunda, Jungkook'un kucağında oturuyordu. Bakma. Bakma. Bakma. Bakışlarımı onların üzerinden çekmek bu kadar güçken ne yapacağımı şaşırmıştım. İçinde oldukları çarpık ilişki midemi bulandıran etkenlerden yalnız bir tanesiydi.

Jennie koltukta yanıma kaydı ve bir elini dizime koydu. "İyi misin?" Başımı omzuna yasladım ve gözlerimi yumdum. Şimdi elini bacağım üzerinde hareket ettiriyor ve beni rahatlatmaya çalışıyordu. "Seni ne kadar sevdiğimden bahsetmiş miydim?"

"Her gece yatağımızda söylüyorsun ya canım."

Kıkırdadım ve yaslandığım omzundan ayrıldım. Bu lanet olasıca yere gelmek hayatımda verdiğim en kötü kararlardan biriydi. Eunwoo'nun doğum günüydü. Gelmeyeceğim konusunda ne kadar diretirsem direteyim kızlara sözümü geçirememiştim. Doğum günü çocuğunun kendisi de arayıp ısrar ettiğinde gelmekten başka çarem kalmamıştı. 

Telefonumun çalması ile masadan kalktım ve aramayı yanıtladım. "Attığın konuma geldim sayılır. Çık hadi kapıya." Tanrıya şükürler olsun ki kurtarıcım gelmişti.

Telefonu kapatıp arkadaşlarımın yanına döndüğümde Yura gitmişti. Jungkook tek başına oturuyor, odaklanmış bir şekilde telefonuna bakıyordu. Çantamı aldım ve içinden çıkardığım kadife kutuyu Eunwoo'nun önüne bıraktım.

"Bu bir evlenme teklifi mi?"

Onun müzik sesini bastırmak için gereğinden fazla bağırarak konuşmasıyla masadaki birkaç kişi güldü. Jungkook da başını kaldırmış bize bakıyordu. "Aynen Eunwoo, ondan."

"Kalkıyor musun?" Lalisa ayağa kalktı ve gitmemi engellemek istercesine bir elini koluma doladı.

"Lan sen bu saati istediğimi nereden biliyorsun? Gel kız öpeceğim."

Eunwoo sarılmak için ayağa kalktığında Lisa önüme geçti ve onu tüm gücüyle itekledi. "Uzak dur arkadaşımdan pis yalaka."

İkisi arasından sıyrılıp masanın öteki ucuna geçtim ve göz ucuyla Jungkook'a baktım. Telefonuna geri dönmüştü. Umarım o telefonu yüzüne düşürür de o tatlı dudaklarını patlatırdı. Her ne sebeple bakıyorsa hiç hoşuma gitmemişti.

"Sohbetinize doyum olmuyor ama arkadaşım kapıda bekliyor. İyi eğlenceler hepinize."

"Enişte mi geldi yoksa?"

Taehyung yanında oturduğu Eunwoo'nun ensesine bir tokat patlattığında kendimi biraz olsun rahatlamış hissettim. Keşke bir tane de ben vurabilseydim. "Ya sabahtan beridir bir yerinde duramadın amına koyayım. Sal da kız gitsin gideceği yere."

"Tamam ya kötü bir şey söyledim sanki. Yura birazdan sahneye çıkacak, en azından ondan sonra gitseydin Chae."

Onu gitarıyla şarkı söylerken görmektense şuracıkta ölmeyi tercih ederdim sanırım. Yine de bunu bu ortamda dile getiremezdim. Tüm masada bakışlarımı gezdirirken en çok ona baktım. Telefonunu kaldırmıştı. Konuşmayı dinliyordu ancak benden tarafa değil de Eunwoo'ya bakıyordu. Kız arkadaşından bahsedildiği için dikkatini çekmiş olmalıydı. Ben karşısında böylesine kıvranırken o kendini hiç rahatsız hissetmiyor muydu? Ben bile kaldıramıyorken o kadının ona yaptıklarını, o nasıl kaldırıyordu?

"Başka zamana artık."

Arkamı dönüp birkaç adım atmamla ışıkların sönmesi bir olmuştu. Kulüpteki tek ışık sahneyi aydınlatırken geç kaldığımı anlamıştım. İstemsizce ona kaydı bakışlarım. Tıpkı ilk gördüğüm günkü gibiydi. Kahverengi saçları omuzlarından aşağı dalgalanarak iniyordu; kot şort ve bol bir tişört giymiş, beline ekoseli bir gömlek bağlamıştı. Sanki o günü yeniden yaşatıyordu. Bilerek mi yapıyordu? Üzerimde hastane kıyafetleri olsaydı eğer Jungkook beni de hatırlar mıydı? Yine o kazanmıştı. Sevdiğim adam ışıldayan gözleriyle yine ona bakıyordu. Gitmek için hareketlendiğimde kafasını çevirişi dikkatimi dağıttı. Bakışlarını sahneden ayırmış bir şey arar gibi etrafta dolaştırmıştı. Sonra bir çift göz beni buldu. Gözlerindeki ışıklar sönmüştü. Kaşlarını çattı ve karanlıkta seçemediğim bir ifadeyle bana bakmaya devam etti. Ardından bir eli şakaklarına gitti ve orayı ovuşturdu.

Beni bir rüyaya inandırdığını hatırlamasını isterdim. Ama o yalnızca unutmayı bilirdi. Bir elim boynumda asılı duran kolyeye gitti. Onun gözleri de elimi takip etmiş ve boynumda takılı kalmıştı. Fakat o kadar karanlıktı ki seçemezdi annesinin kolyesini. Seçse de bir şey değişmezdi. Her zamanki gibi hatırlamazdı beni.

Belime dolanan elin sahibi Yoongi az önce baktığım yere bir bakış attı ve ardından beni, içine hapsolduğum rüyadan çekip çıkardı.

first loveHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin