8. BÖLÜM

10.3K 274 83
                                        

Kendi yolunda yanlış gitmek başkasının yolunda doğru gitmekten iyidir .

.
.

İrade miydi yoksa beyin miydi tüm bu kötülükleri yaptıran, yoksa kalp miydi? Artık şeytanın bir şey yapmasına gerek yoktu, zaten tohumları dünyada kök salmıştı bile.

Ezman, Payiz'i kâhyayla birlikte hastaneye yollayıp tekrar odasına gitmişti. Hiçbir şey olmamış gibi davranmış, kaldığı yerden devam etmişti. Esma ise, Ezman abisini takmayıp arabaya binmiş, Payiz'le hastaneye gitmişti. Gözlerinde yaşlar, dudaklarında dualar eksik olmuyordu. Gördüğü şeyler hâlâ tekrar tekrar gözlerinde canlanıyor, canlandıkça daha da çok ağlıyordu. İçinde abisine olan öfkesi kocamandı. Yüreği, yengesine bir şey olacak diye korkuyla çarpıyordu. Haberi alan konak sakinleri de hızla hastaneye gelmişlerdi. Herkesin gözündeki korku ve endişe çok belirgindi; hepsi olayın şaşkınlığındaydı.
PÂYİZ'İN GÖZÜNDEN
Gözlerimi açamıyordum ama her şeyi duyuyordum. Vücudumda koca bir sızı vardı, boğazımda ise büyük bir acı. Yutkunamayacağım kadar büyük bir acıydı. Değişik bir koku vardı, galiba hastaneydi. Ve o ritmik cihaz sesi… Her atışıyla sanki kalbim de onunla birlikte zonkluyordu.
Kendimi zorlayıp önce yutkundum, sonra gözlerimi zorla da olsa araladım. Beyaz bir odaydı, bembeyaz, sade bir oda. Sadece hastane cihazları ve ben vardım bu odada. En son ne olmuştu? Bana ne olmuştu? Benim burada ne işim var? Aklımda milyonlarca soru vardı ama hepsi cevapsızdı.
Kendimi zorlayıp oturmak istedim ancak acının daha da fazla olması beni durdurdu. Dudaklarımdan acı dolu bir nida çıkmasına neden oldu. Lanet olsun! Bedenim acıyla kıvranırken kapı açıldı. Önce hafif açılan kapıdan sadece kafası çıkan Esma, sonra o ince, zarif bedeni beyaz odaya süzülerek girdi. Gözlerindeki hüzün kırıntıları çok belli oluyordu; gözaltları şişmişti, o güzel, uzun saçları birbirine girmişti. Beni görünce yüzünde bir tebessüm belirdi, kalbimi ısıtacak bir tebessüm. Onu görünce içim bir an ferahlamıştı.
Kapıyı kapatıp hızla ve sevinçle bana doğru geldi.
"Esma..."
Zar zor, acıyla yutkunup onun adını söyledim ama fısıltı gibi çıkmıştı sesim. Görümcem, cılız ve fısıltı gibi çıkan sesimi duyunca gözlerindeki hüzün bu sefer yüzüne de yayıldı. Ellerimden tutup hafifçe bana eğildi.
"İyi misin Payiz? Nasıl hissediyorsun?"
Sesinde, azar işiten suçlu bir çocuğun sesi gibi bir ton vardı. Şu istiyordum sadece: kuruyan boğazımı ıslatacak biraz su.
"Su..."
Dudaklarımdan çıkan kelimeyle hemen şimdiye kadar fark etmediğim suyu alıp yavaş yavaş bana içirmeye başladı. Su, buz gibiydi, boğazımdaki o büyük, taş gibi yumruyu sanki eritir gibiydi. Birkaç yudumdan sonra dudaklarım hafifçe ıslandı.
Dakikalardır tek kelime etmeden Esma'yla bakışıyorduk. Bedenimdeki acılar birazcık gitmiş olsa da, kadınlığımda ve karnımda hâlâ dayanılmaz bir sızı vardı.
"Ne oldu Esma? Neden buradayım?"
Sanki yıllardır bu soruyu bekliyormuş gibi duruyordu. Gözlerinde tarif edemediğim, buruk bir görünüm vardı. Ne olmuştu da Esma böyle hüzünlü bakar olmuştu sahi? Zaten geldiğim günden beri bana hüzünle bakıyordu.
"Şey... Payiz..."
Sustu ve kalkıp tekrar yanıma gelip ellerimi tuttu. Yutkunamıyordu, farkındaydım, görüyordum. Bembeyaz olmuş parmakları ellerimi sıktıkça canımı yakıyordu. Ağzından çıkacak kelimelerin ağırlığı altında eziliyordu sanki.
"Payiz... Şey... Zehir... Yani yediğin bir şeyin içinde zehir varmış... Bebeğin ölmüş..."
Cümleler, buz gibi bir nehir gibi aktı kulaklarımdan. Son kelime, "ölmüş," bir balyoz gibi beynime vurdu. O an, odadaki tüm sesler kesildi. Cihazın ritmik sesi, dışarıdan gelen uğultular... Her şey sustu. Gözlerimden akan yaşlar yanaklarımı yakmaya başladı. Kalbim durmuştu sanki. Karnımdaki sızı, artık bir acı değil, varlığını hissettirmeyen bir boşluktu.
Esma, hıçkırarak kollarını bana doladı. "Çok üzgünüm yenge," diye fısıldadı. "Çok, çok üzgünüm..." Ama ben hiçbir şey hissedemiyordum. Ne öfke, ne acı, ne de keder... Sadece kocaman, dipsiz bir boşluk. İçimde büyümeye başlayan o küçücük umut tohumu, o günden beri yaşama tutunmamın tek nedeni olan o can, artık yoktu. O da yok olmuştu. Her şey gibi o da elimden alınmıştı.
Hayat, beni her seferinde yeniden öldürüyordu. Sanki kanatlanmış ruhumu tekrar tekrar kesiyordu. Şimdi içimde ne intikam ne de nefret vardı. Sadece derin bir sessizlik... O sessizliğin içinde kaybolmak istedim. Sonsuza dek.
..
.
...
.
....

Arkadaşlar çoooooook kısa oldu ama yurtta telefon yasağı var ve telefonları müdüreye teslim ediyoruz belirli saatler içinde alıyoruz anca bu kadar yazabildim sizi seviyorum sö, haftasonu çoook uzun olucaak ama bunun için sizlerin boool beğeni ve yorumları gerekliiii. Sizi seviyorum kendinize iyi bakın

kuma yarası Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin