uykumda

51 5 0
                                    

tanrım,

farkındalık, farklılık ve diğer değişkenler

sana yazdığım kaçıncı mektup inan artık bilmiyorum

buraya geldiğim günden beri ilk kez bugün kaldığım odadan dışarı çıktım. garipti. ve farklı hissettirdi. yani uzun zamandır derin bir uykudaymışım da uyanmışım gibi. lakin bazen uyanmak kötüdür.

şaşırdılar. bu evde yaşayan kişiler şaşırdı. aylar sonra ilk kez odadan dışarı çıkmam eh biraz şok edici olsa gerek. buraya gelirken ve burada olduğum diğer günler ki ruhsuzluğum onların şuan ki şaşkınlığını beklenen bir şey kılıyor aslında.

etrafta meydana gelen bir farklılık, herkeste olduğu gibi onlara da garip geliyor. buna sebep olduğum için özür dilemek istiyorum ama asla dilemeyeceğim. özür dilemeyi sevmem keza özür dileyenleri de.

gece oldu. ben zaten geceleri yazmayı severim. perdeyi tam örtmedim bu gece. pencerenin kenarından zifiri karanlık gökyüzünü izliyorum. hiç yıldız görünmüyor gökyüzünde. füruzan yok belki de ondandır.

omuz silkiyorum tam şuan tanrım. görüyor musun? duyuyor musun? hâlâ benimle misin?

ay da tüm karanlığa rağmen bir bulutun ardından ışıltılı bir şekilde parlıyor. dolunay var bugün. dolunayı severim.

dolunay bana bir şeyler anımsatıyor ama ne olduğunu tam olarak hatırlayamıyorum.

neyse. yarın mezarlığa gideceğim. mezarlıklar, acının sessizliğe hapsoluş biçimi sanki. çünkü ölülerin sesi yoktur. senin de sesin soluğun kesilir.

ben daha önce hiç mezarlığa gitmedim. annem öldüğünden beri ben hiçbir yere gitmedim. annem orada bana kırılmamıştır değil mi? insanların bu tarz telaşlarını hep saçma bulmuştum. ölü biri kırılamaz, hissedemez. ölü biri sadece ölüdür. neyini düşünüyorsak. şimdi mezarlık ziyaretini yapacak olan benim. ölü de olsa kırılamaz mı? bir zamanlar yaşadı ve hissetti, silemezsin ki onu. yoksa ölünce tamamıyla siliniyor muyuz? umarım öyle değildir. benim hesaplaşmalarım hep tanrı muhakemesine kaldı.

bir insanı silmek çok zor olmaz mı? siliyorsun ve her yer boşlukla doluyor. korkunç. boşlukları doldurmak silmekten daha zor.

mezarlığa gideceğim ve aklıma gelen bir fikir var. yazdığım günlükler bitince onları etrafa  bırakıyorum ya hani. yaşayan herhangi biri bulup okusun diye. anlamasını beklediğimden değil de. eğleniyorum sadece. asla gerçek olmayan birinin günlüğünü okuduğunu bilmeyecek. büyük ihtimalle etrafındaki kişilere de heyecanla bahsedecek ve kendini saçma bir şekilde özel hissedecek. 

ve yazdığım mektuplar tanrım! onlar, onları da insanlarla paylaşmam gerekiyor. ama bu insanlar öylesine biri olmamalı. bir kere büyük bir şey kaybetmiş olmalı. mesela birini, benim gibi. her şeyimi kaybettiğimi sanırdım ya hani en ufak aksilikte bile, kullanmadığım ama alıştığım bir eşya kaybolduğunda bile ben onun eksikliği fazlasıyla hissederdim. hayatımda hiçbir etkisi olmayan şeylerin kaybını bile fazlasıyle hissederdim ben. şimdi annem öldüğünde neden kendimi kaybettiğimi anlıyorsun değil mi? annem her şeydi benim için.

senden olan geri sana döndü. pekala. ama çok üzüldüm. tüm sevgimi ona vermiştim ben şimdi sevgim ölmüş gibi oldu o ölünce, şimdi kaybolmuş gibiyim. alıştım ve farkındayım. ölüm diye bir gerçek var. bugün ben öldüm diyelim yarın da bir başkası ölecek. tükenecek ve tüketeceğiz ama kırmaktan vazgeçmeyeceğiz. cehennemin varlığına inananlar olmasa nasıl bir hayat yaşardık merak ediyorum. 

cehennemin varlığına inananlar olduğu halde bu haldeysek... korkunç.

tanrı'ya mektuplarHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin