Annemin çığlıkları taktığım kulaklığa rağmen kulaklarıma ilişti. Annemin çığlıkları babamı ölü bulduğumuz gün ki çığlıklarını andırıyordu. Korku dolu bir hareketle kulaklıklarımı çıkartarak oturduğum yerden koşar adımlarla kalkıp annemin çığlıklarının geldiği odaya, kardeşimin odasına girdim.
Çığlık atmak istedim, belki hıçkırarak ağlamak. Yapabildiğim tek şey küçük kız kardeşimin kanlar içinde ki bedenine bakmaktı. Kalp atışlarım belki hızlandı belki de yavaşladı bilmiyorum ama o an kalp atışlarımın sonsuza dek durmasını istedim. Bedenime sanki bir elektrik verilmişti ve bedenim bir şoka girdiği için hareket edemiyordu.
Odanın köşesinde, kardeşimin oturup resim çizdiği sandalyenin gıcırdama sesi kulaklarıma sızarak beynimde yankılandı. Bedenimin girdiği şoktan kurtularak kafamı sesin geldiği yöne çevirdim. Babam kardeşimin sandalyesinde oturmuş bizi izliyordu, o ölmemiş miydi? Kafasını iki yana sallayarak bakışlarını bana çevirdi, gözlerinde ki nefreti net bir şekilde görebiliyordum. "Bunlar senin yüzünden oldu oğlum." Kafamı iki yana sallayarak kurduğu cümleyi reddettim. O benim yüzümden ölmüş olabilirdi ama Derya'nın ölümüyle benim ilgim neydi? "Eğer o kızdan vazgeçseydin ben de kardeşin de yaşıyor olurduk." Zaten üç sene boyunca onun ölümünden kendimi suçlu buluyordum şimdi de Derya'nın ölümünden kendimi suçlu bulmamı mı istiyordu? Babamın ölümünden ben suçluydum, Lefu'dan vazgeçmediğim için öldürülmüştü, Azmi Payidar tarafından. Üç sene içinde defalarca intihar girişiminde bulunduğum için yüzlerce psikologa götürülmüştüm ve bunlarda yetmiyormuş gibi altı ay boyunca Ruh ve Sinir Hastalıkları diye saçma bir hastanede yatırılmıştım.
Odanın açık camından gelen tıkırtıyla birlikte hem babamın hem de benim bakışlarım aynı anda cama çevrildi. "Senin yüzünden öldük biz Berge." Babamın sesi beni adeta kendime getirdi. Onlar benim yüzümden ölmüşlerdi, elinde susturucu takılmış keskin nişancı tüfeği tutan Azmi Payidar bunu doğruluyordu.
Azmi Payidar'ın hiçbir zaman yüzünden eksik etmediği, mide bulandırıcı gülümsemesi 14. Yaşımı lanetlediği gibi 17. Yaşımı da lanetledi.
Azmi Payidar'ın açık kahve gözleri Derya'ya sarılmış çığlıklar atarak ağlayan anneme döndü, bu sefer annemi nişan aldı. Bir avcının avını yakalamak için pusuda beklediği gibi bekledi, pozisyonunu bozmadan bakışlarını bana çevirdi, sol gözünü kırptı ve durduğu gecekondunun çatısında hareketlenerek, çatıya yasladığı ahşap merdivenden inerek gözden kayboldu.
Korku dolu bakışlarım Derya ve ona sarılıp ağlayan anneme döndü. Derya'nın sol kaşının iki santim üstünden onun canını alacak belki de almış olan mermi derisini delerek beynine saplanmıştı. Her şey birkaç saniye içinde gerçekleşmişti. Hızı adımlarla Derya'nın yanına koşarak kanlar içinde ki yüzünü avcumun içine aldım. Güzel yüzünü örten kurumuş kan tabakasını görse benim aylarca rüyama girdiği gibi onun da rüyasına girerdi muhtemelen. Dışarıdan gelen ambulans sesleri kulaklarımı doldurdu ve kısa bir an ambulansı kimin aradığını düşündüm. Annem koşarak kapıyı açtı ve sağlık görevlilerinin koşar adım içeri girdiklerini duydum.
Derya'nın kanlarla kaplı olan alnına minik bir öpücük kondurarak ne zaman aktığını bilmediğim gözyaşımı sildim. Eğer benim ağladığımı görürse ilk neden ağladığımı sorar sonra da koşarak bunu anneme söyler ve annemle bir olup benimle dalga geçerdi. Benim ağladığımı görmemesi lazımdı ki ona neden ağladığımı açıklamak zorunda kalmasaydım.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
VEDA
Genç Kurguİstenmeyen, Azrail'in bile unuttuğu bir kadın. Bu kadına aşık bir adam. "Oyun oynuyoruz Lefu. Sen oyun oynamayı çok seversin."