5.Bölüm

10.6K 285 65
                                        

DÜZENLENMİŞTİR.





BİZ İÇİ ÖLÜ İNSANLARDİK...

.
.
.


Dılda Hanım, içindeki tüm sinirle, bir an bile düşünmeden Êzmân'ın odasına daldı. Yaklaşık beş dakika önce odaya girmiş olan Êzmân, midesini bulandıran ve sinirini bozan kadının düşüncesiyle öfkeyle soluyordu. Ancak içeriye pat diye giren annesiyle birlikte sinir katsayısı daha da arttı. Êzmân ne olduğunu anlamamıştı; hızla başını kaldırıp bu cüretle içeri dalan kişinin kim olduğuna baktı. Karşısında ona hayat veren, yaşam veren annesi duruyordu.
"Êzmân!!!" Annesi, kapıyı arkasından sertçe kapatarak hızla Êzmân'ın masasına yürüdü. Ellerini sertçe masanın üzerine koydu ve öfke akan gözlerini, Êzmân'ın öfkeden yanan kahvelerine dikti.
"Ne istersin? Ne bu celal böyle odama girersin?" dedi, yüzünde tam bir rahatlık ifadesiyle. Bu rahatlık Dılda Hanım'ı daha da çok sinirlendirmişti. "Ben sana ne dedim? Ha ne dedim!" dedi, sesini biraz daha yükselterek. Oğlunun fevri hareketleri onu çileden çıkarıyordu, hele hele ikinci gelinine karşı sergilediği tutum onu daha da çok yakıyordu. "Ne dedin anne?" dedi Êzmân gayet rahat bir ses tonuyla.
Dılda Hanım daha da sinirlenirken, içindekileri tutamadı. "Sana dedim ki; o kadına da iyi davranacaksın, o da senin karındır, sana evlat verecek. Hawin istediği zaman babasının evine gidiyor, bu kadıncağızın ne suçu var?" dedi daha da hararetlenerek.
Êzmân, duyduğu bu sözlerden sonra daha da çok sinirlenmişti. Zerre kadar değeri olmayan bir kuma paçavrası yüzünden canından çok sevdiği annesinden tonlarca laf işitmişti. Êzmân, sinirle oturduğu koltuktan kalkıp aynı annesi gibi ellerini sertçe masaya koydu ve dikkatle annesinin öfkeden titreyen gözlerine baktı.
"Ben sana ne dedim anne? Karımı seviyorum dedim, alma dedim, o çocuk, on yedi yaşında, onu sevmem, ona seçim hakkı vermem, dokunmam dedim, illaki getirdin koydun kardeşimden küçük kızı koynuma. Bana itiraz hakkı vermedin, şimdi ise sen benim yaptıklarıma karışamazsın!" Tane tane söylediği bu sözler, Dılda Hanım'ın sertçe yutkunmasına neden olmuştu. Dılda Hanım, kuma gelecek olan kızı söylediğinde Êzmân aynı bu sözleri söylemişti. Yanlış mı yapmıştı yoksa doğru mu karar vermişti, karar veremiyordu; arafta kalmış gibiydi. Eğer kuma getirmeseydi, soyları devam edemeyecekti; ne yapacaktı bu yaşlı kadın?
"Öyle hakkın yok Êzmân! Sevmiyorsun diye kıracak, vuracak, üzecek değilsin ya, ha! Yaparsan beni bulursun karşında. Tez vakitte ben torun istiyorum, ya olacak ya olacak! Eğer dokunmazsan, bu konağa bir bebek vermezsen yemin ederim Hawin'i yollarım, sözüm sözdür!" Öyle bir öfkeyle söylemişti ki, adeta sesi duvarları inletmiş, öfkesi yeri göğü yakmıştı. Êzmân'ın daha ağzını açmasına izin vermeden hızla odadan çıkmış, kapıyı da sertçe çarpmayı ihmal etmemişti. Şalını hırsla düzeltip üst katta Pâyiz'in odasına gitti.
Êzmân o kadar öfkelenmişti ki, öfkesiyle tüm Mardin'i yakabilirdi. Hızla ve öfkeyle konaktan çıkıp gitmişti. Annesi onu sevdiği, ömrünü adadığı kadınla tehdit etmişti; peki bu adalet miydi? Herkesin adaleti farklıydı, sadece kendisinin üstte olduğu bir adalet miydi bu?

Pâyiz odasında sadece ağlıyordu, elinden sadece bu geliyordu; ağlamak. Ama hiçbir gözyaşı acıyı kapatamaz, hafifletemezdi. Dılda Hanım kapıyı önce iki kez tıklattı. Pâyiz hemen kalkıp gözyaşlarını sildi, boğazını temizledi. "Gel," dedi, karşı tarafı bekletmemek adına. Dılda Hanım, duyduğu olumlu sesle içeri girmişti; girdiği gibi ellerini birbirine kenetlemiş, başını önüne eğmiş Pâyiz'i görmüştü. Kapıyı kapatıp içeri girdi. Anne sevgisinden bir tebessüm takındı yüzüne ve konuşmaya başladı.
"Pâyiz, güzel kızım... Hadi hazırlan, babangile gideceksin." Pâyiz, duyduğu şeylerle başını hemen şaşkınlıkla kaldırıp Dılda Hanım'a bakıyordu, lakin o ciddiydi. Yüzüne sanki güneş gülümsemiş gibi olmuştu. "Gerçekten mi?... P-peki Êzmân ağam, o yani izin..." Heyecandan ve şaşkınlıktan lafları birbirine girmişti. Neşesi ve heyecanı, pırıl pırıl parıldayan gözlerinden bile okunuyordu. Dılda Hanım başını "evet" anlamında sallayınca Pâyiz daha da şaşırdı. Pâyiz daha ağzını açamadan Dılda Hanım sözünü tatlı sözlerle kesmişti. "Burada dikilme, git hazırlan, kahya seni götürsün, hadi kızım." demiş ve hemen odadan çıkıverip oldukça kendinden emin ve mutlu bir şekilde avluya inmişti. "Gülsereen kızım, bana acı bir kahve yap," demiş ve keyifle oturmuştu yerine.
Pâyiz tüm şaşkınlığını üzerinden atıp hemen dolabının önüne geçti. Kalbi heyecandan göğüs kafesini delecek şekilde atıyordu, elleri mutluluktan titriyor, aklında bin bir mutlu senaryo kurmuştu bile. Hemen beyaz, üzerinde pembe minik çiçekler olan, dizine kadar gelen bir elbise alıp hemen giyindi. Saçlarını tarayıp iki taraftan da birkaç tutam alarak başının arkasında beyaz bir kurdele tokasıyla sabitlemişti. Birkaç altın bilezik ve ince altın bir zincir boynuna takıp çantasını alıp hızla Hızır Kahya'nın hazırladığı siyah Mercedes marka siyah arabaya yerleşti. Bu mahalleyi, semti tanımıyordu; sürekli kendi mahallelerindeydiler. Heyecanla camdan geçip giden yerlere bakıyordu. Küçük bir kız çocuğu gibi seviniyordu, sanki yüzyıllardır ailesini görmemiş gibiydi.

Sonunda büyüdüğü mahalleye gelmişti. Lüks araba tam da küçük evin önünde durmuştu. Herkes merakla lüks arabaya bakıyordu ama plakasından herkes Eroğlu Konağı'ndan geldiğini anlamış ve hemen heyecanla izlemişlerdi. Hızır Kahya hemen inip Pâyiz'in kapısını açtı. Pâyiz bu duruma şaşırırken Hızır Kahya'nın ima dolu bakışlarıyla hemen kendine gelip arabadan inmişti. Oradaki herkes pür dikkat Pâyiz'e bakıyordu. Hızır Kahya herkese bakıp tek birkaç bakışla hepsini korkutup gitmelerini sağlamıştı.
Pâyiz derin bir nefes alıp titreyen küçük elleriyle kapı tokmağıyla kapıya vurdu. Annesinin sesi duyulmuştu evin içinde, telaşlı geliyordu sesi. Annesi kapıyı açtığında Pâyiz'i görmüştü. Pâyiz ne zamandır bu anı bekliyordu; bu mutluluğu, huzuru. Gözleri dolu dolu tam annesine sarılacakken, annesinin birkaç adım geriye doğru gitmesiyle olduğu yerde çivilenmişti adeta. Anlamaz gözlerle annesine bakıyordu ancak yüzünde hiçbir duygu kırıntısı yoktu. "Anne," dedi, kurumuş dudaklarından sadece o kelime çıktı. "Pâyiz, git," ancak annesinin ağzından da sadece bu kelimeler çıkmıştı: "Git." Bir anne yavrusunu siler miydi? Bu kolay mıydı?
Pâyiz gözlerine çöken umutsuzlukla baktı, baktı annesine. "Anne, ne-" "Pâyiz, evlendin, bizimle işin bitti, git evine, baban görmesin seni, iyi olmaz," demiş ve adeta başından vurulmuşa dönen Pâyiz'in kolundan tutup kapının önüne koymuştu. Daha ne olduğunu anlamadan koca kapı yüzüne kapatılmıştı. Yüreğindeki kırıklar batıyordu içine. Nefes bile alamadı, terk edilmişti, kimsesizdi. Bir anne yavrusunu bırakabilir miydi? Bu adalet miydi? Bu insanlık mıydı? Bu annelik miydi?
Acıyla olduğu yerde çöktü. Bir hıçkırık koptu dudaklarından. Feryadı yer ve göğü ağlattı. Kanatları koparılan bir kuş uçabilir miydi? Kimsesiz biri nefes alabilir miydi? Elleriyle kapıya vurdu, seslendi onu terk eden ailesine ama kimse duymadı, kimse görmedi. "Daye (anne), aç kapıyı daye, bu adalet değil, beni bırakamazsınız, ben sizin kızınızım, beni bırakamazsınız." dedi ama herkes kulaklarını tıkamış, gözlerini kapatmıştı. Hızır Kahya'nın içi burkulmuştu; o da hemen kendine gelip Pâyiz'in kollarından hafifçe tutup kaldırdı ve arabaya bindirdi.

Konağa gelene kadar sürekli ağlamıştı, durmadan hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Bu sefer Hızır Kahya'nın kapıyı açmasına müsaade etmeden kendisi açıp inmişti. Bu konağa geldiği ilk günkü gibi başı eğik girdi. Gözlerindeki hüzün, hayal kırıklığı her şekilde görülüyordu. Derin bir nefes aldı ama yine hıçkırıkları aradan kaçtı. Kimse görünmüyordu konakta, avlu bomboştu. Neredeydi tüm bu insanlar? Ölüm sessizliğindeki gibi, konakta sesini çıkarmadan üst kata çıktı.
Odasının önüne gelince kapıyı hemen açtı lakin açtığı gibi ağzından korku nidaları kaçmıştı. Yanlış bir şey mi yapmıştı? Ya kızarsa? Ya dokunursa? Bedenindeki korku kendini belli etmek adına ellerini titretti. Kapıyı usulca kaderine kapatıp başını eğdi. Tam karşısındaki koltukta oturan Êzmân kalkıp yerinden Pâyiz'e doğru geldi. Her bir adımı karşısındaki kadının korkudan ufalmasına ve titremesine neden oluyordu adeta. Tam önünde durdu koca heybetli bedeniyle. Pâyiz ise korkudan içinden bildiği tüm duaları okuyordu.
"Evin yolunu bulmak zor olmadı mı!" Ters bir şekilde sorduğu soruyla Pâyiz olduğu yerde çivilenmiş gibiydi. Sertçe Pâyiz'in kolundan tutup kendine doğru çekti ve tüm öfkesiyle, nefretiyle baktı gözlerine. "Bir daha sakın annemin sözüne kanıp benden izinsiz bir şey yapma!" Pâyiz duyduklarıyla daha çok şaşırıp korkarken sertçe yutkundu. "B... Ben bilmiyordum, gerçekten a... affedin ağam," Sonlara doğru sesi tam bir fısıltı gibi çıkarken ölmek istedi. Başını tekrar eğdi ve bekledi. "Olan oldu, neyse akşama hazır ol, buraya geleceğim."

.
.
I LOVE YOU SO MUCH

SIZLERI COOOOOK AMA COOOOK SEVIYORUM BEGENI VE YORUMLARINIZI BEKLIYORUM .

-YENI VERSIYONU NASIL .

-YORUMLARDA BULUSMAYA NE DERSINIZ

kuma yarası Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin