1. Bölüm

17.4K 298 152
                                        

Bölüm ŞARKISI: dzanum teya dora

@gecevesesi
                                                                                                                                                                                    
          ~ PÂYIZ KAMEN 'DEN ~
                                                                                                                                  

<°><°><°>°><°>
                                                                  
                                                                    
          ~  İYİ OKUMALAR ~
                                                                                                                                       

İçim öylesine sızlıyordu ki, keşke ruhumdaki ve içimdeki acılar da, bedenimdeki darbeler gibi geçip gitseydi. Ama işte bazen tek bir cümle, koca asırlık yıllarınızı çalıyordu; sizi yavaş yavaş, sessiz sedasız bitiriyordu. Ben bitmiştim. Bitirilmiştim hem de suçsuz yere.
Beynimde tek bir düşünce dönüp duruyordu: Buradan kurtulmak. Keşke kaçıp gidebilseydim, uzaklara... Çocukken hep kadın egemenliğinin hüküm sürdüğü, sadece kadınların olduğu bir yerde yaşamak isterdim; saf, temiz ve özgür. Ama olmuyordu. Bu da diğer tüm hayallerim gibi, kırık bir rafa kaldırılmıştı, üzerini tozlar bürümüştü.
İçimdeki bu yangını ne Nusaybin'in tarihi taşları, ne Derik'in toprakları, ne Savur'un zeytin ağaçları, ne Gercüş'ün bereketli ovaları, ne Kızıltepe'nin düzlükleri ne de Midyat'ın kadim sokakları söndürebilirdi. Yıllardır Doğu'da kaç kadının hayalleri yanıyordu? Mardin, Diyarbakır, Urfa ve diğer kana susamış şehirler ve insanlar... Onlar ki, insanlığı kendi karanlık arzularına kurban ediyorlardı.
Yeminler olsun ki Mezopotamya, kadim topraklar, çok güzel bir yerdi. Ama insanların acizliği, göz doymazlığı yakıyordu her yeri, herkesi. İnsanlar, diğer insanları susturup, kendi yüceliklerini ilan etmek için her şeyi yapabilecek kadar zifiri kalplere sahiptiler. Ben de sadece o yanan kadınlardan biriydim; tıpkı üzerine kuma olarak gideceğim, bilmediğim kadın gibi.
Kim isterdi ki? Kim isterdi üstü kapalı bir metres olmayı, bir erkeğin ikinci gölgesi olmayı? Zehirlerini akıtan gözlerimle, kendi düşüncelerimde boğuluyordum. Zaten nefes aldığım da yoktu. Tüm hayat ve yaşam sevincimi, ruhumdan söküp almışlardı.
Gelin
Kapının gürültüyle açılmasıyla irkildim. Gözlerimi kapadım, sanki bu kan kırmızısı duvağın altında beni göremeyecekti. İçimde koca bir burukluk ve dindirilemeyen bir fırtına vardı; sanki asla bitmeyecek, beni sonsuza dek bu acıya mahkûm edecekti.
Ciğerlerim bana nefes yollamayı unutmuş gibiydi. Nefesim içimde kalıyordu, ne alabiliyor ne de verebiliyordum. Aklım allak bullaktı, düşüncelerim birbiriyle çarpışıyor, kafamın içinde uğultular yaratıyordu. Şu an bu kırmızı duvağın bir el olup boğazımı sıkıp beni öldürmesini diliyordum.
Bana zorla giydirilen beyaz kefenim, her bir zerresiyle beni daraltıyordu. Bu elbise beni sıkıyordu, sanki bir elbise değil de, bedenimi saran bir kefenmiş gibi ağır geliyordu. Bu kefen beni çok sıkıyordu, ya da ben kendimi çok sıkıyordum; çünkü ruhum o kadar daralmıştı ki, bedenim de bu sıkışıklığı yansıtıyordu. Geriliyor ve korkuyordum. Bu durumda olmak, rüyalarımın en korkuncunda bile geçmemişti kafamın ucundan. Kaçmak istiyordum, gitmek istiyorum. Ben bunları yaşamak istemiyorum. Ama...
Onun yere vura vura, öfkeli adımlarla gelişi, benim daha da çok titrememe ve korkmama neden oluyordu. Kulaklarım duymuyor, gözlerim görmüyor, ağzım ise tek bir kelime dahi söyleyemeyecek kadar kilitlenmişti. Korkuyordum. Allah şahidim olsun, istememiştim. "Allah'ım al canımı," diye fısıldadım içimden, "hem onları hem beni kurtar bu ızdıraptan."
Önümde durduğunda, iliklerime kadar korkuyu hissettim. İliklerime işleyen korku, beni buracıkta öldürebilecek raddedeydi. Korku ve endişe içimde filizlenirken, ellerimin deli gibi titrediğini hissediyordum.
"Kalk!" Onun sesi, içimdeki korku filizini sulayıp büyütüyordu, kökleri kalbimi kendine esir almıştı. Beynim ise kafamın içinde alarmlar veriyordu sanki, beni uyarıyor, kaçmamı söylüyordu.
"Kalksana kadın!" Tekrar uyarmasıyla olduğum yerden irkildim. O kadar sertti ki sesi, titreyerek kalkmama neden oldu. İşte o an, babama ve beni kumaya veren herkese Allah bin belasını versin, diye geçirdim içimden. Yüreğim kor olmuş, bitmişti. Nasıl bitecekti bu gece? Acaba ona istemediğimi söylesem ne olurdu? Dokunur muydu yoksa azat mı ederdi?
"Bana bak kadın!" Onun bariton sesi, ağlama isteğimi daha da aşılayıp çoğaltıyordu. "Allah'ım yardım et!" diye yakardım içten içe. Beni yaktılar, beni canlı canlı ateşe atmışlardı. Hiç mi düşünmemişlerdi? Ben daha on yedi yaşımdaydım, kuma olurken. Ben daha on yedi yaşımdaydım, canlı canlı yanarken. Ben ne yapmıştım Allah'ım?
Ben şu an bu geceki olacak iğrenç gerdekten kurtulmak için plan yapmak yerine, yarınki fizik sınavıma çalışmalıydım. Benim şu an ders çalışmam gerekiyordu, kuma olmak değil. Allah'ım, bu nasıl bir sınanmaydı?
"Sen bu eve bir bebek için geldin! Asla ama asla gözüme gözükme. O bebek doğunca siktir olup bu evden gideceksin! Gidene kadar da kuytu köşelerde ben ve Hawin'imin mutluluğunu izleyeceksin!"
Sözleri beynimde dolaşıp, içime bir zehir gibi yayılıyordu. Yüreğim bin bir parçaya ayrılmıştı. Sözleri, cam parçasından bile keskindi; tüm nefretini bana kusuyordu. Hawin herhalde üstüne kuma geldiğim kadındı. Kadıncağız, kim bilir ne haldeydi şimdi? Ben istememiştim ki yemin ederim, ben istememiştim. Benim kalbim hala Botan'la doluydu, aklım ise okulumla. Benim gözüm, benden yaşça büyük ve evli olan bir adamda değildi. Benim hayallerimi Botan süslüyordu, benim hayallerimde okumam vardı, bir adamın ikinci kuması olmak değil.
"B-ben istemedim y-ye..."
"Kes sesini! Duygu sömürüsü yapma! Ben çok iyi tanırım senin gibi orospuları!" Sözümü keskin bıçak gibi olan sözleriyle kesip bağırmıştı. Keşke anlasaydı beni, keşke babam sevseydi beni. Yemin ederim ki ben çok bir şey istemedim. Sözleri o kadar iğrençti ki, safrımın kalkmasına neden oluyordu. Zehirli birer ok gibi, birer birer yüreğime saplandı o sözler. Yaralı olan yüreğim artık bu olanları kaldıramıyordu. Ölmek istiyordum. Yüreğim gibi bin parça olmak istedim.
"Şimdi soyun ve yatağa geç!" Sadece utancımdan oracıkta ölebilirdim. Ben istemiyorum. Ben onunla birlikte olmak istemiyorum. Ben evli bir adamla birlikte olmak istemiyorum. Ben annemin kollarında olmak istiyorum. Ben daha çocuktum ki!
Beynim acil durum sinyallerini bedenime gönderirken, panikle ağzımı açıp konuşmaya başladım. "Lütfen yapma, daha on yedi yaşındayım..." Omuzlarım düşmüştü. Hıçkırıklarım arasında son kez umuda sarıldım ama umutlarım da tükenmişti. Nefes alamıyordum hıçkırıklarım yüzünden. Belki boğulup ölürdüm; o daha iyiydi. Keşke bu iğrenç durumu, bu geceyi yaşamasaydım. On yedi yıllık hayatım çöp olmuştu, tabi on bir yıllık okul hayatım da bitmişti. Peki bu yıllar beni affedebilecek miydi? Ben de bu yıllarımı yakanları affedebilecek miydim? Hiç sanmıyordum. Ne ailemi ne de bu işe neden olanları ne affediyor ne de Allah katındaki haklarımı onlara helal ediyordum.
"Kuma olmayı kabul etmeden önce düşünecektin Pâyiz Hanım!" Yine iğneleyici kelimeler kullanmıştı. Bilmiyordu ki, haberi yoktu kalbimden. Ben istememiştim ki!
"Banyodan çıkana kadar hazır ol!" Beni hiç dinlememişti bile. Deyip banyoya gitmişti. Sadece ağlayarak arkasından bakabilmiştim, elimden ne gelebilirdi ki? Başımdaki kırmızı duvağı çıkarıp odanın bir köşesine fırlattım.
Acaba bir abim olsaydı beni kurtarır mıydı? Ya da Botan beni sevseydi, o mu beni alırdı? Keşke hiç doğmasaydım. Keşke alnıma yazılan bu kara bahtlı yazıları silebilseydim. Keşke doğuda kız olarak doğmasaydım. Keşke kendi kaderimi kendim yazabilseydim. Keşke hiç hayatım bu 'keşke'lerle geçmeseydi. Zaten insanı da günün sonunda en çok yoran şey "keşkeler" demek olmasaydı; çünkü bu gerçekten kötü bir psikolojiydi.
Ağladığım zeminden kalkmak isterken, banyonun kapısından onun çıktığını gördüm. Yeniden bedenime korku krampları girdi. Kalbim yeniden sızladı, nefesim kesildi. İstemiyorum. Ben evli bir adamla ilişkiye girmek, ikinci kadın olmak istemiyorum. Islanmış saçları alnına yapışırken, öfke kusan gözlerini üzerime dikmişti. Gözleri bana korkuyu enjekte ediyordu.
Hızla üzerime geldiğinde gözlerimi sımsıkı kapadım. Yüzüme değen birkaç su damlacığı beni rahatsız ederken, kolumdaki sert ve acı dolu baskı gözlerimi açmama neden oldu. Gözleri kıpkırmızı olmuştu. Bana öyle baktı ki, adeta bakışlarıyla boğazımı sıkıp öldürmüş gibi hissettiriyordu.
"Ben sana ne dedim!" İçimde koca bir korku yeşermişti. Korku, kalbimde bir ur gibi hızla büyüyüp yayılmıştı. Beni tek bir hareketle kaldırıp ayakta durmam için zorlarken, ayağıma dolanan kefenimi andıran uzun beyaz elbise ayaklarıma dolanırken oldukça zorlanmıştım.
"Beş dakika... Sadece beş dakikan var, seni bekleyemem!" Beni bıraktığında düşmemek için kendimi zorluyordum. Her an düşecektim. Başım sanki sopayla vurulmuş gibi zonkluyordu. Gözlerimle, gözyaşlarımla birer birer veda ederken, hıçkırıklarımı yutuyordum ses çıkmaması için. Gözyaşlarımı titreyen elimle silip, kafamı daha çok gömmek istercesine yere eğiyordum.
Sağ elimi arkamda, yani iki omuzlarımın ortasından başlayıp kuyruk sokumuma kadar uzanan fermuara attım. Yavaş yavaş indirirken fermuarın sesi, duvarlara çarpıyordu. Ellerim titriyordu, bedenim zonkluyordu. Ben hazır değildim. Ben çocuktum ki, yapamazdım. Altında astar olan şifon elbisem omuzlarımdan düşerken, bedenimden ayrılma sesi kulaklarımı tırmalıyordu. Elbise yerle buluşunca ağlamam daha da şiddetlendi.
Çıplaktım. Onun karşısında çıplak ve savunmasızdım. Tüm gücümü, umutlarımı elimden almışlardı. Ölmek istedim. Yanarak, boğularak, silahla... Acı dolu bir ölüm olmasına bile razıydım. En azından sadece o zaman acı çekip sonsuza dek kurtulacaktım. Ama şimdi yanmaktan beter bir acı çekecektim. Bu söylediklerim kesinlikle ruhendi. Bedenimdeki acılar gidecekti ama ruhumdakiler gitmeyecek, kanser gibi yayılıp beni içten içe öldürecekti. Ruhen ölmektense, bin kez bedenen ölmeyi tercih ederdim. Bir hıçkırık koptu dudaklarımdan, vaveyla ederek, isyan ederek çıkmıştı.
"Hadi!" O ses, tüm iliklerime kadar girip beni korkudan can çekişir hale getirmişti. Dalgalı ve belime kadar gelen saçlarım hem önümü hem de göğüslerimi kapatmıştı. Elim titreye titreye arkamdaki sütyen kopçama gitti. Kopçamı iki elimle açtığımda askıları kollarımdan inerken tekrar kıpkırmızı oldum. Beyaz iç çamaşırım yerle buluşunca nefesimi kaybettim, ruhum gibi o da gitti. Bana yaklaştığında sayısızca gözyaşı intihar etti. Hıçkırıklarım birer çığlık gibi çıkmışlardı.
…
Onun hareketleri o kadar çok midemi bulandırıyordu ki... Bu gece olanları ruhuma ve beynime tırmalaya tırmalaya kazıdım. Bedenim kirlenmişti. Ben artık masum, 17 yaşındaki bir öğrenci değildim. Ben artık Êzmân Eroğlu'nun küçük yaşta kuma ve kadın olunmaya zorlanmış ikinci karısıydım.
Artık oynayamayacaktım. Herkes gibi masumca gülemeyecektim, gezemeyecektim, okula gidemeyecektim. Ben artık Pâyiz Kamen değildim. Ben artık 248 numaralı, 11/A sayısal sınıfında olan Pâyiz değildim. Ben Êzmân Eroğlu'nun ikinci karısıydım.
Ben bir ölüydüm. Yaşayan bir ölü. Bedeni olan ama ruhu zorla sökülüp çıkarılmış bir bedendim...
Pâyiz'in bu hislerle dolu gecesinin ardından, sabah uyandığında nelerle karşılaşacağını düşünüyorsun?
masumca gülemeyecektim gezemeyecektim okulla gidemeyecektim ben artık Pâyiz Kamen değildim ben artık 248 numaralı 11/A sayısal sınıfında olan Pâyiz değildim ben Êzmân Eroğlunun 2. Karısıydım .

Ben bir ölüydüm yaşayan bir ölü bedeni olan ama ruhu zorla çarpıp çıkarılmış bir bedendim ...

OY VE YORUMLARINIZI BEKLIYORUM .

INSTAGRAM = GECEVESESI

SIZI SEVIYORUM

                                                                
                   İYİ GÜNLER
                                                                 

kuma yarası Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin