Medyaya Lefu ve Berge temsilini koydum bakabilirsiniz, iyi okumalar.
⛓️⛓️
"Aaa! Yeter ama Berge biraz daha yersem kusucam artık."
Sabah olmuştu ve Berge bana kahvaltı yaptırıyordu. Ne kadar ben kendim yiyebilirim desem de kabul etmemiş kendi yedirmek için ısrar etmişti. Ben ise ısrarlarına dayanamamış 'tamam' demiştim ama o kadar çok yedirmişti ki biraz daha yersem bomba gibi patlayabilirdim.
"Yemek ye ki gücünü topla güzelim, miniğin buna ihtiyacı var." Cümlesinin sonunda göz kırparak sesini duymamla tekleyen kalbimi daha da heyecanlandırdı. Güzelim mi demişti o? Bana güzelim mi demişti? Sanırım bana güzelim demişti. Başımı öne eğerek kızardığını hissettiğim yanaklarımı gizlemeye çalıştım. Belki kalbimde biraz sakinleşirdi o deniz mavisi gözlerini görmeyince. "Sakin ol güzelim kalp atışların baya bi hızlandı." Gözlerimi kucağımdan kaldırarak ona baktım. Elindeki tepsiyi masanın üstüne bıraktı ve kucağımdaki ellerimi elleri arasına aldı, yüzünde ufak bi gülümseme ile. Gözlerimi gözlerinden ayıramadım, her zaman böyle oluyordu zaten, bir kez gözlerine sarıldığımda bir daha bırakamıyordum gözlerine bakmayı. İnsan uçsuz bucaksız denize bakmaktan sıkılır mıydı? Sıkılmazdı, onun gözleri de benim denizimdi.
Dünki konuşmamız hiç olmamış gibi davranıyordu. "Berge," Ben nasıl gözlerimi ondan ayırmıyorsam o da benden ayırmıyordu mavilerini. 'Hmm' diye bi mırıltı çıktı dudakları arasından. Gülümsedim, "İsmi Deniz olsun."
"Deniz mi? Neden?" Mavilerine bakmaktan kendimi alamadım, deniz gibi içine çekiyordu beni gözleri.
''Çünkü; deniz çok derin, uçsuz bucaksız. Denize girebilmek için yüzmeyi bilmen gerekir, bilmiyorsan boğulursun. Oldukça tehlikeli, ne olacağı belirsiz. Ama uzaktan izlersin sürekli, o mavilikten gözlerini alamazsın. Korkarsın ama hayranlık önüne geçer korkunun.''
Çünkü; gözlerin denizden farksız Berge. Çok derin, uçsuz bucaksız. Uzaktan izlemek yetmiyor, özgürce yüzmek istiyorum ama biliyorum: o denize doğru bir adım dahi atsam boğulurum. Daha denize ulaşamadan kalbim yakar beni, kül olurum. Sana ise benim küllerim uçuştuğunda dayanamazsın, kocaman deniz çölden ibaret olur. Ben kendimi kül etmeye razıyım da seni çöle çevirmeye razı degilim.
Ellerimi tutan sağ eli ile kısa bir an kafasını kaşıdı. "Gözlerin gibi.'' Sessiz kaldım, ben onu çöle çeviremezdim.
Gözlerini karnıma indirdiğinde yüzünde ufak bir gülümseme oluştu; dizlerime kadar gelen örtüyü çekerek bana temas etmemeye dikkat edip karnıma örttü. Sürekli karnımı izliyor, gece bile uykusundan uyanarak karnımı örtüyordu. Ne yaptığını sorduğumda ise 'üşürsünüz' diyordu. Her ne kadar anne karnında bir bebeğin üşümeyeceğini söylesem bile inanmamıştı. Yerimden hafifçe doğrularak dizine yasladığı eline uzandım. Bana şaşkın bir şekilde bakan gözlerinden gözlerimi ayırmadan örtüyü karnımdan uzaklaştırdım ve elini karnımın üzerine koydum. Yüzünde bi gülümseme peyda olurken elini kaldırarak üzerimdeki sweatshirtü yukarı çektim ve açıkta kalan karnıma elini koydum. Benim bedenimin aksine onun eli oldukça sıcaktı.
Yüzündeki gülümseme genişlediğinde neye bu kadar güldüğünü merak ettim. ''Neden gülüyorsun?'' Karnımdaki bakışları gözlerim ile buluştu.
''Sen karnında bi can taşıyorsun? Minicik bi bebek; elleri, ayakları, gözleri falan olacak. Bu, bu çok güzel, hayran kalınası.'' Bana hayran olmuş gibi bakan gözlere gülümsedim. Keşke karnımdaki bebek onun bebeği olsaydı diye geçirdim içimden. ''Sen, benim hayatımın mucizesisin.''
Herkesin laneti olan ben Berge'nin mucizesiydim.
Gülen gözlerine bakarken bende gülümsemeye başlamıştım ki kendimi tutamadığımda bi kahkaha peyda oldu dudaklarımdan. Berge'nin bakışları dudaklarıma kayarken o da dayanamayıp benim kahkahama eşlik etti. Kahkaha atmayı zorla durdurduğunda dudaklarında ufak bi gülümseme kaldı. "Sen neden gülüyorsun peki?"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
VEDA
Teen Fictionİstenmeyen, Azrail'in bile unuttuğu bir kadın. Bu kadına aşık bir adam. "Oyun oynuyoruz Lefu. Sen oyun oynamayı çok seversin."
