4

767 78 7
                                        

💌

Zihnimdeki çorak topraklar eziliyordu sanki altında kaldığı yükten. Her adımda daha da derine çöküyor, zihnimdeki çukurun sonu gelmiyordu. Bir zamanlar birisi elimden tutmuştu. O çorak topraklar canlanmış, kırmızı güller açmıştı. Şimdilerdeyse kalan son gülümü korumakta güçlük çekiyordum. Çünkü o gül benim seneler önce kalbimde büyüttüğüm aşkımdı.

Bir elim istemsizce boynumdaki kolyeye gitti. Ucunda ufak bir gül vardı. Ben kadere inanmazdım ama o beni buna inandırmıştı. Ben henüz portakalda vitaminken ablam koymuştu adımı, Roseanne olsun demişti. O gün hastanede uzattığı eli tutarken de böyle söylemiştim, adım Roseanne demiştim. Onun annesinin de gülleri çok sevdiğini öğrenmiştim. Son nefesine kadar boynunda taşıdığı kolyedeki gülü koruyacağıma yemin etmiştim.

Parmaklarımı piyanoda dolaştırırken içimdeki hiddeti bastırmak için çabaladım. Fakat yine ve yine başaramadım. Öfkemi bir şekilde atamadığım sürece sevdiğim şeyleri de yapamayacağımın farkındaydım.

"Biraz daha devam edersen piyanomu haşat edeceksin, ben de senin kafanı kıracağım."

Kalçasını duvara yasladı ve elindeki kupadan kahvesini yudumladı. Saat sabah yediye geliyor olmalıydı. Uyku düzenimi tamamen bozmuştum. Yoongi'nin stüdyo dairesindeydik. Sabaha kadar onu yanımda tutmuş ve bana daha fazlasını öğretmesini istemiştim.

"Bu işte gerçekten kötüyüm sanırım."

"Aptal aptal konuşma. Gayet yeteneklisin. Tek sorunun duygularını yanlış biçimde çıkarıyor olman. Piyano senin bam güm dalıp hiddetini salabileceğin bir müzik aleti değil Rosie."

Başımı yenilgiyle eğdim. "Haklısın."

Yanıma geldi ve çenemden tutup başımı kaldırdı. Gözlerinde her zamanki gibi şefkat vardı. "Bana karşı çıkmadığında çok sıkıcı oluyorsun. Yapma şöyle."

"Sadece savaşmaktan yoruldum. Bir anlamı yok, hiçbir zaman eskisi gibi olamayacağım. Farkındasın değil mi?" Yanıma oturup kahveyi yere bıraktı. "Biliyorum, senin için zor. Seni anlamaya çalışmıyorum bile çünkü bunu yapamam biliyorum. Ama kendine karşı ne kadar acımasız olduğunun farkında mısın? Bir başkasına uzattığın gülün dikenlerini kendi parmaklarına batırıyorsun."

Bazı zamanlar doğruyla yanlışı ayırt etmekte zorlanıyorum. Tıpkı şimdi olduğu gibi. Gerçekten suçlayamam mı kendimi, yoksa suçlamayı bıraktığım an ablama ihanet mi ederim? Özür dilerim. Özür dilerim. Özür dilerim. "Özür dilerim."

Gözümden düşen yaş ile birlikte kollarını boynuma doladı ve beni kendine çekti. Uzun zamandır beklediğim an buymuş gibi hıçkırarak ağlamaya başladım. Bir aileye sahip olmayı özlemiştim. O ise benim kimsesizliğimi doldurmaktan hiç şikayetçi değildi. Aynı ebeveynlere sahip olmasak bile bir abim vardı benim. Düştüğümde bir tekme de kendi atar, ardından tutardı ellerimi.

"Tüm gece ayaktaydın. Dün olanların seni etkilediği ortada. Biraz uyu."

Elimden tuttu ve beni yatağına yatırıp üstüme ince bir örtü örttü. "Bir şey olursa seslen. İçerideyim."

Sonra gitti ve kapıyı kapattı. Ancak ben uyuyamadım. Gözlerim göz kapaklarımı her indirdiğimde batıyordu. Geçen gece yıllar öncesinden bir sahneyi tekrar yaşamak iyi gelmemişti. O yine gitarıyla şarkılar söylerken Jungkook onu izliyordu. Ben yine köşede yalnız başıma dikiliyor, aşklarını yaşamalarını seyrediyordum.

Düşünmeye başladım. Bazı zamanlar düşünceler uyutmazken beni bazı zamanlar bir ninni gibi gelirdi. Bu sabah ninni olup uyutur beni diye umdum. Ablamı düşündüm. O güzel kestane rengi saçlarını, piyanoda gezinen incecik parmaklarını, beni nasıl sevdiğini düşündüm. Cenin pozisyonu almış halde buldum kendimi. Biraz daha düşündüm. Bana nasıl güvendiğini, onu nasıl hayal kırıklığına uğrattığımı, sevgilisinin nasıl da bu dünyada yalnız kaldığını düşündüm. Eğer yaşasaydı, Yoongi ve Alice evlenir miydi ki? Çocukları da olur muydu? Alice'e benzeyen küçük bir kızları olsaydı çok komik olurdu çünkü bana da benzemiş olurdu. Ben çocukları sevmezdim bile. Ancak gözyaşlarım dökülürken gülümsemeden edememiştim. Teyze olabilme ihtimalim uçup gitmiş ancak fikri bile beni eğlendirmişti.

O küçük kız çocuğunu düşünerek gözlerimi yumdum. Yüzünü, sesini, kişiliğini hayal ettim. Tıpkı oyuncak bir bebekmiş gibi giydirdim, süsledim. Alice'ın kızı ve benim her şeyim olurdu. Ablama veremediğim her şeyi ona verirdim. Belki de veremezdim. Belki onu da hayal kırıklığına uğratırdım. 

Sonra uyandım.

Yalnız başımaydım ve ablam yoktu.

Üşüdüm ve tıpkı ablamın öldüğü gün beklediğim gibi yine onu bekledim. O da yine gelmedi yanıma. Kendime kızdım. Gelmeyeceğini bile bile onu beklediğim için kendimden nefret ettim. Yaşanan onca şeyden sonra onu kendime sığınak seçtiğim için, ilacımın o olduğuna inandığım için kendimi affedemedim.

first loveHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin