finale
💌
Uyandır beni. Gözlerimi aç. Bana beni tanıt. Kim olduğumu anlat. Yabancı düştüğüm bu insana kavuştur, içine düştüğüm kabustan uyandır. Çok şey mi istiyorum senden? Biliyorum, farkındayım. Saydığım tüm bu şeyleri sen yapamazsın. Ben yapmalıyım. Gördüğüm kabustan da beni gerçeklikten alıkoyan en tatlı rüyadan da kendim uyanmalıyım. Gözlerimi ben açmalıyım. Kim olduğumu öğrenmeli, kendi bedenimde bir yabancı olmamalıyım.
Sen gözlerini kapat. Ben gideceğim ama sen kalmayı öğren. Tutunacak bir dalın olmadığında kendi başına ayağa kalkmayı, sesini duyuramadığında sessizliğinle çığlıklar atmayı öğren. Geçmişini kucakla, yaşadıklarından güç al. Kayıpların hayaletlere dönüşmesin, onları koruyucu meleklerin olarak görmelisin. Tenine değen her bir ışık süzmesinde anneni hisset. Duyduğun her kuşun şakıyışında onun sesini duy. O artık elinden tutamayacak kadar uzakta olabilir ama hala baktığın her yerde onu görebilirsin. Kendini yalnız hissettiğinde anılara sığınabilirsin. Geride bıraktığı kolyesini gururla göğsünde taşıyabilir, ona layık bir oğul olabilmek için yaşayabilirsin.
"Bu haftaki ödevlerini harfiyen yerine getirdiğin için teşekkür ederim. Bugünkü seansımız bitti." Karşımdaki kadın yüzüne her zamanki gibi mesafeli ancak samimi gülüşünü kondurup ayağa kalktı. Kollarını benim için açtı. "Sarılmak ister misin?"
Kas hafızama kazınan görevimi yerine getirirken derin bir nefes aldım. Terapi boyunca yeterince ağlamamışım gibi her seans sonu sarılışımızda gözlerim doluyordu. Engel olamıyordum. Birlikte çok yol katetmiştik. Nihayetinde sona gelmiştik. Haftaya bugün aynı saatte yapacağımız seans ile hayatımın kara bulutlarla çevrili günlerine noktayı koyacaktık. Bembeyaz yeni bir sayfa açacaktım. Geride kalan kirli sayfaları yırtıp atmayacak, hikayemin bir parçası olarak benimseyecektim. Beni bugüne onların getirdiğini hiçbir zaman unutmayacaktım.
Dört yüz elli sekiz gündür yaşadığım bu şehre alışmaya başlamıştım. Havanın her daim kasvetli oluşunun beni daha da geriye götüreceğinden korkarken şimdilerde bundan zevk alır olmuştum. Sorun hiçbir zaman yağmurlu havalar ya da soğuk kış günleri değildi. İnsanın yüreğinde güneş açmadıkça gökte açmasının pek bir kıymeti olmuyordu.
Şubat ayı Londra'da ayrı bir güzeldi. Gök pek de aydınlık olmasa da aradığın zaman her daim ışık bulabiliyordun. Sokak lambasının altında yağan kar tanelerinde, girdiğin kafenin yanan şöminesinde ve sayamayacağım kadar fazla yerde ışığı bulmak mümkündü. Dediğim gibi, aradığın sürece ışığı bulmak hiç de güç değildi.
Topuklu botlarım ıslak kaldırımlarda adım attıkça tok bir ses çıkarıyordu. Kulağıma müzikmiş geliyor, oldukça hoşuma gidiyordu. Yaşadığım apartmanın alt katında bir fırın vardı. Kapısının önünde dikilip sigarasını tüttüren benim yaşlarımdaki kıza selam verdim ve anahtarımı kapının kilidine taktım. Bina biraz eski olduğundan bazı zamanlar tutukluk yapıyordu ancak bugün şanslıydım. Kendimi merdivenlere attığımda burnuma dolan rutubet kokusu bile beni rahatsız etmiyordu. Mutlu olmayı uzun yoldan da olsa öğrenmiştim.
Kendimi evimin içerisine attığımda burnuma dolan kokuyla gülümsedim. Ev arkadaşım yine erkek arkadaşından çiçek almış olmalıydı, etraf oldukça güzel kokuyordu. Üzerimdeki kabanı vestiyere asıp merakımı gidermek için salona adımladım. Haklıydım, koskocaman bir çiçek buketi orta sehpanın üzerine bırakılmıştı. Üzerinde bir de not vardı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
first love
Fanfictionbelki canım beni dolu gözlerimle bırakıp gittiğinde yanmamıştı ancak seviyorum desen de seni bekleyemem dediğinde, senden gidemediğimde çok yanmıştı. [düzenlendi, 2025] 31.08.2022, rosékook.
