20. BÖLÜM🐥

118 55 71
                                        

İçimde olan bu iğrenç kâbus ne zaman biterdi, bilemiyorum. Hayatımda altı yaşından itibaren kâbus görmek hiç adaletli değildi. Oysa ki o yaşlarda olan bir kız çocuğunun, bayram kıyafetlerini başucuna koyup uyurken yarınki heyecanlarının birleşimi olan toz pembe rüyalar görmesi gerekirdi.

Fakat Göksel hep yanlış yaşamaya mahkûm bırakıldığı için doğrunun ne olduğunu bilemiyordu. Nasıl rüyalar görmesi gerektiğini, kimlere güvenmemesi gerektiğini,temasın kötü olduğunu bilemiyordu, bilmiyordu. Daha altı yaşında, dünyayı tanımayan bir çocuğun vahşi olayları ve insanları nereden bilebilirdi ki?

Dövülmüştü. Mide öz suyunu neredeyse çıkaracak kadar kan kusmuştu. Yaraları oluşmuş, 20 yaşında bile izleri kalmışken kimse onu anlayamazdı. Ne 24 yaşında olan Barçın ne de ailesi. Ailesi hep anlatması için ısrar etmiş fakat Göksel tarafından yine koca bir duvar görmüşlerdi. Haklıydı. Yaşadıklarını anlatamazdı; anlatsa yenik düşerdi, düşürülürdü. Sevmezlerdi Göksel'i, sevmeye çalışmazlardı bile. Hâl böyleyken de anlatmazdı hep Göksel.

Dağ evinde, yatakta 1.60 boyumla uzanırken pencereden dışarı baktım. Karın yağdığını gördüğümde aklıma küçükken abimle kar topu oynarken sorduğum soru gelmişti. Aslında biraz aptalca bir soruydu. Aniden bunu hatırladığımda sesleri susturmaya çalışmış, başarılı olamamıştım. Küçük Göksel'i uzun zamandır dinlemiyor, sırt çeviriyordum. Yüzleşmeye cesaret edemiyordum.

Dağ evine geldiğimizi hatırlamıyordum. Arabada uyuduktan sonra onca yol uyumaya devam etmiştim. Dışarıdan balta sesleri gelince ister istemez merak ettim. Ayağa kalkıp kendime çeki düzen verirken, bir yandan uyandığım için göz altlarım şişmişti. Soğuk su şişesini şişen gözlerime bastırdım. Yüzümde makyaj
olduğu için yıkamadım.

Odaya şöyle bir göz gezdirdiğimde eski model iki koltuk, ortasında ağaç kabuğu şeklinde bir masa, iki kişilik bir yatak ve küçük bir dolap vardı. Barçın valizleri dolabın önüne bırakmıştı. Oda gözüme güzel gelince gülümsemiş, duvardaki kilimi izlemiştim.

Tahta kapıyı açıp merdivenlerden inerken bir yandan ördüğüm saçlarımı açıyordum. Hemen kıvır kıvır olmuşlardı. Koyudorda durduğumda mutfağın açık kapısından tezgahı ve küçük bir yemek masası görmüştüm. Diğer tarafta ise iki koltuk masa üzerinde ise radyo vardı. Perdeler eski tarzdı.Aslında dağ evinin güzel bir havası vardı ve çok hoşuma gitmişti.

Üzerime montumu alıp kapıyı açtım ve dışarı çıktım Barçın'ı çatının altında odun kırarken gördüğümde şaşırmadan edemedim adımlarım oraya doğru giderken karşındakini baştan aşağı süzdüm altında siyah pantolonu varken üzerinde ise beyaz gömleği vardı.

Odunlara kas şovu yaparken bana yakalanmıştı kaslarının boluğunu izlerken beni daha fark etmemiş olmasına mutlu oldum. Kara bata çıka onun yanına doğru ilerlerken elindeki baltayı bıraktı ve bana döndü geldiğimi fark etmişti.

Bu sefer daha da hızlandım artık karın içinde koşuyordum. Barçın endişeyle kaşlarını çatmışken "Göksel düşeceksin yavaş ol" diye uyarmak zorunda kalmıştı.

Onu dinleyerek daha yavaş gitmeye devam ediyorken o da bana doğru geldi. Koca adımlarla tam önünde durduğunda nasıl o ince gömlekle üşümüyordu anlayamamıyordum.

Onu görebilmek için başımı azcık yukarı kaldırdığımda o da bana bakıyordu. "Üşümüyor musun?" Diye sordum. "Yok üşümüyorum ama sen birazcık daha beklersen üşüteceksin geç içeriye geliyorum" dediğinde başımı iki yana salladım.

G KOLEJİ Bağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin