Ve yenii bölümmm hemen okuyup yorum yapın Cimcimlerimm yorumlarınız benim için çok değerli 🤍🐥🩵
🐥🐥🐥
Uykumdan korkuyla, hatta çığlık atarak uyandım yine. Lavinya'nın yaşadıkları, yani benim yaşadıklarım, kabusum olmuştu artık. Bıktım diyebilirim. Niye rahat bir nefesle uyanmıyordum? Neden her gün kabus görüyordum? Yine de dışarıdan çok iyi görünüyordum; mutlu, şımarık biri gibi... Herkes beni öyle sanıyordu. Peki ya ben? Ben öyle sanıyor muydum? Kesinlikle hayır!
Altı yaşında yaşadıklarım aklıma geldikçe titriyor, kriz geçiriyordum. Kimsenin haberi olmuyordu çünkü hep her şeyi kendi kendime hallediyordum. Neden biri bile gelip, "Yoruldun artık Göksel, dur. Bu sefer ben senin yerine dik duracağım," demiyordu? Kendimi çok kötü hissediyordum. Kabusum bu sefer çok kötüydü. Ağlıyordum. Hangi haline ağlıyorsun Göksel? Hangi haline?
Artık nefes alamıyorum. Hep şu düşünceye kapılıyorum: Erken uyuma Göksel, erken uyuma! Yoksa yine altı yaşındaki savunmasız kız Lavinya’yı göreceksin; onun yaşadıklarını, yani senin yaşadıklarını. Niye bu koskocaman dünyada rahat bir nefes alıp uyuyamıyordum? Burada suçlu kimdi? Bence herkes.
Herkes bir çocuğun ruhunun bitişini izledi, olanlara seyirci kaldı. Kimse ses etmedi. Kimse bir kız çocuğunun o yaşadıklarından sonra nasıl çöktüğünü, psikolojisinin nasıl bozulduğunu bilmiyordu. Çünkü Göksel, Lavinya'nın korkusunu ve çöküşünü sakladı. Her şeyi unutmuştur dediler. Peki unuttum mu? Hayır! Harfi harfine her şey aklımda. Görüntü görüntüsüne... Hepsi... Keşke unutsam. Keşke B12 eksikliğim bunları da unuttursa. Ama olmuyordu. Bu da B12’nin acımasızlığıydı. Unutturmak istediklerini unutturuyor, bana hiç danışmıyordu.
Artık hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Tükenmiştim, yorulmuştum. Kabuslarımın her sabah hatırlatması yetmiyormuş gibi, dün olanlar da bana geçmişi hatırlattı. Sesim çıkmasın diye ağzımı yastıkla kapattım. Artık titriyordum. Kapının sesi geldi. Ablam gelmiş olmalıydı. Eve gelmeyecekti diye biliyordum ama gelmişti. Hemen odama daldı. Sesimi duymuş olmalı ki telaşlıydı. Yanıma gelip sarıldı.
Ablam, kabus gördüğümü biliyordu. Bunun o günden, yaşadıklarımdan sonra olduğunu da... Ama ona hiç anlatmamıştım neler yaşadığımı. Yine de o anlıyordu beni. Nedense hep anlıyordu.
Sıkıca sarıldı bana, saçlarımı okşadı. “Seni bırakmayacağıma söz veriyorum,” dedi. “Bu kabuslarının son bulmasını sağlayacağım. Bunun için elimden gelen her şeyi yapacağım Göksel’im, ablacığım, sana söz veriyorum.”
Artık ablamın önünde ağladım. Bugün Ayaz Efe’nin karşısında ağlayarak, kaç yıldır kimsenin karşısında ağlamadığımı fark ettim. Ve ablamın önünde ağladım. İlk Ayaz Efe gözyaşlarımı gördü, sonra ise ablam... Kaç yıl aradan sonra...
Bu olanlar olduktan sonra uyumamıştım. Ablama sarılarak uzanmıştım. Ne düşündüğümü bilmeden, öylece uzanıp tavana bakıyordum. Yine tavandaki çizgileri sayıyordum. Lavinya’nın yaptığı gibi...
Sabah olduğunda ablamı kaldırmadan okul için hazırlandım. Okula gitmek zorundaydım çünkü okulu değerli kılan insanlar vardı: Kayra, Emir Ege ve Ayaz Efe. Evet, Ayaz Efe.
Dün akşam bayağı sohbet etmiştik. Sonra ise film izlemiştik. Filmi Ayaz Efe seçmişti. Moralimin düzelmesi için elinden geleni yapıyordu.
🐥🐥🐥
Üzerime beyaz bir gömlek, gömleğin üzerine mavi bir süveter ve altına mavi şort etek giydim. Saçlarımı sıkı bir at kuyruğu yaptım. Biraz makyaj yaptıktan sonra beyaz spor ayakkabılarımı giydim. Çantamı, kulaklığımı ve telefonumu alıp evden çıktım. Tabii ablamı öpmeyi unutmadan.
