❀
Felix'in kalbi hızla çarparken bir an için her şey durdu. Odadaki diğerleri telaş inde konuşurlarken o sadece sessizce durdu. İçindeki korku, çevresindeki karmaşadan daha fazla yer kaplıyordu. Ne yapması gerektiğini bilemiyordu. Her şeyin daha da karmaşıklaştığını hissediyordu.
Chan, Jisung'a biraz daha sakin olmasını söylerken, Minho hızla telefonunu çıkarıp birini daha aradı. Ne konuştuğunu duyamıyordu. Daha doğrusu duysa da anlamıyordu. Felix, gözlerini onlardan kaçırarak derin bir nefes aldı. Huzursuzdu. Bütün bu olaylar, önceki yaşananlar ve kargaşaların hiç de boş olmadığını gösteriyordu. Sanki labirentin içinde yolunu kaybetmiş ve bir duvara tosla İş gibi hissediyordu.
Jisung'un, 'Ya dün gece buraya gelmeseydik' cümlesi yeniden zihninde yankılandı. Bir anda korkusu sanki dahası mümkünmüş gibi iyice derinleşti. 'Ya ben de orada olsaydım…?' diye geçirdi içinden. Ölür müydüm? Öldürür müydü beni?
Minho telefonunu kapatıp, Jisung'a dönerek, "Her şey yolunda Jisung. Sıkıntı yok. Hepimiz iyiyiz tamam mı? Lütfen daha fazla bu şekile konuşup kimseyi panik olmasına sebep olma." dedi. Sözlerinin altındaki ima Felix içindi. Jisung konuştukça Felix'in nefes alış-verişleri hızlanıyordu.
Felix, hala kendi içinde kaybolmuşken, Jisung'un hızlı adımları arasında bir şekilde kendini bulmaya çalıştı. Bir şeyler söylemek istiyordu ama sesini bulamıyordu. Evet, ne düşündüğü ve ne yapması gerektiği netleşmemişti, fakat hissettiği tek şey… kesinlikle korkuydu.
Minho'nun gelip yanına oturması ile başını ona çevirdi yavaşça. "Felix, beni duyuyorsun değil mi? İyisin, İyiyiz. Sakin ol lütfen." dedi sesinde o rahatlatıcı tonla Ama Felix, Minho'nun söylediklerini duysa da anlamıyordu. Çünkü o an, kendisiyle birlikte sevdiklerinin güvenliğinden endişeleniyordu.
Minho'nun ne kadar güçlü olduğunu bildiği halde, hala bir şeylerin doğru gitmediğini hissediyordu. Bu kadar bilinmezle karşı karşıya olduklarında kimse güvende hissedemezdi.
Minho, derin bir nefes aldı ve tekrar konuştu Felix'e ulaşmak için. "Hiçbir şey olmayacak. Biz buradayız." parmakları öylece kendisine bakan oğlanın yanağını bulduğunda Felix başını hafifçe yana eğip yüzünü Minho'nun avucuna yasladı ve gözlerini kapattı. Bu derin ve sıkıntılı bir nefes vermesine sebep olmuştu. Minho da anında küçük bedenini kollarının arasına çekip sıkıca sarıldı ona.
Chan üzerine aldığı ceketini giyerken boğazını temizledi dikkati üzerine çekmek ister gibi. Minho Felix'ten uzaklaşırken Chan girdi lafa. "Ben Changbin'in yanına gideyim." dedi sakince. Tek ümidi Minho'nun ben de geliyorum dememesiydi ama tabiki gerçek olmamıştı. "Tamam ben de geliyorum bekle." diyerek oturduğu koltuktan ayağa kalkmış ama Felix'in onu bileğinden tutması ile durup ona dönmek zorunda kalmıştı. "Minho gitme. İzinlisin zaten. Benim yanımda dur lütfen. Diğerleri halledebilir."
Ortam sessizleşti bir süre. Chan gitmek için kapının önünde bekliyordu. Jisung da Chan'ın yanına kapıya giderken "Ben de çıkayım." dedi. Başında ufak bir sızı vardı ama bunu görmezden gelebilirdi. Herkesten önce endişeyle öne atılan Chan olurken "Nereye?" diye sordu.
"Şirkete gitmeliyim. Artık bu konuyu onlarla da konuşmam lazım. Felix'e koruma kararı çıkartmak için elimden geleni yapacağım. Ayrıca bu sıralar aşırı yoğun bir sürü programı var... Onları iptal ettirmeyi deneyeceğim. Biraz ara vermesi onun için daha iyi olur. Ben onun menejeriyim. Sizin kadar onun hayatından ben de sorumluyum. Yapmam gerekenleri yapmam lazım."
Sakince yapması gerekenleri anlattığında odadaki herkes hak veriyordu ona. Bu yüzden kimse sesini çıkarmadı. Chan kapıyı açarken "Bırakayım seni arabayla." demişti. Böylece Minho'nun evde kalışı kesinleşmişti. Çünkü ne Felix olay yerine gidebilirdi ne de Minho Felix'i tek bırakıp gidebilirdi.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Behind The Light | Minlix
FanfictionFelix'in hayatı, ışıkların altında mükemmel görünse de, karanlık bir gölge peşini bırakmıyor. Bir gece tehlike kapısını çaldığında, Minho ile yolları kesişir. Korku ve sırlarla dolu bu hikayede, güvene ve belki de aşka giden yolu birlikte bulabilece...
