20

195 44 40
                                        

"Jeongin lütfen. Anlat bana ki sana yardımcı olayım. Sorun ne?"

Jeongin son yarım saatte yaptığı gibi yine derin bir nefes alıp Chan'ın boynundan geriye çekilmişti biraz.

Yarım saattir, ki Chan'a saatler gibi gelmişti, boynunda ağlıyordu küçüğü ve bu sinirlerini fazlasıyla bozmuştu.

"Hyung, sandığınız gibi mükemmel bir hayatım yok."

Minho sıkıntılı bir nefes verip ayağa kalktı ve elini ensesine atıp salonun ortasında turlamaya başladı. En güvende sanıkları minikleri bile neler diyordu böyle? Onlar nasıl buna izin vermişti?

"Yüzündeki... yara mı?"

Seungmin'in söylediğiyle herkesin bakışları kaşları çatık bir şekilde Jeongin'in yüzüne dönmüştü.

Yüzünde yara yoktu. Ama buruk bir gülümseme vardı Seungmin'e bakarken.

"Evet, hyung.. Ama o gün hastaneye karnıma yediğim yumruklar sebebiyle ağrıdan nefes alamadığım için gelmiştim, yüzümdeki yaralar için değil. Onlar acımıyordu."

Bir anda odanın ortasına çöken kasvet elle tutulur, gözle görünür cinstendi.

"Kim?"

Chan'ın dişlerinin arasından sorduğu soruyla ona baktı küçük olan. Alnındaki damarlar belirginleşmiş, elleri yumruk olmuştu. Jeongin'e bakmıyordu. Bakamıyordu. Nasıl bakabilirdi?

"Üvey babam. Beni çocukları olmadığı için evlat edindiler ama onların istediği tek şey bir varismiş, evlat değil. İstedikleri gibi bir çocuk olmam zaman aldı. Bunun için fazlasıyla zor kullandılar. Şimdi eskisi kadar değil çünkü sözlerinden pek çıkmıyorum. Çünkü sonuçları benim için ağır oluyor."

Herkes şok içinde onu dinlerken Minho sesli bir küfür savurmuş, Chan da başını ellerinin arasına almıştı. Sakinleşmesi gerekiyordu yoksa elinden bir kaza çıkması an meselesiydi..

Hayır sakinleşmedi. Hızlıca oturduğu yerden kakıp Jeongin'e baktı.

"Kalk. Gidiyoruz."

Herkes merakla büyüklerine bakarken Minho Chan'ı kolundan tutup durdurdu.

"Planın ne?"

"Gidip o piçin ağzını yüzünü dağıtacağım. Jeongin de eşyalarını alacak ve bir daha oraya asla dönmeyecek."

Jeongine hızlıca kalkıp Chan'ın önüne geçti.

"Hyung, buna gerek yok. Ben eşyalarımı alır gelirim gizlice zaten."

Chan hızlıca başını iki yana sallayıp küçüğün yüzünü avuçları arasına aldı.

"Hayır bebeğim. Her şey o kadar basit değil. O orospu çocuğunu bitireceğim."

Daha sonra Jeongin'in elini tutup diğerlerine döndü.

"Changbin, sen bizimle gel. Minho, siz de evde kalın. Ne olur ne olmaz."

Gözleri kısa bir an Seungmin'e kaydığında Minho onun demek istediğini anlamıştı. Seungmin şuan o şerefsizler tarafından aranıyor olabilirdi ve her şey çözülmüş değildi.

Büyüğü başıyla onayladığında üçlü evden çıkmış, arabaya yerleşmişti. Hâlâ sessiz sessiz arka koltukta göz yaşı akıtan çocuğa aynadan baktı Chan.

"Şşhh. Ağlama artık. Bundan sonra kimse dokunamayacak sana. İzin vermeyeceğim. Tamam mı?"

Jeongin aynadan ona bakıp hafifçe gülümseyerek başıyla onayladı.

Çünkü o Chan'dı. Sözünü tutardı.

Sonunda araba durduğunda bakışlarını büyük villada gezdirdi Chan.

"Hadi bakalım."

Arabadan inip küçüğün elinden tuttu ve eve doğru ilerledi. Kapıyı hizmetçi açtığında peşlerinde Changbin ile içeriye girmişlerdi.

Salona geldiklerinde elinde tablet olan adam kaşlarını çatarak bakışlarını önce birleşik ellerinde, daha sonra yüzlerinde gezdirmişti.

"Jeongin, kim bu arkadaşlar?"

"Jeongin, bu mu bahsettiğini herif?"

Chan da aynı meraklı tınıyla sorduğunda Jeongin onu başıyla onayladı. Gülümseyerek çocuğun beline elini yerleştirip kendine çektikten sonra yanağına küçük bir öpücük kondurdu.

"Git ve eşyalarını topla bebeğim."

Adam şok içinde ve kızgınlıkla karşısındaki adama bakarken elindeki tableti fırlatarak ayağa kalkmıştı.

"Kimsin sen?"

Jeongin bu ana şahitlik etmek istemiyordu o yüzden büyüğünün sözünü dinleyip hızlıca yukarıya koşturdu.

"Ben mi? Senin ecelinim."

Chan'ın yüzündeki psikopat gülümseme yerini korkunç bir ifadeye bırakırken karşısındaki herife sert bir kafa atmıştı.

Adam neye uğradığını şaşırırken yere düşmüş, Chan da üzerindeki yerini almıştı.

Changbin iç çekip merdivenlere yöneldi ve küçüğünün odasını bulup eşyalarını toplamaya yardım etti. Ellerinde bir bavulla on dakika sona aşağı indiklerinde Chan tekli koltukta oturmuş, bezle elinin üzerindeki kan lekelerini temizlerken yerde hareketsiz yatan adama küfürler ediyordu.

Bu görüntüyü ikisi de garipsemedi çünkü  söz konusu kendileri olduğu zaman, Chan bambaşka biri olabilirdi.

"Hadi hyung."

Changbin büyüğünü çağırıp elindeki bavulla arabaya ilerlerken Chan da küçüğüyle birlikte evden çıkmıştı. Jeongin'i kendisine çevirip yanağını okşadı.

"Artık güvendesin. Ben varken sana hiçbir şey olmayacak. Söz veriyorum."

Jeongin kocaman gülümsemesiyle büyüğüne sarıldığında Chan da gülümsedi ve kollarının arasındaki bedeni sıkıca sardı.








Vaay bende gelişme var.

Evet arkadaşlar minik ekmeğimizi de kurtardığımıza göre şunu söyleyebilirim ki bu kitabın finaline de yaklaşıyoruz.

Niye bilmiyorum ama bu kitapta shiplerden çok kardeşlik duygusuna yoğunlaşmış hissediyorum. O yüzden muhtemelen çok fazla ship momentları göremeyebilirsiniz.

Ve ve ve aktifliğimiz fena düşmüş ya. Sınır falan koymuyorum ama yorum okumayı seviyorum ve açıkçası yorum olmadığında fazla hevesim de olmuyor yazmak için. (Sanki her hafta bölüm atıyprum aq cşwmcşsmdşem)
Ama olsun siz yine de yorum yazın lütfen. Görmek istediğiniz sahneler varsa onları da yazabilirsiniz.

Neyse sizleri seviyorum. Kendinize cici bakın.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Jan 11 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

HiraethHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin