01.09.2022
Teoman'dan
Ders sonu geldiğinde, bütün öğrenciler yan yana dizilirken, Dağhan bana baktı ve dersi bitirmek için selamlamaya gelip gelmeyeceğimi adeta bakışlarıyla sordu. Derin bir nefes alarak dayıma baktım ve "Belalı tipler gitti mi?" diye sordum.
"Hallettim ben onları dert etme."
"Eyvallah..." dedikten sonra göz ucuyla odaya baktım ve "Şu çocuk odadan ayrılmasın ben dersi bitirip geliyorum," dedim.
Ardından ders alanına doğru ilerlemeye başladım. Tatamiye girdiğim anda yüzümde geniş bir gülümseme yer edinmişti. Saniyeler içinde kamizanın önüne vardığımda dizlerimin üstüne çökerek, seiza duruşunda oturdum ve "Dersin ortasında ayrıldığım için üzgünüm," dedim. Dağhan ön sıranın en başında oturuyordu ve erkek arkadaşı ise arka sırada, beyazların en sonunda oturuyordu.
En azından buna dikkat edebilmişti demek.
"Hocam bir sorun yok ya?" diyen Dağhan'la başımı iki yana salladım.
"Sorun yok, Pazartesi itibariyle yeni arkadaşımız derslerde bizimle birlikte olacak. Talihsiz bir olay yaşamış, kendisini içeriye atış şeklinden dolayı da üzgündü epey..." derken, istemsizce gülümsedim. Bileğimi elinden kurtardığımda yüzüne yerleşen o ifade... Cidden görülmeye değerdi. "...ama merak etmeyin. Sorunlu bir tip değil. Dojomuza gelen herkesi insani değer süzgecinden geçiriyorum. Biliyorsunuz."
"Tabii..." dedi, Remzi abi ancak kötü kötü de sırıtıyordu. Bu sırıtışıyla, hepimizin sorunlu birer tipler olduğumuzu ima ettiğini biliyordum. Ona gülümserken, "Elbette yanılma payım da var ama senseiniz başınızda olduğu sürece kimseler sizi endişelendirmesin..." dedim.
"Ve sempainiz..." diyerek göğsünü kabartan Dağhan'a kısa bir bakış attım ve "Sempainiz varken arkanıza bakmadan kaçın..." dedim. "O daha kendini koruyamıyor."
"Ama senseiiim."
Herkes kahkahalara boğulduğunda, sırıtarak Dağhan'a baktım. "Daha dikkatli ol Dağhan. Buradaki herkes sana değer veriyor ve incindiğini, yaralandığını duymaktan kimse hoşlanmıyor."
Remzi abi ve Osman ağır ağır başlarını sallarken, Dağhan hafifçe gülümseyerek başını eğdi. Dağ gibi herif utangaç bir tavırla, "Olurum..." dedi.
Dojomuzda aile gibiydik, birbirimiz hakkında çok şey bilirdik, dertlerimizi birbirimizle paylaşır; yeri geldiğinde birbirimizin yaralarını sarardık. Hepimiz birbirimizi iyi ya da kötü tanırdık. Dağhan genç ve deli doluydu, ergenliği de burada geçmişti. Yani onun için endişelenen tek kişi ben değildim. Remzi abi de, Osman da ve diğer öğrenciler de onun için endişelenirdi.
Gelişmek için bir arada ilerlediğimiz bu dojoda, etrafımızdaki insanları da bu şekilde benimsiyorduk. Hepimiz, birbirimiz için endişelenirdik.
"Güzel... Diyecek bir şeyi olan var mı? Dersi kapatıyorum?"
Herkes sessizleştiğinde, öğrencilere sırtımı dönerek kamizanın karşısına geçtim ve sempaiyi bekledim.
Ortalık iyice sessizleştiğinde Dağhan, "Hay mokuso. Mokuso yame shomen ni rei," dedi.
Kamizaya eğildiğimde, arkadaki herkes de eğilince doğruldum ve öğrencilere döndüm. Dağhan, her zaman yaptığı gibi, "Senseiii ni rei..." dediğinde salonda birkaç kıkırtı oldu ancak onlara bu günlük laf söylemedim.
Selamlamak için eğildiğimde, herkes, "Arigato gazaimasu!" derken doğruldum ve ben de "Arigato gazoimasu," diyerek, tamamen kalkıp kamizadan ayrıldım. Sıranın arkasına geçip, sempaiye selam vererek çıkış kısmına doğru ilerlemeye devam ettim.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Juunintoiro | bxb
Romance"Ne yapıyorsunuz?" "Asıl siz ne yapıyorsunuz? Etek metek, hayırdır?" "Etek değil bu, hakama. Ne yaptığımızın cevabıysa... Aikido. Savunma sanatı, ihtiyacınız var gibi gözüküyor." 01.03.2023
