Bacaklarımı hissedemiyordum. Son turdayken artık dayanamıyordum, bu yüzden kendimi yere attım. Tabii Barçın durur mu?
Hemen elindeki sopayla uzattığım bacaklarıma vurdu:
"Kalk kalk! Hemen yenik düşemezsin!"
"Elinci tur... Elinci tur..." Ona oturduğum yerden baktım, yine boynum tutulmuştu.
"Anlıyor musun?" dediğimde, "Hadi hadi, son tur," dedi alayla.
"Yarım saat önce de son turdu, ağlıyazaaammm!" diye feryat ettim. Ayağa kalkmaya çalışırken bacaklarımın yorgunluğuyla öne doğru sendelendim. Kendimi tamamen yere atarken bir kol engel oldu. Barçın, belimden tutarak düşmemi engellemişti.
Hemen söze atıldım:
"Valla çok yoruldum... Açım... N'alor? Yeter, n'alor n'alor n'alor..." diye dolan gözlerle konuştum.
Beni bir sandalyeye oturttuktan sonra su şişesini getirdi. Bana suyu içirirken oldukça yavaştı.
"Tamam, bugünlük yeter. Zaten akşam yemeği hazırlanmıştır. Gidelim hadi," deyip su şişesini bıraktı ve elimden tuttu. Şaşırmıştım. Şaşkınlığım yüzüme vurmuştu ve Barçın bunu fark etmiş olmalı ki arkasına dönüp birleşmiş ellerimize bakarak,
"Yanlış anlama. Her an bayılacak gibi göründüğün için elinden tutmalıyım," dedi. Açıklamasına başımı salladım.
Simsiyah olmuş spor ayakkabılarıma bakarken istemeden iğrenmiştim. Koşarken sürekli düşüp tozlu yerlerde sürünmüştüm. O kadar yorgundum ki her an bayılabilirdim.
Barçın, eğitim boyunca ağlayışlarıma hiçbir şekilde yüz vermemiş, hep katı davranmıştı. 50 tur koşarken sürekli mızmızlandığım için bana daha fazla koşu cezası veriyordu.
Bugün Barçın'ın ne kadar ciddi ve soğukkanlı olduğunu fark etmiştim. Hep çatılı olan kaşları ve elindeki sopayla emir veriyordu. Bunu bir yandan hak ediyordum. Onu bugün tam anlamıyla bezdirmiştim.
Merdivenlerden çıkarken gözümü kapatarak yürüyordum. Tabii Barçın bunu fark edince:
"Gözlerini aç, merdivenlerdeyiz. Düşüp kendine zarar verebilirsin," dediğinde gözlerimi daha sıkı kapatıp elini daha sıkı tuttum.
"Korumaz mısınız? Eğitmenim değil misiniz? Size güvenmeyeceğim de kime güveneceğim?" diye art arda sıralarken:
"Tamam tamam, gözlerini kapat. Ben seni korurum," diye söylendiğinde açmadığım gözlerimi daha sıkı kapattım.
Barçın bir yerde durduğunda:
"Gözlerini açabilirsin, geldik," dedi. Gözlerimi hemen açtım. Benim odamın kapısında el ele öylece duruyorduk. İlk önce elimi çektim ve ağlamaktan kıpkırmızı olan gözlerimle ona döndüm.
"Bugünü asla unutmayacağım! Zalim!" diye bağırdıktan sonra hemen odaya girip kapıyı kilitledim. Bir yandan da söyleniyordum:
"İnsanım ya, insan! Niye hayvan muamelesi yaptın ki?"
Önce simsiyah olmuş ayakkabılarımı çıkardım. Sonra yeşil, tozlanmış eşofman takımımı. Saçlarımı da açtıktan sonra duşa girdim.
Hiçbir şey düşünmek istemiyordum. Mesela Ayaz Efe'yi... Ama yalnız kaldığım ilk dakikada hemen onu düşünüyordum. Bu beni yıpratıyordu.
Aile, sadece dört duvar içinde kan bağı bulunan insanlar mıydı? Yoksa her türlü derdine senden önce koşan, sana zarar verilmesini engelleyen miydi? Aile sıcak değil miydi? Ben niye bu kadar üşüyordum?
