Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
. . .
Günler yine bizden birer parçalar alıp akıp geçmişti. Geçerken de yaraları kapatıp bizi yıpratmayı es geçmiyordu. Üç hafta geçmişti o Payiz'in kabusu olan gecenin üzerinden. Üç haftada kendini toplamaya çalışmıştı ama yapamamıştı, daha çok çökmüştü. Yine sabahın erken saatlerinde kalkmış, hazırlanmıştı. Uzun, ayak bileklerinde biten koyu yeşil bir elbise giymişti. Tam beline oturan elbise, onun zarif fiziğini ortaya çıkarmıştı. Saçlarını arkadan örgü yapıp, elbisesiyle aynı uyumda olan koyu yeşil bir şal takmıştı. Saat yediydi. Hemen odasından çıkıp mutfağa girdi. İlk önce önlüğünü takıp domates ve salatalık doğradı. Tüm konak yavaş yavaş uyanmıştı. Herkes teker teker odalarından çıkıyor, yeni güne merhaba diyorlardı. Payiz neredeyse her şeyi hazırlamıştı, bazlamalar ve gözlemeler hariç tabii. Diğer yardımcılar geldiğinde el birliği ile her şeyi tamamlamışlardı. Hava bugün biraz serin ve rüzgarlı olduğu için bu sefer kahvaltıyı içeriye sermişlerdi. Herkes oturduğunda Payiz başı eğik bir şekilde sofraya oturmuştu; en köşeye, en görünmeyen yere sinmişti. Tam o sırada içeriye el ele tutuşmuş Ezman ve Hawin girdi. İkisinin yüzünde de gülücükler vardı. Duran Ağa ve Esma huzursuzca baktı karşıdaki çifte. Tamam, herkes biliyordu Ezman'ın Payiz'den nefret ettiğini ama karşısında diğer karısı varken bu yaptığı pek de doğru ve iyi değildi. Dılda Hanım ise tebessüm ederek baktı çifte. Tam o sırada konağın kâhyası elindeki iki koca bavulla içeriye girdi. Tüm kafalar oraya dönerken Payiz hâlâ utançtan kafasını kaldıramıyordu bile. Yüzündeki morluklar pek belli olmasa da kendilerini belli ediyorlardı. "Beyim, bavullarınızı getirdim, şimdi arabaya yerleştiriyorum," dedi kâhya, koca bavulları taşımaktan yorulduğu belli olurken. Herkes şaşkınca olanları düşünürken Payiz zar zor yutkundu. "Nereye böyle, oğul? Hayırdır?" Duran Ağa'nın sesi herkesi titretirken Ezman daha çok ve sevgi dolu bir şekilde Hawin'in elini sıkıp, tebessümle sevdiği, hayran olduğu kadının yüzüne baktı. Hawin'in yüzüne bakarak cevap verdi: "Karımla tatile gidiyoruz." Sanki Payiz'e nispeten yaptıkları şey, Duran Ağa'nın pek hoşuna gitmemişti. Dılda Hanım sevinçle baktı. Payiz kötü bir boşluk hissindeydi, yine onların normal hayatlarını altüst etmişti. Yaşamayı hak etmeyen tek insan oydu. "Gidin gidin de peki Payiz gelinim... Onu da götüreceksin." Sesi itiraz etmiyordu, açıkça belli ediyordu. Esma'nın yüzünde muhteşem bir gülümseme belirirken Payiz, korku ve endişeyle kafasını kaldırıp Duran Ağa'ya istemeden cevabı vermişti. "Hayır, baba... Ben gitmem." Ezman babasından duyduklarının öfkesini daha atlatamamışken bir de Payiz'in ortaya atlaması sinirlerini daha da çok hoplatmıştı. Ezman ters ters Payiz'e bakarken, Payiz üzerinde olan ateş püskürten bir çift koyu kahve gözün bakışları altında iyice bükülüp eziliyordu. Esma da olayı iyiye çevirmek adına söze girdi. "Baba, Payiz yengem geldiğinden beri bir adım bile dışarıya atmadı. Onun da ihtiyacı vardır. Abim, onlar gitsin, ben ve Payiz yengem de çarşıya çıkıp alışveriş yapalım, ha?" Aklında olanları diline döktüğünde büyük bir rahatlama hissi gelmişti üzerine Esma'nın. Payiz duyduklarıyla şok olmuştu. Aslında sürekli bir kaç elbise giymekten o da bunalmıştı; o da istiyordu çıkıp birkaç şey almak lakin kocasının korkusundan ağzını açıp tek kelime bile edememişti. Gözler Ezman ve Duran Ağa'ya döndüğünde Dılda Hanım öfkeyle bakıyordu Esma'ya. "Benlik bir durum yok kızım, kocası ne derse o." Bu sefer tüm gözler Ezman'a dönmüştü. "Tamam." Oradakilere daha fazla muhatap olmak istemediği için hemen başından savıp karısıyla birlikte hazırlanmış, arabaya binip yola çıkmışlardı. Esma ve Payiz tüm işleri bitirdikten sonra hazırlanmış ve çarşıya çıkmışlardı. Birbirinden güzel, pahalı elbiseler vardı. Payiz'in önceden biriktirdiği biraz parası vardı. Ezman'ın kartını da ona bırakmışlardı ama o yine de çok harcamak istemediği için kendi parasından harcadı. Aldığı her elbisede, her yeni üründe sanki bayram sabahına yeni kıyafetlerle uyanan küçük kız çocukları gibiydi. Neşesi yüzünden bile okunuyordu. Bu, birkaç aydır yaşanan şeylerden sonra güzel ve iyi olan ilk ve tek şeydi. Esma'yla belirli bir vakte kadar alışveriş yapıp konağa dönmüşlerdi. Konağa döndüklerinde kapının önünde bir sürü araba vardı, içeriden de gülme sesleri geliyordu. İki genç kadın birbirlerine şaşırmış bir şekilde bakındılar ama bir şey anlayamadılar. Hemen konağa girdiklerinde konağın ortasında iki silüet vardı. "Keje!" Esma'nın ağzından yüksek ve heyecanla çıkan kelimeler, yanında duran yengesinin kulaklarını yüzünü buruşturarak kapatmasına neden olmuştu. "Çiya!" Esma üzerindeki şaşkınlığı attıktan sonra hemen kardeşlerine koşup sarıldı. Üç genç kardeş birbirlerine doya doya sarılmışlardı. Herkes konağın avlusundaydı. Dılda Hanım, dolu olan gözlerini şalının uç kısmıyla siliyordu. Keje'nin gözleri Payiz'e çarptığında şaşkınlıkla baktı karşısındaki genç ve güzel kıza. Keje ve Çiya ikizlerdi, birlikte aynı üniversiteyi tutturmuş, yurt dışında iki yıldır okuyorlardı. Keje soru sorar gözlerle kardeşi Esma'ya baktı. "Şey... Bu Payiz... Payiz yengem, yani şey..." O ağır cümle bir türlü ağzından çıkmamıştı, yüreği burkulmuştu. Nasıl kendisinden küçük olan kızı gösterip, "Bu abimizin kuma karısı," diyecekti? Payiz bile o çıkamayan sözün altında ezilmişti. Gözleri dolmuştu. Keje, o bahsedilen kuma yengesi olduğunu anlayınca yüzündeki renk atmıştı. Çiya bile şaşırmıştı; bu kadar küçük ve güzel olan bir kızın kendi isteğiyle abisine kuma geleceğini düşünmek biraz ağır gelmişti. Keje hemen öne atlayıp başı yerde olan kuma yengesine sarıldı. Küçük bir selamlaşma faslından sonra herkes avluya oturmuştu. Payiz yine odasında, yeni aldığı şeyleri büyük bir heyecanla diziyordu. O kadar mutluydu ki, yaşadığı her şeyi unutmuş gibiydi. Keşke bu mutluluk onun için bir ömür boyu sürseydi... Üzgünüm, Payiz...