ÖNCELİKLE MERHABALAR ARKADAŞLAR. ÖNCEKİ BÖLÜM ÇOOK KISAYDI LAKİN BÖYLE DEĞİLDİ VE FARKLIYDI VE NEREDEYSE ÜÇ BİN KELİME YAZMIŞTIM ANCAK SİLİNMİŞTİ . VE OKULLAR AÇILDI BİRAZ DAHA MEŞGÜLÜM MALEFES AMA SİZİ ÇOOOK SEVİYORUM VE BU BÖLÜMÜ HER ZAMAN YANIMDA OLUP BEĞENEN OKURLARIMA ADIYORUM .
...
Genç kadın, korkuyla baktı karşısındaki adama. Yüreği, bir kuş gibi kafese sıkışmışçasına çırpınıyordu. Her an korkudan düşüp bayılabilirdi. Tekrar o anı yaşamak istemiyordu; tekrar zorla, evli bir adamla birlikte olmak istemiyordu.
Karşısındaki adam, tüm nefretiyle bakıyordu. O kahve gözlerde hiçbir acıma ve merhamet kırıntısı barınmıyordu, sadece saf öfke ve nefret vardı. Payiz korkuyla birkaç adım geriledi ve duyduklarını idrak etmeye çalıştı ama nafileydi. Ezman, öfkeyle Payiz'in kolundan tutup hızla yatağa attı. Genç kız, olayların buraya nasıl geldiğini anlayamamıştı bile, küçük bir şoktaydı. Ezman hızla yatağa yaklaştı.
Bir kadının ruhunu öldürmüşler, bir kız çocuğunun kanatlarını koparmışlardı. Payiz, tekrar sancılı ruhunu o yatağa gömdü; tekrar ruhu kanadı, tekrar kalbi karardı.
Sabah saat dört olunca Ezman, işini bitirip arkasındaki enkaza bile bakmadan çıkıp gitmişti. Ezman yine acımamıştı, yine öldürmüştü Payiz'i. Payiz, saatler sonra o iğrenç ve ruhunu, benliğini içinde kaybettiği yataktan kalktı. Durmadan ağlıyordu; boğazındaki yumru nefes almasını engelliyordu. Çıplak bir şekilde kalktı ancak vücudundaki acılar ve sancılar, onun inleyerek tekrardan oturmasına neden olmuştu. Kendi vücudundan nefret etti, güçsüzlüğünden nefret etti.
Ezman, çıkarken kapıyı arkasından kilitlemeyi de unutmamıştı ve kanatlarını kopardığı karısını o kafese kilitlemişti.
Hıçkıra hıçkıra kalktı yataktan ve acı içinde banyoya doğru gitti.
Yaklaşık iki buçuk haftadır Payiz odasında kilitliydi. Günde iki kez kendisine yemek getirilir ve birkaç kere daha Ezman'ın iğrenç dokunuşlarına maruz kalırdı. Ezman, kafasına koymuştu: en yakın zamanda o nefret ettiği kadını hamile bırakacak, çocuğunu alıp onu da çok uzaklara gönderecekti.
Payiz, hüzünle her zamanki pencere önündeki küçük koltuğuna oturmuş, dışarıyı izliyordu. Öğle saatleriydi ve birçok küçük ilkokul öğrencisi evine doğru gidiyordu. Kalbi tekrar acıyla çarptı. Ne çok özlemişti okul zamanlarını, özgür olduğu zamanı… Ancak şimdi ise sadece tatlı birer anı olarak kalmışlardı.
Öylece hüzünle dışarıya dalmışken kapısı açılmıştı, lakin daha yemeğe çok vardı. Bir an Ezman geldi korkusunu yaşasa da içeriye giren Esma'yla derin bir nefes aldı. Esma içeriye girdiğinde, karşısında günden güne eriyen, gözaltları şişen, küçük bir bedene sıkışıp kalmış ölü bir ruha benzeyen yengesini görünce kahve gözlerine hüzün indi.
Payiz hafif bir tebessümle Esma'ya bakarken Esma çoktan Payiz'in yanında yer almıştı bile.
"İyi misin yenge?" dedi, kendini zorlayarak.
Payiz dikkatle Esma'ya baktı. Gözlerindeki hüzün ve acıma duygusu, içinde bir burukluk yaşamasına neden olmuştu. "İyiyim de sen niye geldin, hayrola?"
"Abim cezanın bittiğini söyledi. Pis herif, cezaymış! Neyse yenge, gel aşağıya istersen." Esma daha çok şey söylemek istese de kendini tutmuştu. Payiz'in hüzün kokan gözlerine bir ışık indi. Demek ki özgür olabilmişti, o da şimdilik. Kafa sallayıp Esma'yla aşağı indiler. Hawin, birkaç gün önce gelmişti babasının evinden.
Payiz, sessizlik kokan avluya indiğinde temiz ve ferah havayı ciğerlerine çekti. Sanki yıllardır nefes alamamış gibiydi. Artık sonbahardı, havada yumuşak bir nem kokusu vardı ve göç eden kuşların sesleri her yerde yankılanıyordu. Hava grimsi bir renkteydi ama yine de güneş pırıl pırıl parlıyordu. Hafif esinti gelmesine rağmen güneş sayesinde hâlâ hava sıcaktı.
"Yenge, sen mutfağa geç istersen," dedi Esma.
Payiz de kafa sallayıp mutfağa gitti. Burnuna birden gelen yemek kokuları midesinin bulanmasına neden oluyordu, oysaki en sevdiği yemekti. Midesini bastırdı ancak mutfağa girdiğinde tabaktaki muhteşem görünen sarmaları görünce kendini tutamadı ve hemen yemeğe başladı. Her bir ısırıkta ağzında müthiş bir tat bırakan sarmalara doyamıyordu adeta. Tabağın yarısı bitince, arkasından duyduğu sesle elindeki sarma tabakla buluşmuştu.
Payiz adeta kaskatı kesilmişti. Ağzındaki yemek boğazına takılı kalmıştı. "Çalışma odama gel!" deyip gitmişti. Payiz o gittiği gibi bir bardak su doldurup kafasına dikmişti ama hâlâ korkudan yutkunamıyordu. Elini yıkayıp titreyen ve düşünceli adımlarla Ezman'ın çalışma odasına doğru gitti. Beyninde binlerce soru vardı ama hiçbirinin cevabı maalesef yoktu. Kalbindeki korku tekrar yeşermeye başlayıp kök salmıştı bile. Elleri şimdiden terliyordu.
Kapının önünde durunca titreyen ellerini kaldırıp kapıyı tıklattı. İçeriden gelen "Gel!" diyen ses kulaklarına dolunca kapıyı hafifçe açıp girdi. Odaya girdiği gibi hayatını yakan adamın kokusu burnuna dolmuştu. Bu, midesinin daha da çok kalkmasına neden oluyordu. Burnunu kapatıp ağzıyla nefes alıp vermeye başladı, bu daha makul bir seçimdi. Kapıyı kapatıp birkaç adım öne doğru geldi. Ellerini yine önünde birleştirip bekledi. Ezman yine alev püskürten gözlerini Payiz'in üzerine dikmişti.
"Sana kısa bir şey söyleyeceğim, umarım o küçük beynin bunu anlar!" Hakaret içeren sözleri Payiz'in daha da çok gerilmesine neden olurken zar zor yutkundu. "Asla ama asla Hawin'imle konuşmayacaksın. Sen kim köpek de bir ağa karısıyla konuşacaksın? Ona hanımağam diyeceksin."
Duyduğu kelimeler, beyninin içinde fırtınalar kopmasına neden olurken içindeki acı his daha da artıyordu. Gözleri dolmuştu bile. Bu kadar aşağılanmayı hak edecek ne yapmıştı ki?
"Tüm işleri sen yapacaksın. Çocuğum doğduğu gibi siktir olup gideceksin. Şimdi çık!"
Payiz bir dakika bile daha durmadan hemen kendini dışarı attı. Temiz havayı içine çekti. Şu an oturup ağlamak istiyordu. Evren, Payiz'in hâline üzülüp ağlamaya başlamıştı bile. Başı ağrımaya başlıyordu. Yağmur hafif hafif şiddetlenirken bu sefer kendini tutamadı, oracıkta hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. İçindeki acı daha da zorlarken ağzında hissettiği sıcak, demirimsi tadı hissedince nefesi kesildi. Bir anda ağzından ve burnundan koyu, sıcak kan akmaya başlamıştı. Acı daha da büyüyordu.
Nefes alamıyordu. Başı hızla dönerken elleri boğazına gitti. Kan hâlâ akmaya devam ederken görüş açısı bulanıklaşıyordu. Esma, karşısında gördüğü manzarayla tüm konağı inleten bir çığlık atarken Payiz çoktan baygın bir şekilde yere düşmüştü bile.
Ezman, Esma'nın sesini duyunca hemen koşarak odadan fırladı. Yerde, kan içinde yağmurun altında baygın bir şekilde uzanan karısını görünce gözleri kocaman oldu. Esma Payiz'in üzerine koşmuştu ancak bacaklarının arasından akan kanı görünce daha da korktu. Ezman hızla Payiz'i kucağına alıp konaktan çıktı.
.
.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
kuma yarası
Fiksi Umum17 . 17 yaşındaydı umutları elinden alınırken 17 yaşındaydı hayalleri çalındığında . 17 yaşındaydı hayatı bitiğinde . 17 yaşındaydı kuma olduğunda. 17 yaşındaydı anne olduğunda. 17 yaşındaydı can verdiğinde . Pâyiz Kamen . Êzmân Eroğlu Ha...
