9.Bölüm

10K 289 86
                                        

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.




Kulaklarında bir çınlama, bir uğultu vardı. Bu ses, acının sesi miydi, yoksa acının çınlaması mıydı? Gözlerindeki koca koca, kederli yaşlarla öylece donup kaldı. Bir ölü gibi... Beyni sanki kendini kandırıyormuş gibiydi; inanamıyordu. Ne diyordu Esma? Hamile miydi? Karnında bir can mı vardı? Hiç nefes alamadan giden bir can! Bu nasıl bir sınanmaydı böyle? Kalbi, yine acıyla tekledi.
Esma, Payiz'in böyle donmasını ve karşılık vermemesini anlayamamıştı. O da ne olduğunu kavrayamamıştı ama karşısındaki kadının başka bir evrendeymiş gibi hareketsiz durması onu korkutmuştu.
"P-Payiz... İyi misin?"
Esma'nın titreyen sesiyle kendine gelen Payiz, gözlerindeki koca koca hüzün parçalarıyla ona baktı. Esma'nın kalbi bir kez daha acıyla sızladı.
"Yavrum öldü," hiçbir duygu kırıntısı olmayan sesi titreyerek çıkmıştı. Belki onun için dayanacaktı, onun için nefes alacaktı ama bilmeden, hissetmeden annesini bırakıp gitmişti. Düşüncesi bile korkunç bir yalnızlık hissettiriyor, iliklerine kadar titretiyordu. Acıyı bir kez daha damarlarında akan kana kadar hissetti. Esma bir şey diyemedi. Zaten kelimeler kifayetsizdi.
Zaman, hayatımızdan yine bir şeyler çala çala, bizi yıprata yıprata geçmişti ama bir şey öğretememişti. Tam iki hafta geçmişti. İki haftada değişen bir şey olmamıştı. Payiz hâlâ eskisi gibi odasında, Ezman Payiz'i bile hatırlamıyor, Hawin ise her gece ağlıyordu.
Akşama doğruydu. Güneş, yakmayan kızıl ışınlarını dünyaya dağıtmış, ortaya mahcup, tatlı bir görüntü bırakmıştı. Çocuklar yavaş yavaş evlerine çekiliyor, ateşlerin üzerinde pişen yemekler ve demlenen çaylar hazırdı. Payiz, yine her şeyi unutmak için uyumuştu. Uyku, ölümün kardeşiydi ona; çok benzerdi. Her şey zifiriye gömülmüş, tüm dertler gitmişti.
Büyük bir gürültü ardından da bağırış sesleri koptu koca Eroğlu Konağı'nda. Payiz, korkuyla sıçrayarak kalktı yatağından. Hemen odasındaki dert ortağı olan pencereye koştu. Çok da güzel olmayan bir manzara vardı. Konaktaki tüm kadınlar avludaydı. Esma'nın Hawin'e karşı olan nefret ve ateş püskürten gözleri kilometrelerce öteden bile belli oluyordu. Esma her an Hawin'in üzerine atlayacakmış gibi görünüyordu. Hawin ise dolu dolu gözlerle bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Payiz hemen avluya indi.
İndiği gibi tüm gözler ona döndü. Hawin'in ağlamaktan kızaran gözleri ve kurumuş dudakları Payiz'in gözünden kaçmamıştı. Ne oluyordu burada? Neler dönüyordu? Yine kim ne yapmıştı? Ve aklında binlerce daha soru vardı.
Esma elindeki küçük, kahverengi, şeffaf camdan olan şişeyi kaldırıp Payiz'e gösterdi.
"Ne oluyor?" dedi Payiz.
Esma, öfke saçan gözlerini Hawin'in üzerinden çekip Payiz'e doğru geldi. Payiz anlamaz gözlerle bir Esma'ya bir Hawin'e bakıyordu. Dılda Hanım ise olaylardan soyutlaşmış bir yabancı gibiydi.
"Bak, görüyor musun? Bu, yeğenimi, senin çocuğunu senden alan zehir! Bil bakalım kimin odasından çıktı!?"
Payiz duyduklarıyla şok olmuştu. Kafasında acı dolu şimşekler çakmaya başlamıştı bile. Hawin sıkıntıyla derin bir nefes alıp kendini savunmak adına konuşacakken Esma izin vermeden atladı.
"O yaptı! O seni zehirlemiş!" İğrentiyle Hawin'e bakıp bunları söylemişti.
Payiz duyduklarıyla daha da kötü olurken ne yapacağını, ne diyeceğini bilememişti. Ve olayı kavramakta zorlanıyordu.
"Hayır, gerçekten Payiz! Öyle bir şey yok, gerçekten! Ben annemin evindeydim zaten, nasıl yapayım bunu ben?"
Kime güvenecekti Payiz? Çarklar ters dönmüştü. Taşlar yer değiştirmişti.
"Daha fazla yalan söyleme! Çocuğun olmuyor diye kıskandın. Senin yüzünden abimin ismi kısıra çıktı be!" Tüm nefret ve öfkesiyle söyledikleri, Hawin'in daha da yıkılmasına neden oluyordu. Tüm hisler ortaya çıkıyordu. Herkesin birbirine karşı olan duyguları kendini belli etmiş, öne atmıştı. Duygu ve kalıplar kalkmış, sadece öfke ve nefret vardı.
"Ben mi istedim? Ha, ben mi istedim? Ben de isterdim bir çocuğumun olmasını. Ama siz ne yaptınız? Bizi dinlemeden gidip bunu getirdiniz kuma olarak! Kocamı zorla elimden alıp onun koynuna soktunuz..."
Devamını söyleyemeden Payiz, öfkeyle Hawin'in yüzüne sert bir tokat atmıştı. Hawin, hiç beklemediği bir anda ve şekilde yediği tokattan dolayı yüzü yana düşerken, dalgalı saçları yüzüne çarpıp sağ tarafa savrulmuştu. Tüm konakta o tokat sesi yankılanırken Hawin'in gözlerindeki yaşlar kendilerini usul usul bıraktılar. Payiz, artık ne yaptığını şimdi kavrayabilmişti ama iş işten geçmişti bile. Hawin, dolu dolu ve hayal kırıklıklarının barındığı gözleriyle Payiz'in yüzüne çevirdi yüzünü.
Herkes şoktaydı. Dılda Hanım öfkeyle dolup taşıyordu adeta, tam öne atlayıp bir şeyler diyecekken Hawin arkasını dönüp hızla konaktan çıktı.

kuma yarası Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin