💌
Kimsenin dilinden düşüremediği bir düzen kelimesi vardı. Yeni bir şeye başladıklarında sabırla beklerlerdi. Her seferinde düzene girene dek sıkacağız dişimizi derlerdi. Oysa düzenin gelişi yeni karmaşaları da beraberinde getirirdi. Hayatının bir parçasında bulduğun huzur diğer kısmında eksik olduğunda sabır pek de bir işe yaramıyordu. Terazi dengeye girmiyor, bir taraf ötekine her daim baskın geliyordu. Düzenin gelmesini beklemektense bu adaletsizliğin içinde yaşamayı öğrenmek belki de yapılabileceğin en sağlıklı şeydi. İşte ben de o dengesizliğe ayak uydurmaya çalışıyordum defalarca kez düşmeme rağmen.
Kızlarla akşam biraz dolaşmak için çarşıya inmiştik. Jennie ve Jisoo ortak arkadaşlarını görüp selam vermek için yanımızdan ayrılmışlardı. Biz de Lisa'yla bir stantın önünde dikiliyor el yapımı takıları inceliyorduk. Avuç içimde hoşuma giden gümüş bir kolye vardı. Kolyenin ucunda ağzında gül tutan tatlı bir tavşan vardı.
Gerçek gümüş olup olmadığı şaibeliydi ancak yine de satın aldım ve arkadaşımın yanına döndüm. Bir yandan da boynuma takmaya uğraşıyor ama beceremiyordum. "Lisa, şunu takar mısın boynuma?"
Arkamı dönüp saçlarımı ellerim arasında topladım ve Lalisa'nın kolyemi takmasını bekledim. Taktığında ellerini birbirine çarpmış ardından kolyenin ucunu avuç içine alıp incelemeye başlamıştı.
"Bazen Yugyeom'u bırakıp sana yürüyesim, bırak yürümeyi koşasım geliyor Chaeng."
"Bahse girerim ondan daha iyi bir erkek arkadaş olurdum." Gururla göğsümü gerip konuşurken Lalisa kıkırdadı ve yanağıma bir öpücük kondurdu. "Çok güzel bir kız arkadaş da olursun. Keşke şu it oğlu itin aklını başına getirebilmek için elimden bir şey gelse."
Adını anmasa da Jungkook'tan bahsettiğini anladım, yüzümün düşmemesi için çaba sarf etmem gerekti. "Artık pek bir önemi kalmadı. O mezun oluyor, benim de iki senem kaldı. Sonra bir daha karşılaşır mıyız bilmiyorum." Jungkook'la aynı üniversitede okuyor ancak okul dönemi birbirimizi hiç görmüyorduk. O bu sene mimarlık lisansını bitirecekken benim iki senem daha vardı.
"Bazen üniversitenin bitmesi her şeyin sonuymuş gibi davranıyorsun ya içim gidiyor. Asla bırakmam peşini."
Koluma girip beni birkaç stant daha dolaştırdı. Hakkımda çok şey bildikleri gibi bilmedikleri şeyler de vardı. Yine de beni koruyup kollamayı görev edinmiş gibilerdi. Bazı zamanlar ellerinden kayıp gidecekmişim gibi davranıyor ve ailemin bana vermeye layık görmediği ilgiyi fazlasıyla veriyorlardı. Yine de kalbimdeki büyük boşluğu doldurmaya yetmiyordu, ben gerçekten de doyumsuz bir insandım. Onu yanımda görene dek kendimi tamamlanmış hissedemeyecektim. Sağlıklı bir istek değildi bu ancak hastalığımın çaresi de yoktu. Bildiğim kadarıyla birisine delicesine aşık olmanın ilacı henüz bulunamamıştı.
Birer bira içmek için sahil şeridindeki bara girdiğimizde Jungkook'u gördük. Yalnız başına oturuyor ve elindeki viskiyi yudumluyordu. Lalisa elimi cesaretlendirircesine sıktı ve ikimizi onun masasına yönlendirdi.
"Selam Kook, oturabilir miyiz?"
Bir elini karşısındaki koltuğa uzattı. "Sorman hata."
"Ee ne yapıyorsun bakalım?" Onun karşısına yan yana oturduk ve ben bakışlarımı onun dışında her yerde gezdirdim. Yüzüne bakmaktan neden bu kadar çekindiğimi bilmiyordum.
"Sen gelene kadar huzurumun tadını çıkarıyordum."
"Edepsiz tavşan." Lalisa kollarını birleştirip ona surat yaparken ben kolyemi saklamaya çalışıyordum. Hele bir buradan çıkayım, onu kesinlikle öldürecektim. İtiraz etmeme kalmadan kendimi onun masasında bulmuştum. Giydiğim beyaz askılı crop da kolyeyi saklamama hiç yardımcı olmuyordu. Saklamayı beceremeyince dikkatini çekmekten korkup kolyeyle uğraşmayı bıraktım.
"Siz ne yapıyorsunuz burada?"
Lisa'nın daha fazla konuşmasını engellemek için öne atıldım. "Bunun ve biricik sevgilisinin ilk ayı doluyormuş. Onun için hediye bakmaya geldik."
"Sen hiç büyümeyecek misin Lisa ya. İlk ay ne kızım?"
"Bir kere bu konuyu benimle konuşabilecek son kişisin dikkatini çekerim canım. Ay Chae biliyor musun bu Jungkook ilk sevgilisine onunla sevgili olduğu her hafta için bir charm hediye ediyordu. Ayrıldıklarında kızdan bilekliği bir çekip alışı var görmen lazım. Utanmasa ibanını da verirdi kesin."
İstemsizce dudaklarım yukarıya kıvrıldı. O da gülüşünü bastırmaya çalışıyordu ama bunu yapmaya çalışırkenki surat ifadesi daha da komik bir hal almıştı. "Ya ne yapayım kıza Ironman'li sayılı üretim charm vermiştim! Hak etmiyordu bile. Hiç de pişman değilim yine olsa yine yaparım."
"Cimri ya."
Masadan kalkıp telefonumu şortumun arka cebine soktum. "Ben bize birer bira kapıp geliyorum. Sen de bir şey ister misin Jungkook?" Göz göze geldiğimizde bu kez bakışlarımı kaçırmadım. O da bir süre duraksadıktan sonra kısık bir sesle cevabını verdi. "Bira olur."
"Tamamdır."
Barmenden bir tepsi, üç bardak ve üç bira alıp masamıza geri dönerken Jungkook'un ifadesinin donuklaştığına tanık oldum. Lalisa karşısında oturuyor olmasına rağmen farkında değil gibiydi, telefonla konuşuyordu. Jungkook'un baktığı yöne baktığımda tahmin ettiğim kişiyi gördüm. Geçen gün birlikte kahvaltı ettiği adamla birlikteydi. Ona gülümsüyordu, onun elinden tutuyordu. Sevdiğim adamsa yüzündeki hayal kırıklığıyla onları izliyordu. Tepsiyi masaya bıraktığımda Jungkook bira şişesini aldı ve hızla ayağa kalktı.
O arkalara doğru giderken bedenim kaskatı kesilmişti. Zihnim her ne kadar yapmamamı söylese de biramı elime almış peşine takılmıştım. Ona yetişemesem de koridorun sonundaki kapıdan dışarıya çıktığını görebilmiştim.
Ondan hemen sonra aynı kapıdan çıktığımda yalnız başına olduğunu gördüm. Kaldırıma oturmuş sigarasını yakmaya çalışıyordu. Rüzgar içme der gibiydi. O yakıyor, rüzgar söndürüyordu çakmağını. Önüne geçtim ve rüzgarın ona ulaşmasını engelledim.
Nihayet sigarasını yakabildiğinde başını kaldırdı ve kısılan gözleriyle beni süzdü. Öyle garip bakıyordu ki tüm gücüm bedenimden çekilmiş gibi hissediyordum. Yanına oturup biramdan bir yudum aldım. Konuşmak istemiyor gibi bir hali vardı. "Neden onu seviyorsun?" Ama ben konuştum.
"Bilmem."
Gözlerimin yaşlarla dolmaması için yanağımın içini ısırdım. "Aşk böyle bir şey mi, canının yanacağını bile bile sonuna kadar gitmek mi?"
Sigara dumanı dudakları arasından havaya karışırken o da kaşlarını hafifçe çatmıştı. Gözleri yumuluydu. Belki cevabı düşünüyordu, belki de benim gibi o da biliyordu. Bildiklerini dile getiremiyor, dile getirmek istemiyordu çünkü canı yanıyordu. Benim de çok yanıyordu.
"Aşk böyle bir şey mi bilmiyorum Chaeyoung. Ama ilk aşk böyle bir şey, sonrakilere benzemez. Çok acıtır ama ilktir işte. İstesen de değişmez. Aşkını unutursun ama ilkin oluşunu unutamazsın."
Hiçbir şey söyleyemedim ona çünkü ağzından çıkan her bir kelimeyle her sabah yüzleşiyordum. Aynı acılara sahip iki insanken nasıl bu kadar ayrıydık? Birbirimizin ellerini tutmamız gerekirken neden o bir başkasının ellerinde böylesine takılı kalmıştı? İlk aşk demişti. Gerçekten de ilk aşkı mıydı? Sadece ikimiz varken hiçbir zaman beni sevdiğini söylememişti. Ama ben hissetmiştim. Elimi tutuşunda, gözyaşlarımdan öpüşünde, kollarını bedenime dolayışında aşkı hissetmiştim. İnsan ne kadar da kolay yanılıyordu öyle. Ne kadar da kolay kanmıştım kendi uydurduğum bir yalana.
Yanından kalkıp sokakta birkaç adım attım ve yanaklarıma düşen yağmur damlalarını durdurmaya çalıştım. Ama durmadı. Aktı, aktı, aktı. Gerçekten de yağmur muydu düşen yoksa gözyaşlarım mıydı böylesine durmaksızın dökülen? Saçmaydı. Onun için kalbimde yağan sağanak çok saçmaydı.
💌
first love ve we never dated final yapıp wattpade ara vereceğim sanırım :/
first love tahmini 24-25 gibi final olur
ŞİMDİ OKUDUĞUN
first love
Fiksi Penggemarbelki canım beni dolu gözlerimle bırakıp gittiğinde yanmamıştı ancak seviyorum desen de seni bekleyemem dediğinde, senden gidemediğimde çok yanmıştı. [düzenlendi, 2025] 31.08.2022, rosékook.
