Sizi bölümle baş başa bırakıyorum lütfen yorum yapıp oy atınn Cimcimlerimm
Keyifli Okumalaarr
Göksel, geç kaldın, uyan! Bu kız beni bitiriyor, yemin ederim ya! Uyan dediğim zaman uyanmıyor, uyanma dediğimde uyanıyor.
"Hiç uyanma demedin anne,"
"Bir de beni yalancı çıkarıyor! Dün etekle gitmiş okula, etekle ya! Götün donmuyor mu senin kızım? Bak, geliyorum odana; kalın bir şeyler giy, göreceğim!" Annem, bu söylediklerini mutfakta sessizce söylüyordu... pardon, bağırarak.
Sabah böyle bir durumla karşı karşıya kaldım, ne iyi bir gün değil mi? Böyle storylerinde sabah kahvesini içip paylaşan, her gün erken kalkıp ajanda yazan insanlar bana çok saçma geliyor. Düzenli hayatları var, benim... Aman Allah’ım, hepsi üst üste! Sabah okul olmazsa kalkmam bile. Sabah kahve değil, çay içerim. Neyse, hazırlanmam gerek, duyduk anneyi.
Civcivli pijamamı çıkardıktan sonra elimi yüzümü yıkayıp dişlerimi fırçaladım. Üzerime bordo bir kazak, altıma ise bordo bir etek demek isterdim fakat annem görürse ağzıma sıçar. "O bacakların nasıl üşümüyor?" diye. O yüzden altıma siyah, geniş bir pantolon giydim. Saçımı taradım ve açık bıraktım. Makyajımı da yaptıktan sonra hazırdım. Çantamı, kulaklığımı ve telefonumu aldıktan sonra annemin yanına, mutfağa gittim. Çok güzel kokuyordu; tam sıcak bir yuva gibi.
Annem ara sıra eve gelirdi. Geldiğinde ise hepimiz aynı ortamda bulunurduk, sohbet eder, dedikodu yapardık. Annemi çok özlemiştim. Yani hiç bu kadar uzun ayrı kalmamıştık. Annem eve gelmediğinde ise kardeşlerim de eve gelmiyor, kalacak yer buluyorlardı. Ben ise... Sahi, ben ne yapıyordum?
Evde yalnız kalıyordum, değil mi? Belki Can gelir, belki Kayra... Onlar gelmezse evde tektim. Alışmıştım yani. Bizi bir arada tutan aslında annemdi. Evet, hepimiz birbirimizi seviyoruz ama bir şeyler yarımdı... baba sevgisi gibi.
Abim ise görevlerden bir kız kardeşi olduğunu unutmuş galiba. Kırılmıştım, kızgın değildim. Kırılmıştım ve bu çok kötü bir durumdu. Kırgınlık hep aynı yerde durur, kanatırdı. Fakat kızgınlık bir zaman sonra sönerdi. Abime kaç mesaj ve kaç arama yaptığımı hatırlamıyorum. Çok fazla aradım, belki bu sefer açar diye ama bakmıyordu telefonlarıma.
Abimi çok seviyordum ama bunu yapması hiç hoşuma gitmemişti. En son ne zaman konuştuk hatırlamıyorum bile. O kadar uzun görevde olmazdı. Mesela, niye beni hiç merak etmiyordu? Niye aramıyordu beni?
Mutfağa gidince bizimkilerin masada oturduklarını gördüm. Hemen tezgâhın önünde kahvaltılıkları hazırlayan anneme doğru ilerledim ve sıkıca sarıldım. Sırtı bana dönüktü ve ben ona sarılıyordum. Çok özlemiştim onu, çok.
"Çok özledim anne," dedim ve şakağına bir öpücük kondurdum. Ne zaman şakağından öpsem gülerdi ve yine güldü.
"Ben de seni çok özledim, Göksel’im," dedi.
"Oo anne-kız hasret gideriyor maşallah. Bize yer yok mu?" diyen Göksun ablamdı.
"Tabii var, gelin buraya," diyen de annemdi. Hepimiz birbirimize sıkıca sarıldık. Hiç bitmesin dedim bu an, hep burada kalayım. Ne olurdu? Annem hep bizimle kalsa mesela... Güzel olurdu.
Hepimiz sandalyelerde yerimizi aldık. Tabii bir sandalye boş kaldı: Gökhan abimin yeri. Sandalyesini çok özlemiştim, onu çok. Kahvaltıyı annem gelince yapardım annem gidince kahvaltı etmezdim.
"Bir şey diyeceğim, Gökhan abim sizi arıyor mu?" diye sordum. Dileğim, aramamasıydı. Ya da aramasaydı... Aramış olursa ona bir şey olmadığını bilirdim; bu beni rahatlatırdı. Ama benim niye telefonlarıma cevap vermiyordu da onlarla konuşuyordu? Bu beni çok kırardı.
