❀
"Sonra ne oldu?"
"Sonra ne oldu?"
İki farklı kişiden gelen aynı soru ile Jisung sustu. Gözleri bir Felix bir Changbin'in üzerindeydi. Felix'i anlayabiliyordu. İkisi arkadaştı çünkü ve arkadaşının flörtü ile ne yaptığını merak ediyordu ama Changbin'i henüz çözebilmiş değildi. Üstü olan Chan’ın aşk hayatını merakla oturup dinlemek isteme sebebi neydi bilmiyordu.
"Bu kadar işte. Yemek yedik ve beni eve bıraktı."
"Nasıl ya?!" Felix'ten önce ortaya atılan Changbin elindeki cip kasesini masaya bırakmış ve koltukta arkasına yaslanmıştı. Önceki gün Minho, başkomiseri ikna etmekte başarısız olmuştu ama Changbin yine de ara sıra Felix'in yanına gelmeye çalışıyordu. Bu da o anlardan biriydi.
"Bunun için mi bize şirkette işim var diye çıktın evden?" Felix'in sorusu ile Jisung'un suratında bir gülümseme oluştu. "Ehe"
Felix onun bu cevabına karşılık gözlerini devirmişti. "Aptal." diye mırıldandı ve ayağa kalktı. Hemen peşinden de Changbin kalkmıştı. Bunu fark ettiği an bedenini ona doğru çevirdi. "Tuvalete gidiyorum." kaşlarını kaldırmış büyüğüne bakarken Changbin gözlerini kırpıştırmış ve geri oturmuştu yerine. Felix de onun bu haline gülüp gerçekten de tuvalete doğru ilerledi.
"Sen ne kadar süre böyle devam edeceksin? Chan çok uzun süremeyeceğini söylemişti." Jisung oturduğu koltukta Changbin'e doğru döndü. Chan'dan olabildiğince bilgi almaya çalışıyordu.
"Çok sürmez... Minho Hyung başkomiser ile görüştü dün. Adam o kadar mal ki, yeterli deliliniz yok demiş. Bu Changbin'in resmi görev tanımının ötesinde, onu özle güvenlik olarak kullanıyorsun falan filan işte. Şu an burada olduğumdan haberi yok yani. Minho Hyung birkaç gün daha idare edelim bir yolunu bulacağım dedi." omuz silkip önündeki cips kasesinden birkaç cips attı ağzına. Gayet rahattı. Çünkü Minho'ya güveniyordu. Eğer Minho sıkıntı yok dediyse sıkıntı yoktu.
"Anladım.." diye mırıldandı Jisung. Bu durum onun da stres olmasına sebep oluyordu. Konuyu şirkete açamamıştı çünkü aynı şey onlar için de geçerliydi. Ne kadar anlatsa da ortada kanıt olmadığı için şirket umursamayacaktı. Felix'in başına bir şey geldiğinde ancak harekete geçerlerdi ve Jisung bunu istemiyordu. "Peki Minho Hyung? O nasıl? Yani kolu işte."
Kısa bir an sessiz kaldı Changbin. Gün içinde karakoldaki Minho'yu düşündü. "Gerçekten kötü yaralanmış olmalı. Minho Hyung hareketli bir insan. Sürekli çalışır sürekli hareket eder ama dün karakolda resmen kitlendi. Ne zaman hareket ettirse belli etmemeye çalışsa da ağrısı olduğunu anlayabiliyoruz."
Jisung bir şey söyleyecekken Changbin aklına gelen ile yüzünü buruşturdu. "Başkomiser geldi dün. Minho Hyung da anlattı olanları ona ama adam sikine takmıyor tabi. Çıkmadan önce görüşürüz demek için Minho Hyung'un kolunu sıktı öyle gitti. Yüzünü görmen lazımdı düşüp bayılacak sandım kıpkırmızı oldu."
Changbin derin bir nefes alıp ellerini saçlarının arasından geçirdi. "Yüzü kireç gibiydi Jisung. O an bir şey demedi ama gözlerinden resmen acı okunuyordu. Başkomiser de sanki hiçbir şey olmamış gibi, gülümseyerek çıktı odadan. Nasıl bir vicdan anlamıyorum."
Jisung, Changbin’in anlattıkları karşısında şaşkınlıkla başını iki yana salladı. "İnanılmaz ya. Bir de bu adamların görevleri birbirlerini korumak değil mi? Yani ne bileyim, biraz saygı gösterir insan. Minho Hyung’un zaten yeterince sorunu var."
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Behind The Light | Minlix
FanfictionFelix'in hayatı, ışıkların altında mükemmel görünse de, karanlık bir gölge peşini bırakmıyor. Bir gece tehlike kapısını çaldığında, Minho ile yolları kesişir. Korku ve sırlarla dolu bu hikayede, güvene ve belki de aşka giden yolu birlikte bulabilece...
