💌
Gözyaşlarım nihayet kesildiğinde ara sokaklardan birindeydim. Rüzgar sanki beni parçalara ayırmak istercesine esiyordu, dalgaların sesi buraya bile geliyordu.
Bedenimi duvara yasladım ve başımı birkaç defa vurup ayılmaya çalıştım. Ancak olmuyordu işte. Mantığım bedenimi terk etmiş gibiydi. Elimdeki bira şişesinin başına ne geldiğini bilmiyordum. Jungkook'u orada bırakıp biraz yürümek, düşünmek istemiştim. Lalisa da barda tek başına kalmıştı. Endişelenmiş olmalıydı. Fakat bunların hepsi asıl düşünmem gerekenleri zihnimden atmak için birer bahaneydi.
Şimdi ne yapacağım?
Seneler önce bana ailem olacağını söyleyen adam şimdi bir başkasına ilk aşkım diyordu. Fakat aptallık bendeydi. Gitmesine izin vermem gerekiyordu, onu daha fazla kalbime hapsedemezdim. Uçmak isteyen bir kuşun kanatlarını kıramazdım. Bir elim şortumun üzerinden kasığımdaki yara izine gitti. Gitmeme izin ver. Seneler önce Alice böyle söylemişti. Gitmesine izin vermeliydim.
Sarı saçlarımı cebimdeki tokayla at kuyruğu yaptım ve limana çıkabilmek için sokaklar arasında dolandım durdum. Labirent gibiydi fakat iyi gelmişti. Konuşan tek ses kendi sesim olduğunda biraz olsun dinginleşebilmiştim. Limana çıktığımda derin bir nefesi ciğerlerime doldurdum. Çoğu insan son yaşanan fırtınanın ardından tedbirliydi, etraf oldukça sessizdi. Kıyıya vuran dalgaları izleyebilmek için kayalardan birine oturdum ve dizlerimi karnıma çektim. Kabul etmek istemesem de hep onu hayal etmiştim. Onunla yaşayabileceklerimizin umuduyla bugüne dek gelmiştim. Şimdi onun gitmesine izin verirsem eğer kalmak için bir sebebim kalmayacaktı. En başından beridir var mıydı ki?
Ablam mimarlık okumak istemişti hep. Okumuştum. Çok sevmişti, ilk aşkıydı Yoongi. Ben de çok sevmiş, ilk aşkım yapmıştım onu bir kız çocuğunun babasını yaptığı gibi. Ablam çocukları severdi, bir gün bir tanesine sahip olma hayali kurardı. Ben sevmezdim çocukları ama olacaksa bir gün sevdiğim adama benzer bir tane olsun isterdim. Benim hayallerim yoktu. Benim bir sebebim de yoktu. Bir başkasının yaşaması gereken hayatı yaşıyor, vicdanımı susturmaya çalışıyordum. Ve tüm bu sahteliğin ardındaki gerçek, ona olan hislerimdi. Roseanne'in hayatındaki kendine ait tek parçaydı. Geri kalan her şeyi ablasından miras kalmıştı. Bu yüzden tutunuyordum ona böylesine. Bırakırsam boğulurum diye korkuyordum. Onu bırakmak demek Roseanne'i bırakmak demek olmuştu.
Kayanın üstünde dikkatli bir şekilde ayağa kalktım. Rüzgar öyle kuvvetli esiyordu ki dalgalara karışmam an meselesiydi. Arkamı dönüp beton zemine çıkacakken bir el belimi sardı ve beni hızla kendine çekti. Arkamdaydı. Yüzünü göremiyordum belki ama kim olduğunu biliyordum. Sırtıma değen göğüs kafesi çok hızlı bir şekilde kalkıp iniyordu. Çok güzel kokuyordu.
"Ne yaptığını sanıyorsun?"
