19

277 52 45
                                        

"Hadi uykucu, uyan artık."

Seungmin, yavaş yavaş duyduğu sesle gözlerini aralarken elini gözlerine siper etti, camdan gelen güneş ışınlarını engellemek için.

Parmaklarına dolanan parmaklarlar elini kavramış, üzerine yumuşak bir öpücük yerleştirilmişti Hyunjin tarafından.

Onun bu hareketine gülümsedi Seungmin ve bakışlarını uzun bedene çevirdi. Alışkanlıkla başını onaylarcasına sallarken aklına gelenlerle duraksadı.

O konuşabiliyordu?

Ama istiyor muydu?

İç çekerek bunun hakkında düşünürken Hyunjin onun düşen yüzüne bakıp kaşlarını çattı ve sahte bir sinirle konuştu.

"Hey. Ne düşünüyorsun öyle kara kara? Seni uyandırmaya ben gelmişim, mutlu olsana."

Onun söylediğine istemsizce kıkırdadı Seungmin ve kısık bir sesle mırıldandı.

"Tamam."

Kadifemsi sesi kulağına dolduğunda kendini tutamayıp küçüğün yüzüne eğilip burnunun ucunu öptü ve ayağa kalktı.

"Kalk bakalım. Kahvaltıya seni bekliyorlar."

Seungmin utançtan renk değiştirdiğini hissederken onaylar bir mırıldı çıkardı ve gözlerini kaçırıp yataktan kalktı. Üzerindeki aynı kıyafetleri görmek huzursuzca sesli bşr nefes vermesine neden olmuştu. Hyunjin tabii ki bunu da anlamıştı. Nasıl anlamazdı? O Seungmin'i çok iyi tanıyordu. Pis hissediyor olmalıydı.

"Lix'in dolabından istediğin gibi kıyafet alıp duş alabilirsin Seung. Ben geçiyorum, gelirsin."

Hyunjin gülümseyerek ona göz kırpıp odadan çıktığında yine kocaman gülümsemişti Seungmin. Hyunjin onu kendinden iyi tanıyordu.

Felix'in dolabından birkaç parça kıyafet alıp kendini banyoya attı ve sıcak suyun altına girdi.

Gözleri vücudunda yer yer edinmiş yaralar ve morluklara gittiğinde gözlerini kapatıp yutkundu.

Çok zor şeyler yaşamıştı. Çoğu zaman ölmek isteyeceği şeyler.

Şimdi bunları düşünemezsin Seung. Kurtuldun. Tekrardan onlarlasın. Chan hyung var, Hyunjin var..

Hızlı bir duş alıp giyinerek çıktıktan sonra odadan çıktı ve mutfağa ilerledi. Mutfaktan gelen kargaşa sesi orda olduklarını belli ediyordu.

İç çekerek kapının yanında durdu ve onlara baktı. Hepsi masaya yerleşmiş gülüşerek sohbetler ediyordu. Minho yanındaki Jeongin'in ağzına kahvaltılıklardan sokuştururken Chan da Felix'in tabağına bir şeyler koyuyordu. Yan yana oturan Hyunjin ve Jisung ikilisi yine bir şeyler hakkında atışırken Changbin'in gözleri Seungmin'i bulmuştu.

"Minnie. Günaydın. Gel hadi."

Hepsinin bakışları ona döndüğünde kısa bir an utanmıştı Seungmin. Sonuçta uzun zaman olmuştu. Geçip masadaki boş yere oturduğunda çarprazında, masa başında oturan Chan gülümseyerek onun saçlarını okşamıştı.

"İyi misin?"

Seungmin kendisine beklentiyle bakan büyüğüne bakıp gülümsedi ve tıpkı onun gibi bakan diğerlerinde de gözlerini gezdirip mırıldandı.

"İyiyim."

Onun sesini duyan herkes sanki rahatlamış gibi derin bir nefes verirken Jisung mutlulukla kahkaha atmış, Felix de ellerini çırpıp mutlulukla sağa sola sallanmıştı.

"Sesini duymak çok güzel hyung."

Jeongin içli içli büyüğüne bakıp gülümsediğinde Seungmin de ona gülümseyip çoktan tabağını doldurmaya başlayan Minho'ya döndü.

"Hyung, yeter."

Minho başını iki yana salladı.

"Ona ben karar veririm. Bunların hepsi bitecek. O tatlı yanakların geri gelecek."

Seung kıkırdayıp büyüğünü onayladı ve tabağına koyulanlardan yemeye başladı.

Kahvaltı faslı bitip salonda toplandıklarında Chan ellerini birbirine vurup dikkatleri kendine çekti.

"Evet. Size söylemek istediklerim var."

Bakışlarını tek tek hepsinin üzerinde gezdirirken gözleri parlıyordu.

"Şehrin biraz dışında büyük bir ev aldım. Tam hayallerimizdeki gibi kocaman, havuzu olan, hepimizin ayrı ayrı odası olacağı ve evet Felix, duvarları rengarenk boyayabileceğin bir ev."

Felix büyüğünün hatırladığı detayla gözlerinin dolduğunu hissederken dudağını büzüp kalktı ve Chan'ın dizlerine yan bir şekilde oturup yüzünü boynuna gömdü. Bebek gibiydi. Onun bu hali herkesi güldürmüştü.

"Biliyorum, her şey çok değişti. Hepiniz berbat şeyler yaşadınız."

Yutkunup bakışlarını küçüklerin üzerinde gezdirirken bir eliyle kucağındaki Felix'in sırtını okşuyordu.

"Ama her şey çok güzel olacak. Size söz veriyorum. Bundan sonra hiçbiriniz zarar görmeyeceksiniz, yalnız kalmayacaksınız. Sadece kabul edin. Benim size çok ihtiyacım var."

Gözleri istemsizce dolduğunda Felix başını geriye çekip büyüğüne baktı ve elini yanağına yaslayıp nazikçe okşadı.

"Ben kabuk ediyorum hyung. Yıllarca bunun hayalini kurdum zaten. Şimdi sizi bulmuşken asla bırakmam."

Tekrar sıkıca Chan'a sarıldığında bu sefer Jisung'un sesi duyuldu.

"Felix nereye ben oraya."

Chan ona da gülümseyerek baktı.

"Benim de yapacak daha iyi bir işim yok. Dövüşmekten sıkılmıştım."

Changbin de kabul ettiğini belli ettiğinde bu sefer gözler Seungmin'e dönmüştü.

"Şey.. ben varım."

"O zaman ben de."

Hyunjin de hemen Seungmin'in peşinden onayladığında herkesin bakışları sessiz kalan Minho'ya döndü. Minho onların bakışlarını görünce sesli bir nefes bırakıp geriye yaslandı.

"İyi tamam. Ama sebebi sadece bu adamın parasını yemek."

Eliyle Chan'ı gösterdiğinde küçükler buna kıkırdamıştı. Chan sessiz kalan ve yüzünde üzgün bir ifade olan Jeongin'e döndü.

"Biliyorum, güzel bir hayatın var. İyi bir ailen, okulun.. Ama senin de bir odan olacak ve istediğin zaman gelip bizimle-"

"Beni de kurtaramaz mısın Chan hyung?"

Onun söylediği herkesi şaşırtırken Chan kucağındaki Felix'i koltuğa oturtup Jeongin'in yanına geçti.

"O ne demek Jeongin?"

Küçük olan dolu gözlerini ellerinden kaldırıp büyüğüne baktı ve kısık bir sesle konuştu.

"Beni de o cehennemden kurtar hyung, lütfen."












Merhaba öncelikle 👉🏻👈🏻
Kim var kim yok bilmiyorum ama sizi özledim. Okunacağını da pek sanmıyorum ama olsun.

Bu bölüm gulkontratakta için🤭🥺
Kendisi beni instagramdan taciz edip duruyor da..

Neyse bayadır da yazmıyorum paslanmışım çünkü iki kelimeyi bir araya getiremedim. Lütfen beğenmiş gibi yapın 🙏

Hoşçakalın. Kendinize iyi bakın.

HiraethHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin