3.0

17 8 0
                                        

11.09.2022
Asaf'tan

Teoman, geri çekildi.

Attığı her adım, birbirini takip ederken beni de peşinden sürüklüyordu. Bileğimi saran parmakları sertti ve çarpıp geçtiği insanların aramıza girmesine izin vermeksizin beni yakınına çekmişti. Öyle sıkı tutuyordu ki, benim gibi kalın bilekli bir herifin bileğini bile böylesine sıkı kavramasına hayretler ederek beni sürüklemesine izin verdim.

Çünkü hiç de öyle geride kalıp, sürüklemesine karşı direnecek değildim.

Hatta beni orada bırakıp geri geri gitmeye başlamış olsaydı herhalde ona yapışıp hesap soran ben olurdum o yüzden, beni sürüklemesine keyifle izin verdim.

Deli kalbimin umut bulduğu şey de buydu işte.

Bardan çıktığımızda bileğimi bırakmadan sokak boyunca yürümeye devam etti. Soğuk hava yüzümü ısırmaya başladığında, Teoman omuzunun üstünden bana baktı ve "Nandesuka?" (Ne istiyorsun?) dedi.

Gözlerimi kırpıştırarak bakışlarına karşılık vermekten başka bir şey yapamadım çünkü onu anlamıyordum.

"Ai? Aijoo? Sekkusu?" (Aşk, sevgi, seks?) dedikten sonra biraz önce söylediğini tekrarladı. "Nandesuka?"(Ne istiyorsun?)

Kulaklarımdan geçenle, aklımdan geçen aynı şey miydi? Şaşkınlıkla, "Söylediğin bunca şey arasından anladığım tek şeyin seks olması beni onun düşkünü yapmasın ama Ryuuji, yaradan aşkına sen bana ne anlatıyorsun, gözünü seveyim Türkçe konuş ya!" diyerek ona yaklaştım ve ellerimi yakalarına çıkartıp onu yakalarından kavradım.

Derin bir nefes alarak gözlerini yakalarındaki ellerime indirdi ve "Mune dori," dedi. "Çift el yakadan tutuş," derken, gözlerini kaldırıp bana baktı. "Bunu unutma," derken, dudaklarını kıvrıldı ve hafifçe gülümsedi.

"Ruh hastası mısın sen ya?" derken, onu yakalarından sürükleyerek sırtını duvara çarptım ve ağırlığımı üstüne verdim.

"Canım yandı Asaf..." derken, sesi boğuk çıkmıştı.

"Senin davranışların da benim canımı yakmaya başlıyor artık..." dediğimde, kırgın bir bakışla bana baktı. "Bak işte," dedi. "Daha benimle olmadan parçalanıyorsun. Bir de benimle mi olmak istiyorsun?"

"Teoman..." dedim, derin bir nefes alarak. "Beni ya adam akıllı reddet ya da benim ol," derken, gözlerine baktım. "Tam şu anda, şimdi karar vereceksin. Beni kıran şey, sen değilsin senin yarattığın belirsizlik, ne yapacağımı bilemiyorum ki!"

Ağzımdan dökülenler bana mı aitti? Alkol ve gece yarısından sonra alınan o yanlış kararlar... Kafayı yemek üzereydim.

Teoman'ın yüzü şekilden şekle girerken, ağzından biraz Japonca biraz da Türkçe kelimeler dökülüp duruyordu. "Anata no? Olayım? Nani?"

"Ana no? Ne o? Benim demek mi?"

"Senin demek."

"Evet, senin ol," dedikten sonra sinirle başımı iki yana salladım ve "Ay, benim yani!" dedim hızla. "Of... Aklımı kaybettim resmen, bir adamı yakalarından yakalayıp bar sokaklarında duvarlara yaslayıp ya benimsin ya kara toprağın naralarıyla, benim ol diyorum... Bunlar benim ergenliğimin toksik ilişki kavramıydı, haberin olsun!"

"Ama Asaf," derken, Teoman'ın sesi tatlı bir tınıdaydı. Ayarlarımla oynuyordu bu herif, ben kafayı yemiş haldeyken o bana gülümseyerek bakıyordu. "...beni böyle tutarak kara toprağa sokamazsın."

"Allah allah? Nasıl kurtulacakmışsın? Bileğini mi tutuyorum sanki. Boğazına sarıldım be!"

Teoman alaycı bir ifadeyle gülümsedi.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: 13 hours ago ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

Juunintoiro | bxbHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin