Ertesi sabah gözlerimi açtığım andan itibaren aklımda sadece Zayn ile olan randevum vardı. Bu bir randevuydu değil mi? Sonuçta diğerlerinin yanında değil de yalnız kaldığımız zaman sormuştu. Belkide çocuklarda sonra aramıza katılırdı. Emin değildim. Her neyse. Akşam bir planım vardı.
Kahve ve sigaradan oluşan kahvaltımın ardından zamanın geçmesi için kaç gündür ihmal ettiğim temizlik görevini üstlenmiştim. Biriken bulaşıkları yıkamış, mutfak dolaplarını temizlemiş ve en sonunda oturma odasını da süpürmüştüm.
Sözleştiğimiz saate az bir zaman kaldığında temizliği bırakıp kendimi duşa attım. En sevdiğim kokuyu bedenimde hissetmek iyi geliyordu. Kısa bir duşun ardından dolabımın karşısına geçmiş, ne giysem diye düşünüyordum. Sıradan bir insandım ve abartıya kaçmayı sevmezdim. Gözüme ilk çarpan siyah pantolonu, üzerine ise kendimi en rahat hissettiğim kırmızı kazağı aldım. Önemli olan kesinlikle rahatlıktı.
Üzerimi giyindikten sonra aynanın karşısına geçtim. Hafifi bir makyaj -neredeyse her gün yaptığım makyajı- yaptım ve saçlarımı düzleştirdim. Doğal kıvırcık saçlarım bu yüzden hacmini kaybetmişti fakat kıvırcıklarla uğraşmak gün içinde çok zor oluyordu ve düzleştirmek daha kolaydı. Her şeyin sonunda aynadan kendime son kez baktım. Sanırım iyi görünüyordum. Evet.
Saat altıya yaklaştığında ceketimi, çantamı ve neredeyse unutacağım kıyafet çantasını alıp evi terk ettim. Telefon numarasını hala almadığım için kendime kızıyordum. Yaklaşık on dakika apartmanın önünde beklediğimde arabası sokağın başında görünmüştü. Yüzümde oluşan tebessümle kapıyı açtım ve koltuğa yerleştim. Arabada paradise çalıyordu.
"Naber?" diye sormuştu gülümserken.
"İyiyim. Sen nasılsın?"
"Bende iyiyim."
Geçen günlerin aksine basit bir tişört yerine üzerinde siyah gömlek vardı. Farklı bir hava katmıştı ona. Saçları özenle yapılmıştı. Rahatsız olmasını istemediğim için kaçamak bakışlarımı ondan çektim.
"Eşyalarını getirdim." Kucağımdaki karton çantayı arka koltuğa bıraktım ve geri çekildim.
"Teşekkür ederim."
"Ben teşekkür ederim..." bakışlarımı yola çevirdikten sonra devam ettim. "Nereye gidiyoruz?"
"Önce yemek yeriz diye düşündüm. Aç mısın?"
Sabah içtiğim kahve ile duruyordum.
"Olur." dedim sadece.
"Gitmek istediğin bir yer var mı?" diye sormuştu bu sefer. Yoktu.
"Hayır. İstediğin bir yer varsa oraya gidelim."
"Tamam. Bana bırak."
Yol boyunca sessizliği sadece radyodan çalan şarkı bozmuştu.
Arabayı park ettiğinde geldik demiş ve arabadan inmişti. Arka koltuktaki ceketini alırken bende arabadan indim. Deri ceketi yerini kaşe tarzda bir cekete bırakmıştı.
"Bu gün biraz farklı görünüyorsun." dedim aniden. Arabayı kilitleyip yanıma geldiğinde ilerlemeye başladık.
"Kurstayken daha resmi giyinmeye çalışıyorum."
"Neden? Kıyafet zorunluluğu falan mı var?"
"Hayır. Sadece benden yaşça büyük insanlar da geliyor ve beni ciddiye almalarını istiyorum."
Kıyafetlere ihtiyacı yoktu aslında. Onu uzaktan gören, yüz hatlarına bakarak ciddi biri olduğunu anlayabilirdi. Keskin bir yüzü vardı. Yaşına göre olgundu.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
serendipity •zm
Fiksi PenggemarAramazken bulunan, mutlu tesadüf. 010123 @besameoldlover
