Üç gündür evdeydim. Çocukların davetlerini reddetmiştim ve çoğu mesaja geri dönmemiştim. Ruh halim... karışıktı. Dün akşam evime gelen Elle, ölmediğimi görünce sevinmiş ve bu akşam için hazırlanmamı söylemişti. Bende akşama kadar durmadan bir şeyler yemiş, Brooklyn nine-nine izlemiştim. Bir şeyler yapasım yoktu fakat son bir saattir telefonumun sürekli olarak çalması sinirlerimi bozmuştu. Elle'ye geleceğime dair bir mesaj atmıştım.
Kısa bir duşun ardından üzerime gri kazağımı ve siyah pantolonumu geçirdim. Yüzüme biraz renk gelmesi için rastgele bir şeyler sürdüm ve saçlarımı kuruttum. Montumu ve çantamı alıp evden çıktıktan on dakika sonra Poke'daydım.
Bizimkilerin olduğu masaya ilerlerken arkası dönük şekilde cam kenarında oturan Zayn'i geç fark etmiştim.
"Selam." dedim sakince.
"Hoş geldin, Adela!" dedi Elle.
Felix arkasını dönüp bana baktığında çığlık attı. "Siktir! Sana ne oldu kanka? Berbat görünüyorsun." Gözlerimi devirerek Elle'nin yanına oturdum.
"Kızım sen kaç gündür neredesin?" dedi Niall abartılı bir şekilde. "Biraz hastaydım." Sürekli kullandığım yalanlarımdan biriydi. Hastayım, uykum var, yorgunum...
"Bebeğim seni çok özledim! Dinleme onları. Harika görünüyorsun." Louis Elle'nin üzerinden kollarını bana uzattığında ellerini tuttum.
O hariç herkes benimle konuşmuştu.
"Neden bir şey söylemedin? Hastaneye falan giderdik." Felix bana baktığında gözlerimi kaçırdım. "Önemli bir şey değildi."dedim. Kış aylarında sürekli hastalandığım için bu durumu garipsememişlerdi.
"Ne içersin?" Masaya göz attığımda herkes farklı bir şeyler içiyordu. "Filtre kahve." Niall garsona seslenmiş, geldiğinde ise filtre kahve istemişti.
"Sen gelmeden önce bir yerlere mi gitsek diye konuşuyorduk." dedi Elle. Buraya gelmiş olmam bile mucizeydi.
"Londra'ya gelir misin?" diye sorduğunda Louis, ne söylemem gerektiğini bilmiyordum. Londra benim için babam ve Camille demekti. "Fark etmez." Masadaki sigara paketine uzandım ve bir sigara ateşledim.
Hala susuyor olması canımı sıkıyordu. Aramızda bir şey geçmemişti ve beni görmezden gelmesini gerektirecek hiç bir şey yaşamamıştık. Tabladaki bakışlarımı bir anlığına ona çevirdiğimde bakışlarımız buluşmuştu. Daha sonra önündeki fincana döndü. Bende aynısını yapacaktım. Evet.
"Londra'da ne yapacağız?" diye sordum.
"Müzeleri gezeceğiz." Biz en son lise gezisinde müze gezmiştik. Tuhaf olan bunu Louis'in söylemesiydi. "Şaka yapıyorsun."
"Tabikide şaka yapıyorum! Zayn ve Elle müze ve çevreyi gezmek istiyor." Yalandan kusma hareketi yaptıktan sonra devam etmişti. "Felix, Niall ve ben farklı barlarda takılmak istiyoruz, güzelim. Senin kararına göre hareket edeceğiz."
"Müze gezmek isteyeceğini söyledim fak-"
"Farklı bir şeyler yapalım. Bar olur." dedim net bir şekilde, Elle'nin sözünü keserken.
"Adela gelmeden önce onu ne kadar sevdiğimi anlatıyordum, değil mi?" Karşımda oturan Niall masadaki ellerimi öperken ağzımdan ufak bir kahkaha çıkmıştı.
"Tamam o zaman Londra'ya takılmaya gidiyoruz. Hepimiz için prezervatif alıyorum." Louis abartılı bir şekilde kahkaha attıktan sonra devam etti. "Siz kendiniz halledersiniz kızlar."
"Kes sesini, Louis." Zayn, Louis'i uyardığında ilk kez konuşmuştu.
Biraz daha sohbet ettikten sonra Louis, Gasoline'e gideceğini söyleyerek ayağı kalkmış, giderken yanına Niall ve Felix'i almıştı. Masada Elle, Zayn ve ben kalmıştık. Elle, Zayn'e bir şeyler anlatırken, bir süre onları izledim. Sanırım daha fazla dayanamayacaktım.