Sinirliydi. Birkaç adımla geri çekildim ve kollarımı göğsümde birleştirdim. En azından sinirlenecek kadar kendindeydi. Alışmıştı belki de. Aldatılmaya alışılır mıydı ki? Bir sigarayla nasıl unutabilmişti sevdiği kadının ona olan ihanetini? Hayal kırıklığının getirdiği sarhoşluk onun için hızlı geçiyor olmalıydı. Toleransı her geçen gün artıyordu.
"Titriyorsun Chaeyoung." Fermuarını aşağıya çekti ve çıkardığı hırkasını omuzlarıma bıraktı. Üstüme bıraktığı hırkayla burnuma dolan kokusunun tadını çıkarırken mırıldandım. "Burada ne işin var senin?"
"Karanlık bir sokağa tek başına dalıp gittin. Başına bir şey gelebilirdi."
Beni takip etmişti. Yalnız başıma dolaştığımı sandığım sokaklarda en başından beridir arkamda mıydı? Omuz silkip eve yürümeye başladım. "Çok centilmensin, teşekkür ederim." Peşimden gelmediğini fark ettiğimde arkama dönüp ona baktım. Ağzı hafifçe aralanmıştı ve bana inanamazmış gibi bir ifade takınmıştı. Dudaklarımın yukarıya kıvrılmaması için kendimi tutmaya çalıştım. Şoku atlattığında iri adımlarla yanımda bitti.
"Sarhoş musun yoksa ateşin mi var? Sabah kahvaltıda yürek yediğini düşünmeye başlayacağım. Bu rüzgarda kayaya oturmuşsun birde. Geçen gün de dalgalar varken derinlere yüzmüşsün. Canını sokakta mı buldun sen ya?"
O homurdanmaya devam ederken içimde bir şeyler çiçek açıyordu sanki. Böyle yapmamalıydı. Birkaç saat öncesine kadar başka bir kadın için üzülürken şimdi bana gelmemeli, düşünüyormuş gibi davranmamalıydı. Ben saf bir kızdım. Kolay kanardım. Bana ilgi duyduğunu sanar hayallere dalardım.
"Evet sokakta buldum Jungkook. Var mı başka sorun?" Rüzgarla sendelediğimde geldi ve bir elini belime koyup dengemi sağladı. Alkolün etkisi hala geçmemiş olacak ki dengemi kurmakta güçlük çekiyordum. Diğer elini de belime yerleştirdi ve beni kendine çevirdi.
"Sen iyi misin Chaeyoung?"
Bunu söylerken sesinin biraz da olsa endişeli çıkmasını isterdim ancak o sadece merak ediyordu. Gerçekten iyi olup olmamamla ilgilenmiyordu. Hak vermiyor da değildim. Biz hiçbir şey değildik. O sadece arkadaşlarının arkadaşının başına bir şey gelmesin diye uğraşıyordu.
"Bazen iyiyim Jungkook."
Yolun devamında sesini çıkarmadı. Kalbim sesini daha fazla duyabilmek için haykırırken zihnim yardım çığlıkları atıyordu sanki. Tüm benliğimle ondan kurtulmak istiyordum aynı zamanda onu sarıp sarmalamak istemiyormuşum gibi. Evin önüne geldiğimizde zihnimi susturdum. Bir kez olsun sonrasını düşünmeyeyim istedim. Doğruyu yanlışı sildim. Bir tek onu bıraktım geriye.
Parmak uçlarımda yükseldim ve dudağının kenarına ufak bir öpücük kondurdum. Gözleri şaşkınlıkla aralandı ancak beni itmedi, onun yerine elleri bedenlerimizi birbirine kavuştururken dudaklarını dudaklarıma bastırdı ve gülümsedi.
"İyi geceler."
İyi geceler, ilk aşkım.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
first love
Fanficbelki canım beni dolu gözlerimle bırakıp gittiğinde yanmamıştı ancak seviyorum desen de seni bekleyemem dediğinde, senden gidemediğimde çok yanmıştı. [düzenlendi, 2025] 31.08.2022, rosékook.
