don't mind me

3.4K 222 93
                                        

_______________________

Fırtına bir kasvet perdesi atarak toplanır,
Sır fısıltıları, kıyamet habercisi.
Gücün potasında, bir krallığın durumu,
Göksel ışıkla yıkanmış, yapılan seçimlere bağlı.
______________________

"Kaçmalısın Sunoo, sadece kaç ve kendini kurtar." diye fısıldadı yüzünde endişe ve korku olan genç adam.

"Ne diyorsun? Planımız bu değil biliyorsun?! Kaçmam gerektiği de nereden çıktı şimdi?" sesindeki kafa karışıklığı fısıltıyla bile olsa anlaşılıyordu. "Babam, az önce konuştularında duydum. Törene 'düşman' adıyla basgın yaptırıp seni öldürtecek."

Bunca zaman sessiz kalmasından anlamalıydım," az öncekinden farklı olarak sesini kaldırarak konuştu. Kendini hiç olmadığı kadar 'aptal' hissetti. "Peki sen? Seni bırakıp gidemem."

"Beni boş ver. Ben bulurum bir yolunu. Şu an tehlikede olan sensin. Eğer beş dakika içinde buradan gitmezsen, işte o zaman asıl tehlike başlar." Hala fısıltıyla konuşmaya dikkat ediyordu. Birilerinin onları duyup ispiyonlaması an meselesiydi.

Zaten 'törenden' önce buraya girmesi yasak sayılırdı. Karşısındaki gencin hala kararsız olduğunu yüz ifadesinden gayet iyi anlaşılıyordu, ne olursa olsun onu ikna edip buradan hemen kaçmasını sağlamalıydı. En azından ikisinden birinin hayatı değişmeliydi.

"Bak Sunoo, eğer şimdi sen buradan gitmezsen ikimizin de istemediği evlilik gerçekleşir. Sonrasını hayal bile etmiyorum çünkü zaten olacakları duydum. Kaçmalısın, kendini kurtarmalısın. Beni merak etme, en azından beni öldüremez." diye devam etti sarı saçlı.

"Üzgünüm, çok üzgünüm Jake." karşısındaki gence burukça gülümsedi ve pencereye doğru koştu. Atlamadan önce son bir kez yine sarı saçlıya döndü. "Seni ne olursa olsun bu cehennemden kurtaracağım, söz veriyorum."

"Biliyorum, asla tutamayacağın sözler vermezsin." Son kez birbirlerine gülümsediler.

Kaçması gerekti, ama bu doğru muydu? Gerçekten gerekeni mi yapıyordu? Yoksa sadece kendi korkusuna mı yenilmişti?

Arkasından gelen bağırış sesleri çoktan onun kaçmasından haberdar olduklarının bariz göstergesiydi.

Ormana giden yola doğru son hızıyla koşuyordu. Üzerindeki inci kıyafetler ve aksesuarlar hızlı koşmasını az da olsa engelliyordu, ama duramazdı. Eğer şu an durursa, bir tek kendi hayatını değil, Jake'in de hayatını mahvetmiş olurdu.

Yaklaşan sesler içindeki yakalanma kıvılcımını ateşliyordu. *Pat* sıcaklık. Yavaşça bedenini saran o sıcaklık, biliyordu. Bu hissi eskiden de çok kez deneyimlemişti, fakat hepsi 'denek' amaçlıydı. Durmaması gerekiyordu, biliyordu. Ne olursa olsun son nefesine kadar koşmalıydı. En azından arkada kılardan atlatmalıydı.

Yaptığı büyüler de işe yaramıyordu. Şu aptal krallığın sınırlarını geçmesi lazımdı bunun için. Daha üç hafta önce babası ölmüştü. Yoksa öldürülmüş müydü, demeliydi. Kendisi bile emin değildi ki olanlardan. Babasının ölümüyle ailedeki tek varis olarak o kalmıştı. Umrumda değil derse yalan olurdu. Çocukluktan beri tahta geçeceği günü düşünerek büyütülmüştü Kim Sunoo. O taht onun hakkıydı, ama şu an bunu düşünmemeliydi, sonuçta hakkı olanı eninde sonunda alacaktı. Biliyordu.


İçinde hissettiği canlılık sınırları geçtiğinin habercisiydi. Hala gelmekte olan bağırış sesleri sonunda durmuştu. Yaptığı büyü bir süre onu korurdu. Yavaşça hızını azaltmıştı, artık koşmuyordu. Fakat durmaması gerektiğini de biliyordu. Tehlike hala geçmemişti.

Ama farkındaydı uzun zamandır elinden alınan gücü kendisini yadırgamıştı. Yaratığının onu kabullenmesi gerekiyordu. Bu biraz zaman alabilirdi.

Kanayan yarasını büyü ile durdurmaya çalışıyordu ama nafile. Hala yeterli güce sahip değildi. Sonunda boynuna bağlanan siyah kurdeleyi çıkarıp kanayan yarasını durdurmak için kullandı. Kan kaybederek ölmek isteyeceği son şey bile değildi, ama yapabileceği bir şey yoktu.

Kaç saat daha yürüdüğünü bilmiyordu. Yere düşen güneş ışınlarından saati anlamak mümkündü. Artık birkaç saat öncesine kadar düzgün yürüyemiyor, nefes alamıyordu. Bedenini büyük gövdeli ağacın altına attığında soğuğu tüm hücrelerinde hissetti.

Ne kadar dirense de gözlerini açık saklaması mümkün değildi. Artık yaptığı büyünün de etkisi geçiyordu. Birkaç kilometre öteden gelen sesler birazdan onu fark edip yakalayacaklardı ve belki de öldüreceklerdi.

Tüm acıyı benliğiyle kabul edip yavaşça gözlerini kapatıyordu ki karşısında kırmızının en koyu tonlarında olan gözleri ve gecenin zifiri karanlığını hatırlatan siyah saçlı gencin onun kahveleriyle buluşması ve dizleri üzerine düşmesi son kez gördüğü manzara oldu. Ne güzel manzara diye içinden geçirdi en son.

Ben Kim Sunoo ve bu benim hikayemin asıl başlangıç noktası.

Benimle bu hikayeye var mısın?

bite me | sunkiHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin