Ay okuyan birkaç kişinin olduğunu bilmek beni nasıl mutlu etti. Hemen yeni bölüm yazdım.
Son 5 senede üniversiteden mezun oldum, hayatımda büyük kayıplar yaşadım, güzel bir işe girdim ama dönüp dolaşıp yine buraya geldim. Neden olduğunu bir ara anlatırım. Sizi çok tutmadan bölüme geçelim.
Artık bu hikayeye düzenli bölümler atılacak arkadaşlar :') 6 Senede yazım tarzım değişmiş olabilir, eleştiriye her daim açığım. Seviliyorsunuz.
---
Malikanenin devasa meşe kapısı, sanki bir kıyametin başlangıcını haber verir gibi ağır ağır içeriye doğru açıldı. İçeriden gelen loş sarı ışık, dışarıdaki sisli karanlığı bir bıçak gibi yardı ve Tom'un yüzündeki o saf nefreti bir kez daha aydınlattı. Hermione, Tom'un bileğine asılmış onu durdurmak için son gücüyle çabalarken, malikanenin holünde şaşkınlıkla onlara bakan bir adam belirdi.
Tom Riddle Sr., elinde gümüş bir içki kadehiyle öylece duruyordu. Karşısında kendi gençliğinin kusursuz bir kopyasını görmenin verdiği şokla kadehi elinden düşürdü; kristal parçaları mermer zeminde binlerce parçaya ayrıldı. Bu ses, sessizliği bir cam kesiği gibi yardı.
"Sen..." diye kekeledi yaşlı Riddle, sesi korku ve iğrenme karışımı bir tondaydı. "Sen de nesin? O ucube kadının gönderdiği bir hayalet mi? Defolun evimden!"
"Ucube değil!" diye kükredi Tom. Sesi sadece holü değil, tüm malikaneyi hatta Hermione'nin ruhunu titretmişti.
"Ben senin asla sahip olamayacağın, o korktuğun gücün ta kendisiyim!"
Tom, Hermione'nin cılız direncinin arasından sıyrılarak asasını havaya kaldırdı. Asasının ucunda, ölümün o meşhur ve göz alıcı yeşil ışığı belirdi. Oda bir anda zehirli bir zümrüt rengine boyandı; Hermione bu rengi gördüğünde nefesinin ciğerlerinde donduğunu hissetti.
"Tom, hayır! Bak bana!"
Hermione, düşünmeden ileri atıldı. Tom tam o lanetli kelimeleri, Avada Kedavra'yı fırlatmak üzereyken, Hermione kendini Tom'un göğsü ile asasının ucu arasına bir kalkan gibi bıraktı. Kollarını Tom'un boynuna doladı, yüzünü onun nane ve limon kokan göğsüne gömdü.
"Eğer onu öldüreceksen, önce beni yok etmen gerekecek!" diye bağırdı Hermione hıçkırıklar içinde. "Onunla beraber beni de parçala Tom çünkü o öldüğünde ben de yaşamıyor olacağım!"
Tom'un göz bebekleri dehşetle irileşti. Ölüm büyüsü, Hermione'nin başının sadece birkaç santim üzerinden geçerek arkadaki paha biçilemez vazoyu paramparça etti. Tom'un eli titredi; hayatında ilk kez birini yok etme arzusu, birini kaybetme korkusuyla bu kadar sert çarpışmıştı. Hermione'ye zarar verme ihtimali, babasına olan on yedi yıllık nefretinden daha ağır basmıştı.
O sırada baba Riddle, dehşet içinde arkasını dönüp holün karanlığına doğru merdivenlere kaçmaya çalıştı. Tom'un gözleri kaçan adamı gördüğünde, Hermione'nin varlığıyla bir anlığına bastırılan öfkesi tekrar patladı.
"Kaçamazsın!"
Tom, Hermione'yi tek koluyla yana doğru savururken asasını kaçan adama doğrulttu. Bu sefer yeşil değil, acının rengi olan kor gibi kırmızı bir ışık fırladı asadan. Büyü, Riddle Sr.'ın sırtına isabet ettiğinde adamın acı dolu feryadı malikanenin duvarlarında yankılandı. Adam dizlerinin üzerine çöktü, vücudu kontrolsüzce kasılmaya başladı. Tom onu öldürmemişti ama ona ölümü aratacak bir acı tattırıyordu.
"Tom, yeter! Dur yalvarırım!" Hermione tekrar Tom'un koluna yapıştı, tırnaklarını onun etine geçirdi. "Ona bak! O sadece aciz bir ölümlü! Senin ruhun ondan çok daha kıymetli, yapma!"
ŞİMDİ OKUDUĞUN
Falling // Tomione
Fiksi PenggemarJames Sirius Potter sessiz adımlarla taş binaya yöneldi, basamaklardan teker teker çıktı. Ahşap kapının önüne geldiğinde bebeğin yüzüne eğildi. "İyi olacaksın Herm teyze, acı çekmeyeceksin. Hatta zamanın sana verdiği kutsal görevle tüm ailelerin yar...
