-14-

95 12 10
                                        

İşte yeni bölümmmm...

-----

Dışarıdaki gri gökyüzü, binaların üzerine kesintisiz bir yağmur boşaltıyordu. Hermione ve Tom ise bu taş yığınının içinde hapsolmuş iki yabancı gibiydi. Aralarındaki görünmez gerilim, binanın rutubetli havasından bile daha ağırdı.

Tom, malikane gecesinden sonra daha da içine kapanmıştı. Gündüzleri nadiren odasından çıkıyor, çıktığında ise doğrudan kütüphanenin en karanlık köşesine çekiliyordu. Elinden düşürmediği o eski, deri ciltli kitaplar artık sadece basit büyülerle ilgili değildi; Hermione, onun bazen parşömenlere çizdiği karmaşık ve karanlık rünleri uzaktan görüyor, ruhunun bir parçasıyla o rünlerin neyi simgelediğini biliyordu. 

Ruhun parçalanması. Ölümsüzlük.

Bir akşamüstü, yemekhanede Bayan Cole'un sesi yankılandı: "Granger! Riddle! Merdivenlerin altındaki depoyu temizleme sırası sizde."

Tom masadan başını yavaşça kaldırdı. Bir Muggle'dan emir almanın verdiği saf tiksinti bakışlarından okundu ancak itiraz etmedi. Sadece buz gibi mavi gözlerini Hermione'ye dikti; bakışları, kızı bir suç ortağı olarak gördüğünü hissettiriyordu.

Deponun kapısı gıcırdayarak açıldığında, içeriye yılların tozu ve küfü yayıldı. Tom asasını çıkarmadı; henüz on yedi yaşında değildi ve yetimhanede iz bırakmak istemeyecek kadar temkinliydi. Elindeki eski gaz lambasını havaya kaldırarak deponun derinliklerini aydınlattı.

"Bu sefalet..." diye tısladı Tom, sesi duvarda asılı duran paslı aletler arasında yankılandı. "Bizi bu çürümüşlüğün içine hapsedenler, dışarıda sıcak yataklarında uyuyorlar. Ve sen Granger, beni bu sistemin içinde tutmak için o gece asanın önüne atladın."

Hermione, yerdeki eski kutulardan birini kenara çekerken ona döndü. 

"Seni bu sistemde tutmak için değil Tom, seni kendinden korumak için yaptım. O gece o kapıdan girseydin, bir daha asla buraya dönemeyecektin. Başka bir şey olacaktın."

Tom, lambayı yakındaki bir rafın üzerine bıraktı ve Hermione'ye doğru birkaç adım attı. Gölgeler yüzünde dans ediyor, onu her zamankinden daha tehditkâr gösteriyordu. "Başka bir şey..." diye tekrarladı. "Daha güçlü bir şey mi? Daha korkulan bir şey mi? Söylesene, senin o sakladığın hayaletler bana tam olarak ne dedi? Bir gün bu tozlu depolardan kurtulacağımı mı, yoksa dünyaya diz çöktüreceğimi mi?"

Hermione geri adım atmadı. "Benim hayaletlerim sadece düşüncelerimdi Tom ve düşüncelerim senin yalnız kalacağını söylediler. Etrafında binlerce kişi olsa bile, ruhunun bir çölden farksız olacağını..."

Tom aniden elini Hermione'nin yanındaki rafa dayayarak onu kapana kıstırdı. Nane ve limon kokusu, deponun ağır küf kokusunu bir anlığına yok etti. 

"Yalnızlık, zayıfların korkusudur," dedi Tom. Sesi artık bir fısıltıdan ibaretti ama her kelimesi birer kurşun gibiydi. "Benim için yalnızlık, sadece parazitlerin ayıklandığı bir arınma gibidir ama sen bir parazit değilsin, değil mi? O gece bana 'sadakat' sözü verdin."

Hermione, kalbinin atışlarını Tom'un duyabileceğinden korkarak yutkundu. 

"Ben sadakat sözü vermedim Tom. Kötü zamanlarında yanında olacağımı söyledim, bu sadakat sözü değildi."

"Aynı şey," dedi Tom, parmak ucuyla Hermione'nin omzundaki cübbe parçasını hafifçe düzelterek. 

"Benim yanımda olan, bana aittir. Benim olan, asla benden bir şey saklayamaz. O araştırmalarımı neden gizli yaptığımı sanıyorsun? Çünkü bu yetimhanedeki hiçbir beyin benim ulaştığım seviyeyi kavrayamaz. Ama sen o gece bir şeyi kavradın. Ruhun parçalanmasından bahsettin. Bunu nereden biliyordun?"

Falling // TomioneBağımlısı olacağınız hikayeler. Şimdi keşfedin